|
İsrail, Arafat’ı
Mandela Yapıyor
8.04.2002 /RADİKAL
Neşe Düzel’in
Ahmet Davutoğlu İle Röportajı
İsrail baskı
yaparak bir kahraman yaratıyor ve uluslararası
vicdanlarda yeni bir Mandela doğuyor. Arafat adaletin
sembolü oluyor İsrailliler, Arapların hakkını
gaspettiğini düşünmüyor. 'Bize ait toprağa iki bin
yıl sonra geldik, Tanrı bize bu toprağı geri verdi'
diyorlar. Filistin-İsrail sorununu ancak uluslararası
hukuka saygılı bir irade çözebilir. Böyle bir irade
olabilecek ABD, bu hukuka saygı göstermiyor.
Ortadoğu savaş
alanına döndü. Bu savaş kaçınılmaz mıydı yoksa
iki tarafın liderlerinin ya da bir liderin hatasından
mı patlak verdi?
Savaş kaçınılmazdı.
İki taraf da bir gerilim süreciyle bu savaşa sürüklendi.
Özellikle İsrail barış sürecini durdurma ve
gerilimi artırma yönünde bir irade kullandı.
İsraillilerle
Filistinliler arasındaki en büyük anlaşmazlık ne?
Hangi noktada takılıyor barış?
En büyük anlaşmazlık
konusu Kudüs. Kudüs sorunu çözülmedikçe İsrail-Filistin
sorunu çözülmez. İsrail'le Filistin arasında beş
temel sorun var. Bir, Kudüs'ün nihai statüsünün ne
olacağı. İki, kendi içinde bütünlüğü olan
entegre bir Filistin devletinin doğuşu meselesi. Üç,
Filistinli mülteciler sorunu. Dört, Yahudi yerleşimciler
meselesi. Beş, ekonomik kaynakların ortak kullanımı.
Eğer Birleşmiş Milletler'in kararı geçerliliğini sürdürseydi
ve bu kararı referans alan 1993 Oslo barış süreci
devam etseydi, İsrail 1967'de işgal ettiği bölgelerden
çekilecekti. Bu, İsrail'in Doğu Kudüs'ten de çekilmesi
demekti. Böylece 1999 yılı itibarıyla bir Filistin
devleti kurulacaktı ve Kudüs'ün nihai satüsü konuşulacaktı.
Ama İsrail 1999'ta
bu nihai noktaya gelindiğinde, Oslo barış sürecini
durdurdu. Filistin bölgesinde Yahudi yerleşim
merkezleri kurmayı sürdürdü. Kudüs'ün etrafını
Yahudi yerleşimleriyle çevirdi. Böylece entegre
Filistin devletinin kurulması zorlaştı.
Filistin-İsrail
anlaşmazlığını çözmek imkânsız mı?
Filistinlilerle İsraillilerin
kendi başlarına sorunu çözmeleri mümkün değil. Bu
sorunu çözmek için uluslararası hukuk normlarına
saygılı bir uluslararası irade lazım. Ne var ki
uluslararası irade olabilecek Amerika şu anda
uluslararası hukuka saygı göstermiyor. İsrail, 11
Eylül'ün yarattığı terörizmle mücadele havasından
yararlanıyor. 11 Eylül yaşanmasaydı, İsrail barış
masasına dönmek zorunda kalacaktı. Çünkü Amerika,
Filistin devletini tanıması konusunda İsrail'e baskı
yapıyordu. Şaron'u da kendisine çok muhatap almıyordu.
Ama 11 Eylül'den sonra Amerika Şaron'un politikalarına
yeşil ışık yaktı. 11 Eylül atmosferi İsrail-Filistin
savaşını tırmandırdı.
İsrail Filistin'le
arasındaki sorunun nasıl çözümlenmesini istiyor?
Kudüs'ün İsrail
devletinin ebedi başşehri olmasını istiyor. Bu
noktada verebileceği taviz, Müslümanlarla Hıristiyanların
Doğu Kudüs'te ibadet etmelerine serbestlik tanımak.
Filistinliler nasıl
bir çözüm öneriyor?
Filistin, İsrail'in
1967 işgalinden önceki sınırlarına çekilmesini,
tarihi Doğu Kudüs'ü Filistin egemenliğine terk
etmesini istiyor. Filistin'in verebileceği taviz,
tarihi Kudüs'ün Yahudilerce kutsal olan kısmında İsrail
egemenliğinin devam etmesi. Mültecilere gelince, İsrail
Filistinli mültecilerin Doğu Kudüs'e geri dönmesini
kabul etmiyor. Dönmeleri halinde İsrail'in Yahudi
karakterinin bozulacağını düşünüyor. Mülteciler
ancak Batı Şeria'ya dönebilir diyor. Ayrıca İsrail,
kurulacak Filistin devletinin İsrail'in güvenliğini
tehdit etmeyecek, İsrail'e bağımlı, askersiz bir
devlet olmasını istiyor. Bunun için de Yahudi yerleşimcilerin
Filistin bölgesinden çıkmasını istemiyor. Çünkü
Yahudi yerleşim bölgeleri orada kaldıkça, vatandaşının
güvenliğini gerekçe göstererek İsrail her an
Filistin'i işgal edebilir. Filistinliler ise tam bağımsız
bir devlet kurmak istiyor. Ekonomik kaynakların ortak
kullanımında İsrail bugünkü durumun devamını
istiyor. Bugün İsrail, Filistin'e ait Batı Şeria'daki
su kaynaklarının yüzde 80'inini kullanıyor.
Filistin lideri
Arafat, Clinton'ın ABD Başkanlığı döneminde o
zamanki İsrail Başbakanı Barak'la Camp David'de buluşmuştu.
Oradaki önerileri Barak kabul etti ama Arafat reddetti.
Niye reddetti?
Camp David'de
Arafat'a çok iyi bir proje sunuldu sanılıyor. Öyle
değil. İsrail, daha önce bu sorunla ilgili Birleşmiş
Milletler kararları yokmuş, Oslo barış süreci sanki
yaşanmamış gibi pazarlığı sıfırdan başlatmak
istedi. İsrail bunu hep yapıyor. Önce barış sürecini
durduruyor ve problemli alanlarda avantaj elde etmek için
zaman kazanıyor. Sonra tekrar bir barış süreci başlatıyor.
Camp David'de de böyle oldu. İsrail yepyeni
tekliflerle geldi. Bunlar entegre Filistin devletinin
kurulmasını sağlayacak teklifler değildi. Filistin'e
Doğu Kudüs'te sadece bir ofis açma hakkını tanıyordu.
Kudüs'ü de kendi ebedi başşehri ilan ediyordu.
Filistin devletinin askersiz olmasını öngörüyordu
ve mültecilerin kendi topraklarına dönme hakkını
kabul etmiyordu. Yani Filistinlilerin 1949'daki BM kararından
bu yana uluslararası hukuk alanında elde ettiği bütün
hakları ortadan kaldırıyordu. Üstelik Kudüs ne Müslümanların,
ne Filistin'in ne de Arafat'ın tek başına taviz
vermeye yetkili olduğu bir sorun değildir.
Kudüs sorununu
çözmekte kim yetkili peki?
Şu anda bir
muhatap yok ama Arafat, Müslüman dünya, Araplar ve
Filistinliler adına böyle bir tavizi veremez. Kudüs Müslümanların,
Yahudilerin ve Hıristiyanların ortak problem alanıdır.
Zaten Amerika da Kudüs'te bir egemenlik paylaşımına
gidilmesini öngörüyordu. Mescid-i Haram'ın üstünde
Filistin egemenliğini, altında Ağlama Duvarı'nda ise
Yahudi egemenliğini öngörüyordu. Burada Arafat'ın
yapacağı şey, uluslararası hukukun gereğini söylemektir.
Uluslarası hukuk da bugüne kadar Filistin'den yana
kararlar almıştır. Zaten Camp David'deki tekliflere
Arafat dışındaki bir başka Filistin lideri de evet
diyemezdi.
Beyrut'ta yapılan
son Arap zirvesinde de Arap ülkeleri İsrail'e bir barış
önerisinde bulundu. İsrail 1967 öncesi sınırlarına
çekilecek, bütün Arap ülkeleri de onun varlığını
kabul edecekti. Böylece Araplar yıllarca varlığını
reddettikleri İsrail'i tanıyacaklardı. Ama İsrail bu
barış önerisine tanklarını Filistin'e sokarak cevap
verdi. İsrail barış önerisine niye böyle savaşla
cevap vermeyi tercih etti?
Çünkü barış sürecine
kaldığı yerden devam etmek istemiyor. Zaman kazanmak
istiyor.
İsrail 1967 öncesi
sınırlarına niye çekilmek istemiyor?
1967 öncesi sınırlara
çekilmek demek, İsrail'in tarihi hak talep ettiği Kudüs
ve Batı Şeria'dan geri çekilmesi demek. İsrail
teolojik bir devlettir. Teolojik argümanın temelinde
de bu toprakların seçilmiş bir toplum olan İsraillilere
tanrı tarafından vaat edildiği inancı vardır. İngilizler
İsraillilere bir ara Uganda'da devlet kurmalarını
teklif etmişlerdi. Niye Afrika'daki boş alanlara
gitmediler de buraya geldiler? İsrailliler, Arapların
hakkını gaspettiklerini düşünmüyor. Bizim olan bir
toprağa iki bin yıl sonra geldik. Tanrı bize bu toprağı
geri verdi diyorlar. Bunun tanrısal iradeyle gerçekleştiğine
inanıyorlar.
Radikal dinciler,
İsrail bu topraklardan çekilirse, seçilmiş millet,
vaat edilmiş topraklar argümanının ve İsrail
devletinin kuruluş felsefesinin yok olacağını düşünüyorlar.
İsrail ordusu,
Ramallah'taki karargâhında Yaser Arafat'ı kuşattı.
Şu anda onların elinde rehine durumunda. Ama biz garip
bir olayla karşılaştık. Bundan üç ay önce
Filistin'in özgür devlet başkanı Arafat siyasi ölüme
çok yaklaşmış bir liderdi. Filistinli gruplara söz
geçiremiyordu. Otoritesi yok olmuş gibiydi. Ama bugün
kuşatma altında Filistin'in tek lideri, en büyük
kahramanı ve dünya siyasetinin bir numaralı figürü
oldu. Nasıl oldu da kötü duruma düşmek Arafat'a
siyaseten bu kadar yaradı?
Öyle bir dünyada
yaşıyoruz ki, yerel ölçekte yaşanan bir
adaletsizlik veya baskı bir anda küreselleşebiliyor.
Yerel bir direnişçi küresel bir kahraman haline
gelebiliyor. Arafat da, uluslararası vicdanın ortaya
çıkmasıyla birlikte gittikçe Mandela benzeri bir
imaj oluyor. Barış yanlılarının kahramanı haline
geliyor. Dünyada kim uluslararası düzenin işleyişinden
memnun değilse, bu düzenin karşısında duran mağdur
aktöre yakınlık hissediyor. Şu anda Arafat mağdur.
İsrail baskı yaparak bir kahraman yaratıyor. Arafat
adaletin sembolü oluyor. Neredeyse bir Mandela doğuyor.
Odasında güçsüz ama imaj olarak güçleniyor. Arafat
eğer öldürülmez veya sürülmezse, orada kaldıkça
güçlenecek. Arafat'ın Filistin halkının iç
organizasyonu konusundaki hataları bile artık unutuldu.
Arafat bir şeyi kurarken belki o kadar başarılı değil
ama, bir baskı karşısında güçlü bir direnişçi.
Oysa İsrail dize getirilmiş bir Arafat ister karşısında.
Sizce Arafat dize
gelir mi?
Zannetmiyorum. İsrail'e
yakın bir lider çıkartılsa ve onunla anlaşma yapılsa
bu İsrail için optimum sonuç olur. Ama böyle bir
Filistinliyi bugüne kadar bulamadılar. Çünkü
muhatabın sadece İsrail'in ve Amerika'nın nezdinde değil,
Filistin halkı nezdinde de kredibilitesinin olması lazım.
Arafat dışında şu anda böyle bir lider yok. Çıkması
da zor. Eğer Arafat öldürülürse ki, bu İsrail için
çok kötü olur, Filistinli örgütler daha da
kenetlenir, bu durumda Arafat'tan sonra çıkabilecek
bir lider Arafat'ın bulunduğu yerden geri adım atamaz.
Halk nezdinde bir kahramandan sonra o tavizi veremez.
Şaron güvenli bir
ülke sözü vererek işbaşına geldi. Ama İsrail
devleti tarihinin en güvensiz dönemini yaşıyor. İsrail
halkı her an bir yerlerde öldürülme, bir canlı
bombayla birlikte patlama tehditlerine ne kadar
dayanabilir?
Güvenliği adil
bir barışla değil de şiddet ve güç üzerinden
kurmaya çalıştığınızda güvenliği yok
ediyorsunuz. Şiddet karşı şiddeti getiriyor. İsrail
tarihinin en güvensiz dönemini yaşıyor. Bu politika
uzun süremez. Eskiden on Filistinli karşılığında
bir İsrailli ölürken, bugün dört İsrailli ölüyor.
Arafat'ı gözden
çıkaran Amerika başka Arap liderlerle görüşmek üzere
bölgeye dışişlerini bakanını gönderiyor şimdi.
Amerika ilk başta barışa bile o kadar istekli görünmüyordu.
Amerika Filistinlilerin ezilmesini mi istiyor?
Amerika Filistin'in
bileğinin bükülmesini ve gelişmelerin olgunlaşmasını
bekliyor. ABD, barış şartlarının olgunlaşması için
Bosna'da üç sene katliama göz yumdu. Filistin tarafının
bileği öyle bükülecek ki, barış süreci bu noktada
başlatılacak ve Camp David'deki şartlardan belki de
çok daha zor şartlarda bir barış Filistin'e dikte
ettirilmeye çalışılacak. Ama şu da var, İsrail
uluslararası meşruiyetini kaybediyor. Dünyada herkes
İsrail'e tepki gösteriyor. Amerika ve İsrail terör
kavramını kullanarak istedikleri yöntemi meşru kılmaya
çalışıyorlar. Savaş hukukuna bağlı kalmıyorlar.
Bir de Türkiye'nin
durumu var. Tam savaşın en kızgın anında İsrail'le
büyük bir tank anlaşması imzaladık. Sanırım bu
anlaşmayla Arapları kaybettik. Niye Türk devleti bu
kadar kritik bir anda böyle bir anlaşma imzaladı?
Özellikle askeri
alanda Türkiye-Amerika ilişkileri İsrail üzerinden
gerçekleşiyor. Ama bu üçgen bizi Ortadoğu'da yalnızlaştırır.
Diyelim ki tank anlaşması çok gerekliydi. Ama
zamanlaması çok yanlış oldu. Bazı şeyler kısa dönemde
çok ciddi bir çıkar sağlasa da uzun dönemde sizi öyle
bir çıkmaza sokar ki, tank işi de böyle. Dünya,
televizyondan İsrail tanklarının Filistin'e girdiğini
görüyor. Arapların zihninde bu tanklar Türk tanklarıyla
özdeşleşebilir. İsrail'in savaşmasında Türkiye'nin
payı oldu diye bir kanaat yerleşir. Cezayir'de
50'lerde yaptığımız hatanın, bize o toplumlar
nezdinde neler kaybettirdiğini unutmamalıyız.
Peki Filistin ve İsrail
barış istiyorlar mı yoksa her iki tarafın lideri de
barıştan hoşlanmıyor mu?
İkisi de barışa
çok yakın isimler değil. Biri asker, diğeri direnişçi.
İkisi de kendi istedikleri şartlarda barış olsun
istiyor. Uzlaşma bu açıdan çok güç.
Savaşmak barışmaktan
daha mı kolay Ortadoğu'da?
Ortadoğu'da değil,
bütün dünyada öyle. İnsanoğlu'nun tabiatında var
bu. Geçen beş yüzyılda bütün büyük savaşlar
Avrupa'da oldu. Batı barışı seviyor, Ortadoğu
hakları kanı seviyor yanılmasını bırakmak lazım.
Avrupalılar savaşlardan yorgun düştüler.
Ortadoğu henüz
savaşmaktan yorulmadı mı?
Evet, o denilebilir.
Ama savaşın şartlarına bakılmalı. Eğer Ortadoğu'da
barış olmuyorsa, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra
devredilen mirasa bakmak lazım. Ortadoğu'da hangi sınırın
tabii bir yanı var ki. Osmanlı'da entegre olmuş bölgeler
birbirinden suni ayırımlarla koparılmış. Irak'la
Kuveyt niye savaşıyor? Kuveyt diye bir devlet tarihte
hiç olmadı. İngilizler oradaki petrolü kendilerine
bağlı kılmak için orada ayrı bir şeyhlik kurdular.
Ya ürdün'le Suriye arasındaki ihtilaf. Şam ile Amman
iki komşu şehir. Eskişehir ile Bursa gibi. Tarih
boyunca birbirlerinden hiç ayrılmamışlar. Peki Türkiye
ile Suriye niye ihtilaflı? Halep ve Gaziantep Asurlular
döneminde bile bu kadar kopuk değildi. Ortadoğu'da
bunlar yetmiyormuş gibi bir de dışarıdan İsrail
devletini kuruyorsunuz. Bu ülkelerin birbirlerine olan
düşmanlıklarını onlara silah satmak için körüklüyorsunuz.
Sonra da burada niye problem çıkıyor diye
soruyorsunuz. Evet Arapların, Ortadoğuluların
ekonomik ve siyasi becereksizlikleri var ama bunlar savaşmak
için neden değil.
Ortadoğu'da sınırlar
yeniden çizilemeyeceğine göre bu çatışmalar, savaşlar
hiç bitmeyecek mi?
Çatışmalar
ancak ulus-devlet üstü entegrasyonlarla çözülecek.
Bu bölgede ekonomik entegrasyonlar gerekli. Suriye ile
Türkiye arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesiyle
savaş ihtimali minimize olur. Çünkü Antep'le Halep
birbirinden alışveriş yaparken, halkları asker gönderip
niye savaşsın. Ya da Diyarbakır ile Bağdat arasında
TIR'lar gelip giderken, Türkiye Kuzey Irak'taki bir oluşumdan
niye korksun. Türkiye Irak sınırında da yapaylıklar
var. Böyle bir sınır tarihte yok. Kuzey güney savaşı
yaşayan ABD'nin de ancak ekonomik entegrasyonla bütün
haline geldiğini hatırlayalım.
© 2002 İktibas |