Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 281 Mayıs 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  
Değerlendirme
Çeviri
Lokal Etkinlik
Güncel
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

 

Mehmet Ersoy/KÜTAHYA

Bir hatayı düzeltmek için mektup yazma duyarlılığını gösterdiğinizden dolayı sizlere teşekkür ediyoruz. Ancak hata olarak değerlendirdiğiniz konuyu yeniden düşünmenizi istiyoruz. Mektubunuzda belirttiğiniz gibi önceleri abone olan iki dergiyi bedava alıyordu şimdi ise üzeri fiyatından abone bedeli belirlemiş diyorsunuz. Üzeri fiyatından abone bedeli belirlenirken, peşin ödeyenlere istedikleri kitaplar adreslerine teslim edilmek üzere gönderileceği belirtildi. Bunun külfeti iki sayının bedelinden daha fazla bir maliyet getirmesine rağmen, kitapların okunabilmesi için buna katlanmayı değer bulduk. Bu vesile ile okuyucumuzun kitaplığına da bir kitap daha koymayı istedik.

Son yıllarda okuma oranının en asgari rakamlara düştüğü Türkiye’de yayıncıların bir defada bin adet bastıkları kitapların yarısını dahi pazarlayamadıklarını düşünürseniz, durumun ciddiyetini anlayacağınızı umarız. Her yazar okuyucuyla buluştuğu zaman amacına ulaşır. Biz de okunmak için yazıldığına inandığımız ve okumaya değer bulduğumuz eserlerin okunması için bu yöntemi uygun bulduk.

 Amacımız doğruların insanlara ulaşmasını sağlamaktır. Ercümend Özkan’ın da yaşadığı sürece, tek amacı bu idi. "Benim bildiğim doğrular benimle mezara gitmesin. Bunlara insanların ihtiyacı vardır. Bunlara mezarda ne benim ne de börtü böceklerin ihtiyacı olmayacak" diyordu. Bizlerde bu isteğin hedefine ulaşmasını istemekten başka bir amacımızın olmadığını bildirerek sorularınıza geçmek istiyoruz.

Soru-1- Kur’an’da geçen namaz vakitleri hangileridir?

Cevap : Kur’an’da geçen namaz vakitleri sorulurken, sanki Kur’an da geçmeyen namaz vakitleri de varmış gibi bir anlayışı çağrıştırıyor. Kur’an müslümanın "Hayat bilgisi" kitabı olduğuna göre Namaz gibi temel bir konuda elbette ilk baş vurulması gereken  kaynak olacaktır. Nisa suresinde namazın kısaltılmasından bahsedilirken (101-103) "Huzura kavuşunca namazı dosdoğru kılın; Çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır." buyuruluyor. Vakitleri belirten ayetler ise şunlardır: (Ey Muhammed!) "Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini överek tesbih et. Gece saatleri ve gündüzün iki ucunda da tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin"(20/130). Bu iki ayette geçen "güneşin doğuşu ve batışından önce" ifadesi sabah ve ikindi vaktine; "gece secdelerin ardından da" ifadesi yatsı namazına taalluk ederken; "Gündüzün iki ucu" da öğle ve akşam namazlarına taalluk etmektedir. "Sizler akşamlarken (akşam ve yatsı) ve sabahlarken (sabah), günün sonunda (ikindi) ve öğleye eriştiğinizde (öğle) göklerde ve yerde övgü kendisine mahsus olan Allah’ın şanı yüceltilir"(30/17-18). Bu ayette de beş vaktin tek tek ifade edildiğini edildiğini görüyoruz. Bununla birlikte, birde İsra suresinde: Gündüzün güneşin eğilmesiyle başlayan "öğle vaktinden gece kararana kadar namaz kıl. Sabah okumasını da. Sabah okuması görülmeye değer şeydir" ifadesiyle öğleden sabaha kadar bütün gün yapılan ibadetleri bir defada ifade edecek biçimde sıraladığını görüyoruz. Buna peygamberimizin şahsına mahsus olan gece namazını da ilave etmektedir: "Yalnız sana mahsus olmak üzere geceleyin O’nun için (namaz kılmaya) uyan. Belki de Rabbin seni övülecek bir makama yükseltecektir" (17/79).

