Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 280  Nisan 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  

Hasan Hanefi Ne Dedi?

Hak`ka Rağmen Hak

Nüfus Planlaması

Medya ve Ahlâk

Müslüman Kadın,Feminist Kadın

Zamana Dayanıklı Bir Dil

Elbiseyi Temizlemek

"Yetiş Ya Muhammed"

Bir Haham,Bir Papaz,Bir Hoca=Moon´mu?  

Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Müslüman Kadın, Feminist Kadın

 

 

Mukaddes ÖZKAN

 

Efendim, 8 Mart Kadınlar Günü’nü geride bıraktık. Bugünü ne kutlamak, ne de kabullenmek gibi bir niyetim olmadığını her zamanki gibi yine tekrarlayacağım. Bu tekrarların akıllarda yer etmeleri için, sık sık yapılmasına inanıyorum. Batıdan ithal kavramları içine sindiremedim; İslam'ı iyi tanımaya başladığımdan beri, yani Kur'an'daki İslam'ı, Rasulullah (s.a.v.)’ın yaşamını tanımaya başladığımdan beri.

Bunun nedeni apaçık ortada. Bizler, İslam'ı, din olarak seçmiş, Allah'a sığınmaktan güç alan, başımız her sıkıştığında O’ndan yardım dileyen bir toplumuz. İslam'ın kurallarını, kavramlarını, bir kenara itip, hayatımızı, yaşam biçimimizi, başka anlayışların, İslam’la taban tabana zıt dünya görüşlerinin emrine vermek gibi bir hataya düşmemeliyiz. Sorunlarımızın cevabını, Allah'ın kurallarında, Muhammed (s.a.v.)’in örnekliğinde aramalıyız. Bunun tersi olduğunda, Allah'ın yardımı bize ulaşır mı, sorusu bizi düşündürmeli, hem de çok düşündürmeli.

Olaya bir de benim baktığımın tersinden yani, onların gözüyle bakalım. Yıllardır, batılı kadın, hakkını aramak gibi, kendine göre haklı bir nedenle yollara düştü. Sizce ne kadar başarılı oldu bu serüven, onca emeğe çabaya karşın? Bu soruya yine o toplumlarda yapılan araştırmalar ışık tutuyor.

A.B.D.'de her onbeş saniyede bir kadın dövülüyor.

Paris'te cinayet kurbanlarının yarısını kocalarının öldürdüğü kadınlar oluşturuyor.

Bu İngiltere'de de böyle, diğer batılı ülkelerde de.

Şu anda ne yazık ki, İslam aleminde de durum çok farklı değil. Bu sorun, Muhammed (s.a.v.)’in öğretisinden uzaklaşılmaya başlandığı andan itibaren müslümanların başına da bela olmaya başladı. İslam'dan uzaklaşıldıkça, insanlığın başını ağrıtan bütün sorunlar, yani cahiliyye anlayışının dertleri sıkıntıları, bunalımları, gelip bizi de buldu. Böylece kadın erkek ilişkilerinde yaşanan, insan doğasına ters bir anlayış bizim dünyamıza da sirayet etti.

Bütün bu bilgilerin ışığında, anlamamız ve üzerinde düşünmemiz gereken çok şey var. Biz müslümanız. Bizim inanç dünyamıza sokulmak istenen, bunda da çok başarılı olunduğuna şahid olduğumuz bir anlayış, bir yaşam biçimi Müslüman kadının hayatına egemen oldu. Müslüman kadın, kendi dinine sarılacak yerde, feminist olmak gibi bir yanılgı içine düştü. İslam Ümmeti içindeki kadının bu çıkışı, denize düşenin yılana sarılmasına benziyor.

Kadın haklarının gasbedilmesi bütün dünyanın sorunu iken, birileri bunun faturasını İslam'a çıkarttı, sorun sanki İslam'ın yaşam tarzından kaynaklanıyormuş gibi algılanır oldu. Tıpkı terörün kaynağının da İslam'a maledilmesi gibi.

İşte bu yanlış algılamadan dolayı, entellektüel müslüman kadın, kendi inancının kaynağına inmek yerine, Müslüman sıfatının önüne bir de feministi ekledi. Böylece ne halloldu bilemiyorum. Toplumumuzun entellektüeli de gelenekseli de olaya yüzeysel bakıyor. Sorunun asıl çapraşık yönü görünmeyen tarafı.

