|
“Yetiş
Yâ Muhammed” veya Alın Bandajındaki “Ya Hüseyn”
Ömer
Şevki HOTAR
Gazetemi
okuyor, bir yandan da İslami(!) radyonun kısık sesine
kulak veriyorum.
Çanakkale
zaferinin yıldönümü münasebetiyle, gösterilen
kahramanlıklardan söz ediliyor. Gerçekten büyük ve
çetin bir zafer Çanakkale.
Allah’ın
nusrat ve iradesiyle kazanılmış bir zafer. Böyle
olmalı... Ölümle burun buruna gelen her insan gibi Çanakkale’de
savaşan mehmetçik de bütün içtenliğiyle
Allah’tan, ama yalnız Allah’tan yardım istemiş
olmalı.
Tıpkı
peygamber (a.s) ve ashabının sadece Allah’tan
istimdat ettikleri gibi.
Ama
bugün öyle olmuyor... Çanakkale savaşının
kahramanlarını yüceltecekler ya... Tugay komutanı
bilmem hangi paşa yardım istenecek yeri biliyormuş...
Bağırmış üç kere "Yetiş ya Muhammed! Yetiş
ya Muhammed! Yetiş ya Muhammed!" ve yetişmiş
Muhammed (a.s.); "Geldim buradayım, yanınızdayım"
demiş. Onun ruhaniyeti ve himmetiyle kazanılmış
zafer. Böyle uzayıp gidiyor hikaye.
Acı
acı tebessüm ettim, yüreğim burkularak.
Temiz
bir akide sahibi olmak, tevhid inancını saf kılmak bu
kadar zor mu Allah’ım?
Müslümanım
diyen ve din gayretiyle çırpınan bu insanlara, yanlış
anlaşılmadan meramımızı nasıl anlatacağız?
Kıldığı
beş vakit namazın her rekatında okuduğu "Yalnız
senden yardım dileriz...." ayetini unutturan sebep
nedir?
Yardım
her zaman diri, kâdir-i mutlak ve hakimler hakimi olan
Allah’tan istenir. Oysa göz bebeğimiz Muhammed (a.s.)
ölmüştür. Onun insanları kurtarmaya gücü yetmez.
Öldükten sonra değil, sağlığında bile kurtarıcı
değildi. Sadece tebliğ ve tâlimle görevli idi... der
isek korkarım ki, nebi (a.s.)’ı
tahfif ettiğim iddia edilsin. Oysa gerçek bu...
Nêbi
(a.s.) vefatının verdiği acıyla şaşıran Ömer (r.a.)’ı
Ebubekir (r.a.) "kim Muhammed’e (a.s.) inanıyorsa
bilsin ki o ölmüştür, kim Allah’a inanıyorsa
bilsin ki o ölmez" diyerek teskin etmiştir.
Evet
Allah ölmez. O kimsesizlerin kimsesidir. O başı darda
olanların yegane sığınağıdır. Sıkıntıları
gideren sadece büyük O’dur. Öyleyken, sıkıntıların
giderilmesini başkasından mı isteriz? Değil mi ki O
bize şah damarımızdan daha yakındır... ve dua
edenin duasına icabet eder. Üstelik bunları insanların
en şereflisi olan Muhammed (a.s.) tebliğlerinden öğrenmiyor
muyuz? Hiçbir peygambere Allah’ı bırakıp beni ilah
edinin demek yaraşmaz.
Huneyn
gününü hatırlamaz mısınız? Hani peygamberin
‘ruhaniyeti’ değil, bizzat kendisinin aralarında
bulunduğu, o güçlü ve sayıca kalabalık olan İslam
ordusu bile büyük bir sarsıntı geçirmiş, bütün
genişliğine rağmen dünya başlarına dar gelmişti.
Onlar Allah’tan başkasından yardım istemek gibi büyük
bir cürüm de işlememişlerdi. Sadece böbürlendiler.
Galibiyeti bir an kendi güçlerine bağladılar...
Bir
de Uhud’u hatırlayın, peygamber (a.s.)’ın içlerinde
bulunduğu o günü... Ne acılar ve ne sıkıntılara düşmüşlerdi.
Hem
düşünmüyor musunuz, savaşlardaki galibiyetler nöbet
nöbettir. O günleri Allah müslümanlarla kafirler
arasında döndürür durur.
Ben
Çanakkale kahramanlarının "Yetiş ey Allah’ım"
demiş olacaklarını düşünüyorum. Sıkıntıları
Allah’tan başka kim giderir?
Ben
bu düşüncelerle hüzünlenirken, bir yeni sıkıntı
kaynağı oldu "Uşara ve Kerbela" günü münasebetiyle
yapılan bir sürü bid’at. Zincirlerle dövünenler,
kendine eziyet edenler, feryadı figân ile ağlayıp dövünenler...
İbrahim (a.s.)’ın, Eyüp (a.s.)’ın, Yahya (a.s.)’ın,
Ashab-ı Uhdud’un çektikleri acıyı yâd etmeyi
gerekli görmeyenlerin Hz. Hüseyin (r.a.)’ın yasını
tutmayı dini bir vecibe haline getirmeleri bir yana; alınlarındaki
bandajlarda yazılı "Ya Hüseyn" sözüyle
anlatmak istedikleri umarım Hz. Hüseyin (r.a.)’dan
istimdat anlamı taşımıyordur. İran Irak savaşı
esnasında kefen giyerek cepheye giden İran’lı gençlerin
alnındaki "Ya Hüseyn" "Ya Ali"
ibaresini görmüş, yadırgamıştım. Neden "Ya
Allah" değil de "Ya Hüseyn"? Oysa şehit
olmak umuduyla cepheye gidiyordu bu insanlar.
"İnsanların
birçoğu Allah’a eş koşmadan inanmazlar..."
mealindeki ayet hiç çıkmaz aklımdan... Biliyorum
biliyorum ağır gelecek bir çoğuna; kızacak, gücenecek,
müslümanlar arasındaki birliği bozmakla bile suçlayacaklar.
Fevri davranacaklar, öfkelenecekler düşünmeden. Bu yüzden
değil mi zaten, üstü hep küllendi koca koca yanlışların
ve bu yüzden değil mi arz üzerinde ki müslümanların
çektiği çile? Tabi buna da itiraz edecekler. Farklılıklar
ortaya koyarak birliği bozduğunuzdan dem vuracaklar.
İnanın
bu işin şakaya gelir yanı yok. Bu namazda el bağlamak
veya salmak gibi bir detay değildir. Bu tevhidin
zedelenmesi gibi, hayati olmaktan öte bir iştir.
İman
ve tevhidin safiyeti temin edilmeden kurulacak hiçbir
birliğin hayrı yoktur. Ve yukarıda söz ettiğim
tevhidi zedeleyen hususlardır. Bu sebeple her hangi bir
endişeyle üstü küllenecek türden farklılıklar değildir.
İslam
aleminin içinde bulunduğu hazin durum, Allah’ın
yardımının bir türlü gelmemesindendir.
Nasıl
gelsin ki? Allah sadece kendisinden isteyene yardım ulaştırır.
"Allah bana yeter" diyene elini uzatır...
Sadece kendisine güvenene güvence verir. Oysa bugün
kimi insanlar "Yetiş ya Muhammed" kimileri
"Ya Hüseyn" kimileri "Yetiş ya
Abdulkadir Geylani" kimileri "Yetiş ya Şeyhim"
demektedirler.
Kimi
çağırırsanız o yetişir size, yetişebilirlerse
tabi... Şeyhini çağıran birine Allah niye yetişsin?
Ya da Muhammed (a.s.)’ı çağıran birine... Kimi çağırıyorsan
o...
Biliyorum
cüretkâr bulacaksınız belki. Ama şu mukayeseyi
yapmaktan başka çarem yok "Yetiş ya Muhammed"
demeyle "Yetiş ya Ebu Cehil" demek veya
"Yetiş Lat, Menat, Uzza" demek arasında önemli
bir fark olduğunu sanmıyorum. Eğer Allah’ın yanına
bir eş katıyorsanız bunun İsa (a.s.), Musa (a.s.)
veya Firavn olması, Lenin olması arasında bir fark
yoktur. Nitekim İsa (a.s.) yüce bir peygamberdi,
Allah’ın kelimesiydi ama onu Allah’a ortak koşanlar
katıksız müşrik oldular.
O
halde insanların Allah’ın yanında bir başkasından
istimdat istemeye cüret ettikleri düşünülürse
benimki neden cüret sayılsın? Sakın yanlış anlaşılmasın,
şirk belli bir bilinç, şuur ve kasıtla yapılan
davranışlar, sözler ve düşüncelerle çıkar ortaya.
Ben bu çeşit işlerin daha çok cehalet ve düşüncesizlikle
yapıldığı kanaatini taşıyorum.
Ama
bu bilgisizlik ve düşüncesizliğin sonu hayra alamet
değil elbet.
© 2002 İktibas |