Namaz, insanı ruhen eğiten, olgunlaştıran ve bütün kötülük ve aşırılıklardan alıkoyan bir ibadet olması nedeniyle bütün ümmetlere aynı minval üzere farz kılınmıştır. Allah insanın fıtratı üzerinde herhangi bir değişiklik yapmadığına göre temel ibadetlerde de bütün İslam ümmetinde aynı olacağına inanıyoruz. Henüz yeni dünyaya gelmiş olan İsa(a.s) ı Meryem validemiz kucağında taşıyarak kavmine gelince; kavminin iğneleyici sözlerine Allah’ın izniyle İsa (a.s) şöyle cevap veriyor: "Ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Sağ oldukça bana NAMAZ kılmayı, zekatı vermeyi, ve anneme iyi davranmamı öğütledi. Beni asi bir zorba kılmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün bana selam olsun" dedi. (19/30-33).

"Ey Muhammed!) kitapta İsmail'i de an; o sözünde doğru bir kimse idi. Tarafımızdan gönderilmiş bir peygamber idi."

"Çevresinde bulunanlara NAMAZ kılmalarını, zekatı vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermiştir." (19/54-55)

Bununla beraber Ortadoğu Coğrafyasında gelen bütün peygamberlerin atası olan Hz. İbrahim (a.s) şöyle dua ediyor.

"Rabbim! Beni ve soyumu NAMAZ kılanlardan eyle. Rabbimiz bu duayı benden kabul buyur." (14/41)

Bu ayetlerden öğreniyoruz ki Allah’ın gönderdiği bütün peygamberler ümmetlerine namaz kılmayı, zekat vermeyi ve oruç tutmayı (2/183) emretmişlerdir. Son peygamber Hz. Muhammed (a.s) ise 23 yıllık peygamberlik hayatının son 10 yılını devlet olarak yaşamış; toplumun önünde cemaatle namazlarını eda etmiştir. Böylece namaz, oruç, hacc, zekat gibi İslam’ın şiarı olan ibadetler bütün yönleriyle topluma öğretilmiş, bilinmeyen bir yanı kalmamıştır. Kur’an da zikredilen ayetlerin hayata tatbikinin, peygamberin eliyle yapılmış olması, ondan neyin anlaşılması gerektiğini ortaya koymuştur. Böylece kalbinde eğrilik bulunup (3/7) fitne çıkarmak isteyenlerin yolları kesilmiştir.

Ana vakit olarak birleştirilir ise gündüz namazları öğle ve ikindi, gece namazları da akşam ve yatsı olmak üzere bu dört vakit birleştirilerek iki vakitte de eda edilebilir ki bunun imkanını da yine peygamberimiz göstermiştir. Öğle ikindi bir vakitte Cem-i takdim veya tehirle kılınmış; akşam ile yatsı da yine Cem-i Takdim veya Tehirle kılınmıştır. Üçüncüsü ise fecr namazıdır ki bunun zamanı asla yerinden oynatılmamıştır. Birleşik kılınınca üç, ayrı ayrı kılınınca beş vakit farz olan namaz vardır. Bunlara gece namazını da ilave ederseniz ki (bu ikisi nafiledir) namaz kılma vakti 24 saatte 7’ye çıkmış olur.

Konunun başında naklettiğimiz ayetler, bize sabah da akşam da, gece de gündüz de Allah’ı anmanın en büyük bir iş olduğunu beyan etmektedir. Yapanı şerefli kılar. Biz bütün şerefimizi Yaratan Allah’a borçluyuz. Şerefli olmak isteyenler de şerefi Allah’ın yanında aramalıdırlar. Çünkü tümüyle şeref Allah’a aittir. O onunla dilediğini şerefli kılar. Rabbine kulluğu terk edenler ise aşağıların aşağısıdır. Allah’a kul olma şerefinden çok uzaktırlar.

Soru –2- Namazlarda okunan "Tahiyyat" duası peygamberimiz tarafından namazda okunmuş mudur? Bunu araştırarak bilgi verirseniz memnun oluruz.

