|
Aziz
okuyucularımız,
Mayıs
sayımızda, yoğunluklu olarak, geçtiğimiz ayın en
önemli gündem maddesi olan Filistin olaylarını değerlendirmeye
ve soruna farklı açılardan yaklaşımlar getirmeye çalıştık.
Malum olduğu üzere, İsrail’in son operasyonundan
sonra, bütün dünyada, Müslüman olsun-olmasın, İsrail
ve Amerika’ya karşı büyük tepkiler ortaya kondu ve
mazlum Filistin halkıyla dayanışma gösterileri yapıldı.
Halklar meydanlara döküldü; İsrail ve onun banisi
Amerika’yı tel’in ettiler. Dünyanın mazlum
halkları, bir başka mazlum halka desteklerini açıkça
ortaya koydular. Ancak, iş, olan-biteni gereği gibi değerlendirmeye
geldiğinde, bunu yapabilenler yine azınlıkta kaldı.
Küresel hakimiyeti elinde tutan güçler, insanların
duygularını sömürmesini yine bildiler ve prestijini
büyük ölçüde yitirmiş olan Arafat liderliğindeki
Filistin ulusalcılarına taze kan pompaladılar. Dini
kanalların marifetiyle, Arafat ve ekibi, Filistin
direnişinin lideri ve tek temsilcisi olarak ilan edildi
ve konumlarını güçlendirdiler. Zulmün icrasında
zalimlere ortak olanların kendinden menkul "liderliği",
bir medyatik furya sonucunda tescil ettirildi. Kimi müslümanlar
da bu oyuna alet oldular. Fakat bizler, İKTİBAS olarak,
olayların, duygu seline kapılmadan, akl-ı selim ile
değerlendirilmesi gerektiğini biliyorduk ve bu sayımızda
son işgal girişimi vesilesiyle yapılmak istenenleri
sizin için YORUM ve DÜŞÜNCE yazıları bölümünde
değerlendirdik. Bu bağlamda, konuya ilişin olarak şunları
söyleyebiliriz: İsrail’in giriştiği bu son saldırı,
ani olarak gelişmemiştir, bilakis önceden planlanmış
ve orta/uzun vadeli amaçları olan bir operasyondur.
Amaç da, görevlerini ihmal eden Arafat ve ekibine
"görevlerini hatırlatmaktır." Arap ve Müslüman
kamuoyuna ise şu mesaj verilmek istenmiştir: "Görevi
siz yapamazsanız, biz bizzat yaparız." Bu bağlamda
İsrail, tehdit olarak nitelediği İslamcı gelişmelere
karşı her zaman fiili saldırıda bulunma seçeneğinin
olduğunu ihsas ettirmek istemiştir. Operasyon ile,
asla Arafat, siyaset sahnesinden silinmek istenmemiştir.
Sadece mazlum durumuna düşürülmüş ve prestij
kazanması sağlanmıştır. Bundan sonra,
Filistin’deki ulusalcı ekip, daha rahat hareket
edebilme imkanına kavuşmuştur. Ayrıca bir başka
hususun daha altını çizmek gerekir ki, Müslümanlar,
hangi şart altında olursa olsunlar, haksızlığı meşrulaştırmamalıdırlar.
Evet, Filistin halkı, şu an çok zor şartlar altında
yaşamaktadır ve onlar bu zor şartlar altında kimi aşırılıklara
kaçabilirler. Bu noktada onların mazur görülmeleri
de mümkündür. Fakat onların kardeşlerinin akl-ı
selimden ayrılmamaları ve her halukarda İslam’a en
küçük leke dahi getirmeme konusunda çok hassas
olmaları gerekir. Aksi taktirde Allah, zulüm altında
inleyenleri belki bağışlar ama o kardeşlerine hakkı
hatırlatmayı unutanları sorumlu tutar. Bizler, ancak
ve ancak her hal ve durumda Allah rızasını gözetmeliyiz.
Başka kaygılar asla bu asli kaygının önüne geçmemelidir.
KAVRAM bölümünde ise, bu ay, "tevbe"
konusunu işledik. Bu kavramın, genellikle, işlenen günahlara
kılıf bulmak için kötüye kullanıldığını
tespitinde bulunduk ve tevbenin, sadece sözle değil,
amelle de doğruya yönelmek ve doğrudan bir daha
sapmamak anlamına geldiğini ve bu şekilde anlaşılması
durumunda gerçek sonucunu hasıl edeceğini gösterdik.
DÜŞÜNCE yazıları bölümünde, Cemal Çağlak,
Kur’an’la kendisini islah etmeyen bugünün Müslümanlarının,
mevcut zillet halinden kurtulamayacaklarına ve burada
kusuru bir başkasına bulma yaklaşımının da yanlışlığına
vurguda bulundu. Metin Önal Mengüşoğlu ise,
Filistin’de gerçek anlamda bir kurtuluşun, daha önce
işlenen hataların bir kez daha tekrarlanmaması
durumunda mümkün olabileceğinin altını çizdi ve
Arafat’ın liderliğinin ciddi anlamda sorgulanması yönünde
uyarılarda bulundu. Mukaddes Özkan da, yine Filistin
konusunu değerlendirdi. Arafat’ın ulusalcı ve oportünist
siyasetinin kendisine fayda sağlamayacağını
tespitinde bulunan Özkan, yarınların, Filistin’de
İslami bir dirilişe şahit olacağını söyledi. Arif
Kaya ise, çeşitli konuları değerlendirdiği yazısında,
özellikle Müslümanın müslümandan başka dostu
olmadığı gerçeğinin altını çizdi. Atasoy Müftüoğlu,
Müslümanların etraflarında örülü olan tecrit
duvarlarını aşmak için, görmek istedikleri güzellikleri
öncelikle kendi nefislerinde gerçekleştirmesi gerektiğine
işaret etti. Mahmut Celal Özmen ise, Sahabenin adaleti
kavramını ele aldığı yazısında, Sahabelerin hata
işleyebilen şahsiyetler olmaları hasebiyle, her söz
ve davranışının doğru olarak kabul edilemeyeceğini
tezini işledi. DEĞERLENDİRME, ÇEVİRİ ve LOKAL ETKİNLİKLERİ
bölümlerinin konuları da yine Filistin’di. M. Kürşad
Atalar, Filistin’deki son operasyonun arkaplanını
irdeledi ve muhtemel gelişmeler üzerine değerlendirmelerde
bulundu. Kamil Cengiz, Filistin olaylarına duyarsız
kalamayan iki Batılı yazarın makalelerini sizler için
çevirdi. Lokal etkinliklerinde ise Hüsnü Özer,
Filistin mücadelesinin tarihsel gelişimi ve mazlumiyet
boyutunu ortaya koydu. MEKTUPLARA CEVAPLAR bölümünde,
namaz vakitlerinin 5 olarak sabit olduğu tespitinde
bulunduk ve namazların sonunda okunan tahiyyat duasının,
sabit bir formu olmamakla birlikte, yaygın olarak
kullanılan şekliyle okunmasında da bir mahzur olmadığını
açıkladık. GÜNDEM bölümünde, geçtiğimiz ayın
önemli konu başlıklarına ilişkin haber ve yorumları
bulabileceksiniz. İstifade edeceğinizi umuyoruz.
Hepinizi
Allah’a emanet ediyoruz.
© 2002 İktibas |