Kadınlar gününde sokağa çıkanları dinlemek, olanları gözlemek, bizleri düşündürmeli değil mi? Bu yürüyüşe katılıp, sloganlar atan, geleneksel çevreden olduğu her halinden belli olan, orta yaşlı bir hanım, "hergün dayak yiyorum, akşama gene yiyeceğim kesin. Ama gene de yürüyeceğim" diyordu. Sokaklarda, koşturmak, arabaları tekmelemek, erkeklerin üzerine saldırmak...

Yukarıda da söylediğim gibi, bütün bunlar da derdin çaresi değil.

Kadının ezilmesi, sosyalleşmesinin engellenmesi her ne kadar İslam'ın düşmanlarının bayraklaştırdığı bir slogan haline getirilip, müslümanların yaşam biçimi gibi gösterildi ise de, bu dert, dünyalı kadınların ortak derdi. İşte bu ortaklık, kadınları, feminist sıfatını benimsemeye itiyor. Dertleri paylaşmak iyi de, iş dertlere deva bulmaya geldi mi çıkmaza giriyor.

Batılı kadın olaya kendi yaşam biçimi açısından bakıyor. Yani sadece dünyalık: ne kadar iyi yaşayabilirsem, o kadar mutlu olurum, ne kadar çok kazanırsam o kadar mutlu olurum, ne kadar mevki sahibi olursam, o kadar mutlu olurum diyebiliyor, yani heva ve heveslerinin peşinde sürükleniyor. Acaba mutlu mu, o da ayrı bir konu. Çünkü onların tuttukları bu hiçbir kural tanımaz yol, insan tabiatına, fıtratına uygun bir yol değil. Feminist kadın Yaradanı, yaradılışı sorguluyor. Müslüman feminist de, dini sorgulamak gibi akıl almaz bir sapkınlık içine düşüyor.

Müslüman kadın, "feministim" derken işte burada yanılıyor. Bu sıfatı kendilerine yakıştıran hanımefendilerin, Allah'ın, İslam’la şerefli kıldığı kadına emrettiği ahlaki değerleri, onlara farz ettiği görevleri, feminizmin neresine yerleştirdiklerini, doğrusu çok merak ediyorum.

Yabancı bir kavram içinde bocalamak yerine, kendi inanç sistemimiz içinde sıkıntılarımıza çare bulmak yoluna gitseydik, kadın erkek ilişkisinin, ebeveyn evlat ilişkisinin, insanın insan ile ilişkisinin, yönetilenin yöneten ile ilişkisinin, insan fıtratına en uygunu, en doğalını orada bulacaktık.

Dayak, aşağılamak, esaret, taciz kısacası adam yerine konmamak, sadece kadının sorunu değil, bunların sebebi, suçlusu olarak gösterilen erkeğin de sorunudur, dolayısıyla toplumun sorunudur. Bu sıkıntı, İslam'dan uzaklaşıldıkça, cehaletle doğru orantılı olarak arttı ve diğer sorunları da peşinden getirip, İslam aleminin uyurgezerliğinin sebebi oldu.

Müslümanlar, cehaletin Allah'a hesap vermeleri gereken bir günah olduğunun farkına varmalılar artık. Bu konuda da Yaratan, kadını erkekten ayrı tutmuyor, her konuda olduğu gibi: "Allah katında canlıların en kötüsü, aklını kullanmayan sağır ve dilsiz’lerdir." (Enfal-22)

Toplumumuzda Baskı, Şiddet Niye?

Bütün bunlardan da anlaşılıyor ki, problemin çözümü hem erkeği hem de kadını aynı kısır döngü içine çekiyor, cahiliye anlayışı içinde çözüm aramak gibi. Suçlu kim acaba?

Bu konuda sorumlu yine biz kadınlarız diye düşünüyorum. Kadın annedir. İşte bu iki kelime ile başlıyor her şey. Anne olmak, sadece bir canlıyı dünyaya getirmekle, yedirip içirip büyütmekle sınırlı değildir, hepimizin bildiği gibi. Anne olmak demek, yaşamına vasıta olduğumuz o minicik canlının hem bedensel hem ruhsal açıdan gelişiminden sorumlu olmanız demektir. Saldım çayıra Mevlam kayıra yöntemiyle çocuk büyütülmez. Bakıyorum genç annelerin çoğunda, çocuklarına müdahale etmeden büyütmek gibi bir saplantı var. Bu çok yanlış. Böyle büyüyen çocuğun sadece egosu gelişir. Burada en önemli nokta doğru yönlendirmek olmalı. Çocuk gerektiğinde ceza almalı, gerektiğinde ödüllendirilmelidir. Neyi yapıp, neyi yapmaması gerektiğini fark etmelidir.

Erkek çocuk ayrıcalıkla davranıldığını hissederse bunu kullanmaya, kız kardeşlerini ezmeye, onları, hatta annesini tahakküm altına almaya başlayacaktır. Ailenin kadınları da duruma uygun davranmaya başladıklarında sorun çıkmaza giriyor demektir. Böyle büyüyen erkek çocuk, doğası itibariyle de buna yatkın olduğundan, karşı cinse saygısız, baskıcı, uzlaşmaz olup çıkar sonunda.

Burada annelere çok iş düşüyor. Erkek evlatlarımıza, kız kardeşten başlayarak, kadınlara saygı duymayı, onlarla hayatı paylaşmayı, kız ya da erkek demeden sorumluluk almayı öğretmemiz boynumuzun borcu olmalı. Bu konudaki çabalarımız, evlatlarımızın yaşamlarını hem olumlu yönde etkileyecek, hem de Allah'ın rızasını kazanmalarına neden olacaktır. Bu konuda Tevbe suresi 71'deki ayete değinmeden geçmeyelim:

"Mü'min erkekler ve mümin kadınlar da birbirinin velisidir. Marufu emreder, münkeri engeller, namazı kılar ve zekatı verirler. Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederler. İşte Allah onlara rahmet edecektir. Doğrusu Allah azizdir, hakimdir."

Hiçbirimizin dışında kalamadığı bir gerçek bu anne evlat ilişkisi.  Anasına bak kızını al demek yetmiyor, anasına bak oğluna var'ı da buna eklemek gerekiyor. Niye mi? Çünkü nice anne kayınvalide olduktan sonra, gelini için, oğluna: "çarpıver ağzına bak nasıl adam oluyor. Onun emrinde mi gezeceksin" öğüdünü verip ortalığı birbirine katmaktan zevk alıyor. Kim bilir, kendi yaşadıklarının hıncını hayattan böyle alabiliyor belki. Bu, duygularına yenik düşen bir anne örneği. Aklını kullanan bir anne kendi hayatındaki olumsuzlukları, çocuklarının yaşamına asla taşımaz, yoksa toplum, işte bugünkü çıkmazı aşamaz. Dikkat edersek, dayağı atan, kadına zulmeden erkek, ama kızının veya oğlunun yuvasında huzursuzluk çıkaran yine kayınvalide konumundaki anne. Bu konuda insanlık tarihine damgasını vuran, kayınpeder değil kayınvalidedir.

İşte burada bir paradoks içine düşüyoruz, yani tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan çıkmazına giriyor iş. Çünkü, aile, anne, baba ve çocuklardan oluştuğuna göre, babanın örnekliği, davranışları, ailedeki psikolojik ortamın sağlık kazanmasında büyük rol oynar. Dayakçı, baskıcı baba, ailenin hem içinde yaşadığı zamanı hem de geleceğini etkiler. Bütün bu olumsuzlukları yaşayan, inançsız kadın ve erkeklere İslam'ı tanımalarını, onunla huzur bulmalarını önerirken, Müslümanlara da vahyin gerçeğini kavrayıp onunla amel etmelerini, yalan yanlış bilgilerle donanıp, Allah'a iftira atmamalarını dilerim.

Söz müslümanlıktan açılınca mangalda kül bırakmayan pek çok dindar görünümlü erkek, "kadın arasıra dövülmeli", iddiasında bulunurken bu eylemi, gururlanarak, erkek olmanın olmazsa olmazı, güçlerinin göstergesi gibi algılanmasını sağlamaya çalışıyorlar. Böylece güçlü olduklarını ispatlamış oluyorlar.

Halbuki tam tersi, fiziksel açıdan kendinden daha az güçlüye el kaldırmak, şiddet uygulamak, zayıflık, acizlik anlamına gelir. Kadın döven erkek, dayağa çektiği kadınla değil, kendi hırsıyla baş edemediği için, bu yola başvurur. Tam tersi bunu yapmak yerine, önce hırsını yenip, aklını ve mantığını öne çıkarıp, ona göre davranması gerekir. İşte bu durumdaki insanın kendine olan saygısı ve güveni artar ancak. Bu davranışı benimseyen birey, korkuyla değil saygıyla yadedilir. Kaba kuvvetle ne bir yere varılır, ne de bir şeyler kabul görür. Haklı olmadığı halde, haklı olduğunun kabul ettirilme çabasıdır dayak, çoğunlukla.

Peki ya haklıysam da, haklı olduğumu kabul ettiremiyorsam?

Hayır efendim, o zaman da dövemezsin. Gerçekten güçlüysen, haklıysan, ikna edersin. Zayıfsan döversin. İstediğin konuda ikna edemedin diyelim, onun fikrine değer vermek zorundasın. Unutmayın kadınların sağ duyuları çok güçlüdür. Onların sağ duyularına ulaşabilirseniz, kaba kuvvetten daha etkili olacaktır.

Allah'ın Müslümanlara örnek gösterdiği O güzel insan, Muhammed (s.a.v.) hayatında hiç bir kadına el kaldırmadı. Bırakın kadını, hayvanlara vurmadı. Bütün canlılara merhamet etti. Onun ümmeti olan, sünnetine bağlılığı onun sakalıyla, kıyafetiyle özdeşleştirenler, ne yaptı?.. Onun kıyamete kadar sürecek olan dinini, kadın döven, kadına her şeyi yasaklayan, hak hukuk tanımayan, yerinde sayan insanların sebebi haline getirdiler. Onun davranışlarını örnek almaktansa, sonradan uydurulmuş sünnete hadise bakıp, hevanıza göre yaşamayı sünnet sandınız. Hacda bile kadınlarınıza ağzınıza geleni saymakta bir beis görmediniz. Orada bile kadın döveniniz var. Kadınlar da kul, onların da üzerlerinizde hakları var. Kul hakkıyla Allah'ın karşısına gitmenin ne demek olduğunu bilmemiz, bilmiyorsak acilen öğrenmemiz gerek. Hoş tutarsanız, hoş tutulursunuz. Bunu aklınızdan çıkartmayın.

Burada karşımıza Nisa suresi 34. ayetin getirileceği belli. Onun için ayetin konuyla ilişkisine kısaca değinmek istedim.

Ayete getirilebilecek en güzel açıklama, bu konuda en yetkili kişinin Muhammed (s.a.v.)’in veda hutbesindeki sözleridir: "kadının gayri ahlaki davranışta bulunmaktan açık şekilde suçlu bulunması" halinde böyle bir cezanın öngörüldüğü, bunun da canını yakmadan yapılabileceği vurgulanmıştır.

Yukarıdaki açıklamadan da anlıyoruz ki: Allah'ın bundan kasdının, canını yakmak olmadığı ortada. Ama ne hikmetse insanoğlu hep, vur dedin mi öldürür. Yani, çorbanın tuzu niye az,  gömleğim niye ütüsüz, çocuk niye hastalandı, izinsiz nasıl sokağı çıkarsın, gibi sudan sebeplerle kadın dövülmüyormuş. Ayetteki dövmek de bildiğimiz dövmek değilmiş.

Efendim Adem ile Havva'dan beri bu sorunlar var idi. O, günden bu yana iniş çıkışlarla devam edegeldi. Yüz kırk dört yıldır feminist kadınların süregelen çabaları nasıl bir sonuca ulaştı dersiniz? Şiddet eksilecek yerde artarken, batılı kadınların arasındaki dayanışmayı bile sağlayamadı. Gönüllü olarak yardıma koşmaları gerekirken, kadınlar günündeki konuşmaları için yapılan daveti, para karşılığında kabul edeceklerini bildiriyorlar. Mesela bayan Clinton, istediği miktar fazla bulununca, konferansa gelmedi. Kadının aşağılanması, şiddet gittikçe azalacak yerde arttı. Feminist hareketin onca çabasına rağmen kadın kişiliğiyle değil dişiliğiyle öne çıkartıldı. Demek ki başarılı olamadı. İflas etti.

O zaman Müslüman kadına da erkeğe de çok iş düşüyor: Dinlerini iyi öğrenip, bu öğretinin getirdiği sorumlulukları doğru kavrayıp, yaşayarak, anlatarak, bu yaşam biçiminin insan tabiatına ne kadar uygun olduğunu, ne kadar huzur verici olduğunu, ulaşabildikleri yere kadar tebliğ etmek.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin