|
Müslüman
Kadın, Feminist Kadın
Mukaddes
ÖZKAN
Efendim,
8 Mart Kadınlar Günü’nü geride bıraktık. Bugünü
ne kutlamak, ne de kabullenmek gibi bir niyetim olmadığını
her zamanki gibi yine tekrarlayacağım. Bu tekrarların
akıllarda yer etmeleri için, sık sık yapılmasına
inanıyorum. Batıdan ithal kavramları içine
sindiremedim; İslam'ı iyi tanımaya başladığımdan
beri, yani Kur'an'daki İslam'ı, Rasulullah (s.a.v.)’ın
yaşamını tanımaya başladığımdan beri.
Bunun
nedeni apaçık ortada. Bizler, İslam'ı, din olarak seçmiş,
Allah'a sığınmaktan güç alan, başımız her sıkıştığında
O’ndan yardım dileyen bir toplumuz. İslam'ın
kurallarını, kavramlarını, bir kenara itip, hayatımızı,
yaşam biçimimizi, başka anlayışların, İslam’la
taban tabana zıt dünya görüşlerinin emrine vermek
gibi bir hataya düşmemeliyiz. Sorunlarımızın cevabını,
Allah'ın kurallarında, Muhammed (s.a.v.)’in örnekliğinde
aramalıyız. Bunun tersi olduğunda, Allah'ın yardımı
bize ulaşır mı, sorusu bizi düşündürmeli, hem de
çok düşündürmeli.
Olaya
bir de benim baktığımın tersinden yani, onların gözüyle
bakalım. Yıllardır, batılı kadın, hakkını aramak
gibi, kendine göre haklı bir nedenle yollara düştü.
Sizce ne kadar başarılı oldu bu serüven, onca emeğe
çabaya karşın? Bu soruya yine o toplumlarda yapılan
araştırmalar ışık tutuyor.
A.B.D.'de
her onbeş saniyede bir kadın dövülüyor.
Paris'te
cinayet kurbanlarının yarısını kocalarının öldürdüğü
kadınlar oluşturuyor.
Bu
İngiltere'de de böyle, diğer batılı ülkelerde de.
Şu
anda ne yazık ki, İslam aleminde de durum çok farklı
değil. Bu sorun, Muhammed (s.a.v.)’in öğretisinden
uzaklaşılmaya başlandığı andan itibaren müslümanların
başına da bela olmaya başladı. İslam'dan uzaklaşıldıkça,
insanlığın başını ağrıtan bütün sorunlar, yani
cahiliyye anlayışının dertleri sıkıntıları,
bunalımları, gelip bizi de buldu. Böylece kadın
erkek ilişkilerinde yaşanan, insan doğasına ters bir
anlayış bizim dünyamıza da sirayet etti.
Bütün
bu bilgilerin ışığında, anlamamız ve üzerinde düşünmemiz
gereken çok şey var. Biz müslümanız. Bizim inanç dünyamıza
sokulmak istenen, bunda da çok başarılı olunduğuna
şahid olduğumuz bir anlayış, bir yaşam biçimi Müslüman
kadının hayatına egemen oldu. Müslüman kadın,
kendi dinine sarılacak yerde, feminist olmak gibi bir
yanılgı içine düştü. İslam Ümmeti içindeki kadının
bu çıkışı, denize düşenin yılana sarılmasına
benziyor.
Kadın
haklarının gasbedilmesi bütün dünyanın sorunu iken,
birileri bunun faturasını İslam'a çıkarttı, sorun
sanki İslam'ın yaşam tarzından kaynaklanıyormuş
gibi algılanır oldu. Tıpkı terörün kaynağının
da İslam'a maledilmesi gibi.
İşte
bu yanlış algılamadan dolayı, entellektüel müslüman
kadın, kendi inancının kaynağına inmek yerine, Müslüman
sıfatının önüne bir de feministi ekledi. Böylece
ne halloldu bilemiyorum. Toplumumuzun entellektüeli de
gelenekseli de olaya yüzeysel bakıyor. Sorunun asıl
çapraşık yönü görünmeyen tarafı.
Kadınlar
gününde sokağa çıkanları dinlemek, olanları gözlemek,
bizleri düşündürmeli değil mi? Bu yürüyüşe katılıp,
sloganlar atan, geleneksel çevreden olduğu her
halinden belli olan, orta yaşlı bir hanım, "hergün
dayak yiyorum, akşama gene yiyeceğim kesin. Ama gene
de yürüyeceğim" diyordu. Sokaklarda, koşturmak,
arabaları tekmelemek, erkeklerin üzerine saldırmak...
Yukarıda
da söylediğim gibi, bütün bunlar da derdin çaresi
değil.
Kadının
ezilmesi, sosyalleşmesinin engellenmesi her ne kadar İslam'ın
düşmanlarının bayraklaştırdığı bir slogan
haline getirilip, müslümanların yaşam biçimi gibi gösterildi
ise de, bu dert, dünyalı kadınların ortak derdi.
İşte bu ortaklık, kadınları, feminist sıfatını
benimsemeye itiyor. Dertleri paylaşmak iyi de, iş
dertlere deva bulmaya geldi mi çıkmaza giriyor.
Batılı
kadın olaya kendi yaşam biçimi açısından bakıyor.
Yani sadece dünyalık: ne kadar iyi yaşayabilirsem, o
kadar mutlu olurum, ne kadar çok kazanırsam o kadar
mutlu olurum, ne kadar mevki sahibi olursam, o kadar
mutlu olurum diyebiliyor, yani heva ve heveslerinin peşinde
sürükleniyor. Acaba mutlu mu, o da ayrı bir konu.
Çünkü onların tuttukları bu hiçbir kural tanımaz
yol, insan tabiatına, fıtratına uygun bir yol değil.
Feminist kadın Yaradanı, yaradılışı sorguluyor. Müslüman
feminist de, dini sorgulamak gibi akıl almaz bir sapkınlık
içine düşüyor.
Müslüman
kadın, "feministim" derken işte burada yanılıyor.
Bu sıfatı kendilerine yakıştıran hanımefendilerin,
Allah'ın, İslam’la şerefli kıldığı kadına
emrettiği ahlaki değerleri, onlara farz ettiği görevleri,
feminizmin neresine yerleştirdiklerini, doğrusu çok
merak ediyorum.
Yabancı
bir kavram içinde bocalamak yerine, kendi inanç
sistemimiz içinde sıkıntılarımıza çare bulmak
yoluna gitseydik, kadın erkek ilişkisinin, ebeveyn
evlat ilişkisinin, insanın insan ile ilişkisinin, yönetilenin
yöneten ile ilişkisinin, insan fıtratına en uygunu,
en doğalını orada bulacaktık.
Dayak,
aşağılamak, esaret, taciz kısacası adam yerine
konmamak, sadece kadının sorunu değil, bunların
sebebi, suçlusu olarak gösterilen erkeğin de
sorunudur, dolayısıyla toplumun sorunudur. Bu sıkıntı,
İslam'dan uzaklaşıldıkça, cehaletle doğru orantılı
olarak arttı ve diğer sorunları da peşinden getirip,
İslam aleminin uyurgezerliğinin sebebi oldu.
Müslümanlar,
cehaletin Allah'a hesap vermeleri gereken bir günah
olduğunun farkına varmalılar artık. Bu konuda da
Yaratan, kadını erkekten ayrı tutmuyor, her konuda
olduğu gibi: "Allah katında canlıların en kötüsü,
aklını kullanmayan sağır ve dilsiz’lerdir."
(Enfal-22)
Toplumumuzda
Baskı, Şiddet Niye?
Bütün
bunlardan da anlaşılıyor ki, problemin çözümü hem
erkeği hem de kadını aynı kısır döngü içine çekiyor,
cahiliye anlayışı içinde çözüm aramak gibi. Suçlu
kim acaba?
Bu
konuda sorumlu yine biz kadınlarız diye düşünüyorum.
Kadın annedir. İşte bu iki kelime ile başlıyor her
şey. Anne olmak, sadece bir canlıyı dünyaya
getirmekle, yedirip içirip büyütmekle sınırlı değildir,
hepimizin bildiği gibi. Anne olmak demek, yaşamına
vasıta olduğumuz o minicik canlının hem bedensel hem
ruhsal açıdan gelişiminden sorumlu olmanız demektir.
Saldım çayıra Mevlam kayıra yöntemiyle çocuk büyütülmez.
Bakıyorum genç annelerin çoğunda, çocuklarına müdahale
etmeden büyütmek gibi bir saplantı var. Bu çok yanlış.
Böyle büyüyen çocuğun sadece egosu gelişir. Burada
en önemli nokta doğru yönlendirmek olmalı. Çocuk
gerektiğinde ceza almalı, gerektiğinde ödüllendirilmelidir.
Neyi yapıp, neyi yapmaması gerektiğini fark etmelidir.
Erkek
çocuk ayrıcalıkla davranıldığını hissederse bunu
kullanmaya, kız kardeşlerini ezmeye, onları, hatta
annesini tahakküm altına almaya başlayacaktır.
Ailenin kadınları da duruma uygun davranmaya başladıklarında
sorun çıkmaza giriyor demektir. Böyle büyüyen erkek
çocuk, doğası itibariyle de buna yatkın olduğundan,
karşı cinse saygısız, baskıcı, uzlaşmaz olup çıkar
sonunda.
Burada
annelere çok iş düşüyor. Erkek evlatlarımıza, kız
kardeşten başlayarak, kadınlara saygı duymayı,
onlarla hayatı paylaşmayı, kız ya da erkek demeden
sorumluluk almayı öğretmemiz boynumuzun borcu olmalı.
Bu konudaki çabalarımız, evlatlarımızın yaşamlarını
hem olumlu yönde etkileyecek, hem de Allah'ın rızasını
kazanmalarına neden olacaktır. Bu konuda Tevbe suresi
71'deki ayete değinmeden geçmeyelim:
"Mü'min
erkekler ve mümin kadınlar da birbirinin velisidir.
Marufu emreder, münkeri engeller, namazı kılar ve
zekatı verirler. Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederler.
İşte Allah onlara rahmet edecektir. Doğrusu Allah
azizdir, hakimdir."
Hiçbirimizin
dışında kalamadığı bir gerçek bu anne evlat ilişkisi.
Anasına bak kızını al demek yetmiyor, anasına
bak oğluna var'ı da buna eklemek gerekiyor. Niye mi?
Çünkü nice anne kayınvalide olduktan sonra, gelini için,
oğluna: "çarpıver ağzına bak nasıl adam
oluyor. Onun emrinde mi gezeceksin" öğüdünü
verip ortalığı birbirine katmaktan zevk alıyor. Kim
bilir, kendi yaşadıklarının hıncını hayattan böyle
alabiliyor belki. Bu, duygularına yenik düşen bir
anne örneği. Aklını kullanan bir anne kendi hayatındaki
olumsuzlukları, çocuklarının yaşamına asla taşımaz,
yoksa toplum, işte bugünkü çıkmazı aşamaz. Dikkat
edersek, dayağı atan, kadına zulmeden erkek, ama kızının
veya oğlunun yuvasında huzursuzluk çıkaran yine kayınvalide
konumundaki anne. Bu konuda insanlık tarihine damgasını
vuran, kayınpeder değil kayınvalidedir.
İşte
burada bir paradoks içine düşüyoruz, yani tavuk mu
yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan çıkmazına
giriyor iş. Çünkü, aile, anne, baba ve çocuklardan
oluştuğuna göre, babanın örnekliği, davranışları,
ailedeki psikolojik ortamın sağlık kazanmasında büyük
rol oynar. Dayakçı, baskıcı baba, ailenin hem içinde
yaşadığı zamanı hem de geleceğini etkiler. Bütün
bu olumsuzlukları yaşayan, inançsız kadın ve
erkeklere İslam'ı tanımalarını, onunla huzur
bulmalarını önerirken, Müslümanlara da vahyin gerçeğini
kavrayıp onunla amel etmelerini, yalan yanlış
bilgilerle donanıp, Allah'a iftira atmamalarını
dilerim.
Söz
müslümanlıktan açılınca mangalda kül bırakmayan
pek çok dindar görünümlü erkek, "kadın arasıra
dövülmeli", iddiasında bulunurken bu eylemi,
gururlanarak, erkek olmanın olmazsa olmazı, güçlerinin
göstergesi gibi algılanmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Böylece güçlü olduklarını ispatlamış oluyorlar.
Halbuki
tam tersi, fiziksel açıdan kendinden daha az güçlüye
el kaldırmak, şiddet uygulamak, zayıflık, acizlik
anlamına gelir. Kadın döven erkek, dayağa çektiği
kadınla değil, kendi hırsıyla baş edemediği için,
bu yola başvurur. Tam tersi bunu yapmak yerine, önce hırsını
yenip, aklını ve mantığını öne çıkarıp, ona göre
davranması gerekir. İşte bu durumdaki insanın
kendine olan saygısı ve güveni artar ancak. Bu davranışı
benimseyen birey, korkuyla değil saygıyla yadedilir.
Kaba kuvvetle ne bir yere varılır, ne de bir şeyler
kabul görür. Haklı olmadığı halde, haklı olduğunun
kabul ettirilme çabasıdır dayak, çoğunlukla.
Peki
ya haklıysam da, haklı olduğumu kabul ettiremiyorsam?
Hayır
efendim, o zaman da dövemezsin. Gerçekten güçlüysen,
haklıysan, ikna edersin. Zayıfsan döversin. İstediğin
konuda ikna edemedin diyelim, onun fikrine değer vermek
zorundasın. Unutmayın kadınların sağ duyuları çok
güçlüdür. Onların sağ duyularına ulaşabilirseniz,
kaba kuvvetten daha etkili olacaktır.
Allah'ın
Müslümanlara örnek gösterdiği O güzel insan,
Muhammed (s.a.v.) hayatında hiç bir kadına el kaldırmadı.
Bırakın kadını, hayvanlara vurmadı. Bütün canlılara
merhamet etti. Onun ümmeti olan, sünnetine bağlılığı
onun sakalıyla, kıyafetiyle özdeşleştirenler, ne
yaptı?.. Onun kıyamete kadar sürecek olan dinini, kadın
döven, kadına her şeyi yasaklayan, hak hukuk tanımayan,
yerinde sayan insanların sebebi haline getirdiler. Onun
davranışlarını örnek almaktansa, sonradan uydurulmuş
sünnete hadise bakıp, hevanıza göre yaşamayı sünnet
sandınız. Hacda bile kadınlarınıza ağzınıza
geleni saymakta bir beis görmediniz. Orada bile kadın
döveniniz var. Kadınlar da kul, onların da üzerlerinizde
hakları var. Kul hakkıyla Allah'ın karşısına
gitmenin ne demek olduğunu bilmemiz, bilmiyorsak acilen
öğrenmemiz gerek. Hoş tutarsanız, hoş tutulursunuz.
Bunu aklınızdan çıkartmayın.
Burada
karşımıza Nisa suresi 34. ayetin getirileceği belli.
Onun için ayetin konuyla ilişkisine kısaca değinmek
istedim.
Ayete
getirilebilecek en güzel açıklama, bu konuda en
yetkili kişinin Muhammed (s.a.v.)’in veda
hutbesindeki sözleridir: "kadının gayri ahlaki
davranışta bulunmaktan açık şekilde suçlu bulunması"
halinde böyle bir cezanın öngörüldüğü, bunun da
canını yakmadan yapılabileceği vurgulanmıştır.
Yukarıdaki
açıklamadan da anlıyoruz ki: Allah'ın bundan kasdının,
canını yakmak olmadığı ortada. Ama ne hikmetse
insanoğlu hep, vur dedin mi öldürür. Yani, çorbanın
tuzu niye az, gömleğim
niye ütüsüz, çocuk niye hastalandı, izinsiz nasıl
sokağı çıkarsın, gibi sudan sebeplerle kadın dövülmüyormuş.
Ayetteki dövmek de bildiğimiz dövmek değilmiş.
Efendim
Adem ile Havva'dan beri bu sorunlar var idi. O, günden
bu yana iniş çıkışlarla devam edegeldi. Yüz kırk
dört yıldır feminist kadınların süregelen çabaları
nasıl bir sonuca ulaştı dersiniz? Şiddet eksilecek
yerde artarken, batılı kadınların arasındaki dayanışmayı
bile sağlayamadı. Gönüllü olarak yardıma koşmaları
gerekirken, kadınlar günündeki konuşmaları için
yapılan daveti, para karşılığında kabul
edeceklerini bildiriyorlar. Mesela bayan Clinton, istediği
miktar fazla bulununca, konferansa gelmedi. Kadının aşağılanması,
şiddet gittikçe azalacak yerde arttı. Feminist
hareketin onca çabasına rağmen kadın kişiliğiyle
değil dişiliğiyle öne çıkartıldı. Demek ki başarılı
olamadı. İflas etti.
O
zaman Müslüman kadına da erkeğe de çok iş düşüyor:
Dinlerini iyi öğrenip, bu öğretinin getirdiği
sorumlulukları doğru kavrayıp, yaşayarak, anlatarak,
bu yaşam biçiminin insan tabiatına ne kadar uygun
olduğunu, ne kadar huzur verici olduğunu, ulaşabildikleri
yere kadar tebliğ etmek.
© 2002 İktibas |