Cevap : Bu hususta Abdullah İbni Mes’ud (R.A) peygamberimizden şöyle nakletmektedir: "Peygamberimiz(A.S) ile namaz kıldığımız vakit "Esselamü alallah, Esselamü ala Cibriyle ve Miykaiyle, esselamü ala fülanin ve fülanin" derdik. Peygamberimiz(A.S.) bize dönüp buyurdu ki :"Selam Allah’u Teala’nın kendisidir. Her hanginiz namaz kıldığında "Ettahiyyatü lillahi vessalavatü vettayyıbatü esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berakatühü esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin" desin. Zira siz böyle deyince (ibadillahissalihin) bu yerde ve gökteki tüm salih kullara raci olur. (Sonra da ) "Eşhedü ella ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve rasuluhu" deyiniz." Bu teşehhüd Abdullah İbn Mesud, Ömer İbn Hattab, Adullah Bin Ömer, Hz.Aişe (R.A.), Abdullah Bin Zübeyr ve daha bir çok sahabeden rivayet edilmiştir. Abdullah İbn Mes’ud: "Ben bu tahiyyatu Rasulullah(A.S.) dan kelime kelime telkin buyurdular ve öyle öğrendim" dediği rivayet edilmektedir. (Buhari Tecridi Sarih Tercümesi cilt:2 sayfa:879 ve 459 nolu hadisten alınmıştır). Tahıyyatın anlamı ise şöyledir: Dil beden ve mal ile yapılan ibadetlerin hepsi Allah içindir. Ey Peygamber Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Selam bize ve Allah’ın iyi kullarına da olsun. Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Bu konuda daha geniş malumat isteyenlerin Buhari’den 879 nolu hadisin dipnotlarını okumalarını tavsiye ediyoruz. Yukarıya aldığımız tahiyyat meşhur olan tahiyyatlardan birisidir ki halkımızın geneli de bunu beş yaşında iken öğrenmiştir. Bundan başka okunan tahiyyatlar da vardır. Bir iki değişiklik dışında fazla bir farklılık yoktur. Ancak farklılıklar olsa bile namazın namaz olmasını engelleyecek bir tarafı yoktur. "İster Rahman de ister Allah de" her ikisi de aynı zatı kapsamaktadır. Tahıyyatta bir duadır; kişi duasını ve güzel temennisini içinden duyduğu gibi yapar.

Namazda kırattın dışında kalan tekbir, tesbih, tahmid ve teşehhüd’ü insanın bildiği dilden yapmasında hiçbir mahzur söz konusu değildir. Rükuda secdede ve otururken Rabbine yalvarıp yakarırken, O’nu hamd ile öven ona sığınan ve ondan bağışlanma dileyen ister Türkçe, ister Arapça, ister Almanca ifade etsin; Allah’a halini arz etmiş olacaktır. Bu arzu halinin de ille Arapça olması gerekmediği gibi, belirlenmiş metnin dışında başka bir dua okunmaz demek mümkün değildir. İçinizden geldiği gibi duanızı yapabilirsiniz. Bu dua birebir Kur’an’dan öğrendiğiniz ayet mealleri de olabilir. Ayetlerden anladığınız tesbih, hamd ve tenzih ifadeleri de olabilir, tercih sizindir.

Allah kullarına olan merhametini şöyle dile getiriyor:

"(Rasulüm!) Senin gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını, üçte birini yatmadan geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını Rabbin elbette biliyor. Gece ve gündüzü ölçen elbette Allah’tır." O, bunu sayamayacağınızı bildiği için sizi bağışladı. Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki içinizden hastalar bulunacak, bir kısmınız Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler. Diğer bir kısmınızda Allah yolunda çarpışacaklardır. O halde Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekatı verin. Allah’a gönül hoşluğu ile ödünç verin. Kendiniz için önden ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz. Hem daha üstün, mükâfatca daha büyük olmak üzere. Allah’tan mağfiret dileyin. "Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir." (73/20)

Ayette sayılan gerekçelere baktığımızda Allah’u Teala insanların içinde bulunduğu şartları dikkate alarak; sefere çıkacakların, hastaların ve rızık için yol tepip çalışacakların üzerinden, gecenin en az üçte biri veya yarısı kadar ibadet etmeyi hafifleterek "Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun" buyuruyor. Bakara /286 da belirtildiği gibi Allah, kişinin vüsatine ve içinde bulunduğu şartlara göre sorumluluk yüklemektedir. Kimseye gücünün üstünde bir görev vermemektedir. Bu nedenle boyumuzu aşan işlerden uzak durmaya; elimizin erip gücümüzün yettiğinden de geri kalmamaya çalışmalıyız. İnanıyoruz ki Allah bizim içimizde olanı bilmektedir ve bizi bununla hesaba çekecektir.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin