|
“Bir
Haham,
Bir
Papaz,
Bir
Hoca=Moon”mu?
Ahya
ARAS
23
Mart Cumartesini 24 mart Pazara bağlayan gece Hulki
Cevizoğlu, Moon tarikatını ve Türkiye’de yaptığı
bir toplantıyı ‘Cevizkabuğu’na girdirdi...
Programın bir kısmını izleyebildim. Mooncuların
"Uluslararası Dünya Barış Federasyonu"
sıfatıyla "Ulusal Eğitim, Aile Kurumunun
Güçlendirilmesi, Gençliğin Eğitilmesi"adı altında
Ankara Sheraton Oteli’nde bir toplantı düzenleyerek,
İlahiyat hocası sıfatıyla Zekeriya Beyaz’a ‘Barış
Elçisi’ ödülü verdiğini programdan önce duymuştum.
Zekeriya Beyaz programın asıl konuğuydu. Eski
milletvekili ve bakan İmren Aykut ve Ayseli Göksoy da
telefonla katıldılar.
İmren
Aykut gayet net anlattı: Ayseli Göksoy sanki programın
ev sahibiydi dedi. Zekeriya Beyaz’ı da A. Göksoy
davet etmiş. Z. Beyaz’ın dediğine bakılırsa,
kendisi nereye gittiğini, ne amaçla gittiğini
bilmemekte imiş. Yani kandırılmış. Fakat A. Göksoy
da kandırıldığını söylemeye çalıştı. Hulki
Cevizoğlu böyle bir külü yutmazdı tabi. Daha önce
Moon tarikatının Ayseli Göksoy’u Kore’ye davet
ettiğini (ve de gittiğini), Amerika’ya davet edildiğini
ve gittiğini, ayrıca bu programa davet edilirken
kendisine gönderilen davetiyede her şeyin açıkça
yazdığını, programda Moon adına orada bulunduklarını
beyan eden konuşmalar yapıldığını, bunun nasıl
kandırılma olduğunu yüzüne vurdu. Ve "yapmayın
Allah aşkına, siz mi kandırılacaksınız?!"
diyerek, Ayseli Göksoy’un masum rolü oynamasının
önünü kesmiş oldu. Fakat nedense A. Göksoy, Moon adına
da olsa bir ‘tarikatçı’ olarak anılmaya şiddetle
karşı çıkıyordu. Boğulmakta olan bir insanın çırpınışları
gibiydi feveranları...
Mooncular
toplantıya "Bir papaz, bir haham ve bir ilahiyatçı
hoca" getirin demişler. Galiba papaz bulamamışlar.
Fakat üçlemenin ‘hoca’ kanadına en iyi namzet
olarak Mooncuların aklına Zekeriya Beyaz gelmiş.
Ceviz Kabuğu’nda A. Göksoy kendisini "saygı
duyduğu bir ilim adamı" diye pohpohladığı için
bilmecburiye alttan aldı, Ayseli Hanıma taltifinin karşılığını
ödeme gereği duydu. Fakat bütün işbirlikçiler gibi
onlarda da ahbap-çavuşluk kısa sürdü ve
birbirlerini ele veren suçlamalara giriştiler. Papaz
ve Haham’ların ortağı Zekeriya Beyaz, Ayseli Göksoy’un
kandırıldığını, kendisinin de Göksoy tarafından
kandırıldığını bütün heyecanıyla anlatmaya çabalıyordu.
Zekeriya Beyaz’ın, "sen büyük bir ilim adamısın"
dolmuşuna bindirildiği için, nereye, niçin, kimin adına
gittiğini bilmemesi tamamen ihtimal dışı değil.
Anlaşılan konu mankeni seçilmesine içerlemişti,
"büyük ilim adamı"... Bir zamanlar Moon
tarikatı deyince ‘ilahiyat hocası’ olarak Yaşar
Nuri Öztürk’ün adı geliyordu, şimdi de Zekeriya
Beyaz... Arkasından, Prof. Osman Zümrüt. Demek ki
‘hoca’sız Moon olmuyor.
Z.
Beyaz’a, federasyonun The Washington Times gazetesinin
bir Vakfı olduğu bildirilmişti. Fakat Washington
Times’ın ne olduğunu bilebildi mi bakalım. Beyaz,
"acınası" halini bakın nasıl da dobra
dobra anlatıyor:
"Toplantının
açılış konuşmasını yapmam istenince şüphelendim.
Ben bildiri sunacağımı söyledim. Çok ısrar ettiler.
Kabul ettim. Ne olduysa bundan sonra oldu. Arkamdaki
ekranda Moon tarikatı liderinin görüntüsü belirdi.
Konuşmaları verilmeye başlandı. Bana içinde
tarikata ait bilgiler olan bir dosya verdiler. Tezgaha düştüğümü
anladım. Göksoy’a ‘bu nasıl iş’ diyerek tepki
gösterdim. Kürsüye çıkıp yaptıklarının doğru
olmadığını bağırarak söyledim. Sonra Salim Uslu
ile konuştum. ‘Hocam benim de bu toplantıda ne olup
bittiğinden haberim yok’ dedi. Anladım ki benim gibi
herkesi böyle kandırmışlar."
Ayseli Göksoy’a bakılırsa aslında Z. Beyaz
pek de kandırılmış sayılmaz. Çünkü, "eğer
beğenmediyse, neden akşamki yemeğe kadar kaldı?"
diye okkalı bir biçimde soruyor.
Ahh
sayın Beyaz! Demek ki seni kandırmışlar. Demek Salim
Uslu’yu da kandırmışlar. Bu memleket ya gerçekten
uyur-gezerlerle dolu, ya da sıkışınca böyle
numaralara baş vurmak işlerine geliyor. Tabi Z. Beyaz
için birinci ihtimalin geçerli olduğundan herkes gibi
ben de eminim. Fakat, çok merak ediyorum, bir gün
gelip de acaba kendisinin Marmara İlahiyat’a dekan
yapılmasının da böylesi bir aldatılma serencamı
neticesi olduğunu itiraf edecek mi? Böyle bir deli-yürekliliği
gösterecek mi? Kim bilir, çıkmadık candan ümit
kesilmez...
Moon
ve Moon’culuk
Sun
Myung Moon Kuzey Kore’de 1920 yılında doğmuş.
Aslen Budist olup, bilahare Hristiyanlığı seçmiş.
Japonya’da elektrik mühendisliği eğitimi almış.
1946 Yılında misyonerliğe başlamış. Aynı yıl komünist
rejim tarafından tutuklanmış. İki eşinden 13 çocuğu
varmış. Bir ara vergi kaçakçılığından hüküm
giymiş. Moon’un iddiasına göre, 1936’da İsa
kendisine görünerek Tanrının Krallığı’nı
kurmasını istemiş. 1959 yılında Moon hareketi
Amerika’ya taşınmış.
Kore
savaşı sırasında, oraya giden misyonerler halkın dörtte
birini hristiyanlaştırmışlar. Moon’culuk Sun Myung
Moon tarafından Güney Kore’de kurulmuş bir tarikattır.
Bakmayın siz adının tarikat olduğuna. O aslında
profesyonel bir misyoner teşkilatı. Moonculuğun
Uzakdoğu'ya özgü Taocu inanç ve düşünce ile
Museviliğin kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes'in bir
telifi olduğu belirtilmektedir. Bu "Taocu-Musevi bileşimi yeni inanç
örgütlenmesi, çok daha başka bir örgütlenmenin
temel taşlarından birini oluşturuyor: Dünya Hıristiyan
Kiliseler Birliği'nin!"
İlginçtir değil mi, Tao’cu inanç ile Yahudi
dogması birleştiriliyor ve ortaya bir Hristiyan
misyoner teşkilatı çıkıyor! Bu teşkilat Türkiye’de
İlahiyat fakültelerinde mâkes buluyor!
Rivayete
göre Moon kendisini üçüncü Adem ilan etmiş. Ona göre
komünizm şeytan işi, demokrasi ise tanrı işidir.
Moon’culuk bütün dinlere inanmakla birlikte,
Hristiyanlığın hepsinden üstün olduğunu kabul
etmektedir. Çünkü onlara göre, eninde sonunda tüm
din ve inançlar İsa’nın etrafında toplanacaktır.
İnsanın görevi günahtan arınmaktır. Verilen
bilgilere göre Moon örgütünün amacı, eski ve yeni
ahit’in ilkelerine uyması zorunlu olan, İsrail gibi
bir devlet kurmaktır.
Moon
örgütü siyaset adamlarının, iş-finans dünyasının,
medyanın, show dünyasının, ses ve sahne sanatçılarının
en popüler/parlak isimlerden daimi mensupları olagelmiş.
Belli ki "en parlak ilahiyatçı – saygın bilim
adamı" olarak Zekeriya Beyaz’ı seçmişler!
Moon
örgütü medya alanında da etkili. The Washington
Times, New York City Tribune, Ortadoğu’da Middle East
Times, UPI (United Press International) gibi basın ve
ajanslara sahipler. Elektronik sanayisinin yanısıra,
New York'da birçok taşınmazları da varmış. 2000
odalı "New Yorker" otelini satın almışlar.
Genel merkezleri de bu otelde imiş.
Mooncuların
bilhassa evlilik işleriyle ilgilenmesi dikkat çekici.
Her sene düzenledikleri toplu nikah töreninde de
binlerce çifti evlendiriyorlar. Mayıs 2001 Tarihinde
de, Vatikan’ın 70 yaşındaki ünlü başpiskopos’u
Emmanuel Milingo’yu kırk yaşında bir kadınla
evlendirmişler ve adamcağızı kilise aforoz etmiş.
Şubat ayı içerisinde Kore’nin başkenti Seul’de,
dünyanın 186 ülkesinden 3500 çift, bir törenle
evlendiriliyor. Nikahlarını Sun Myung Moon takdis
ediyor. Moon’a "Vaadedilen Mesih ve Hazreti İsa`nın
evlilik eksiğini dolduran Mürşit" ünvanı
verilmiş.
1991
Eylül’ünde Dünya Dinleri Konseyi toplantısını
gerçekleştirmişler. Bu toplantının belli başlı
konularından biri de "İslam–Hıristiyan Diyaloğu'dur."
Ocak–Şubat 1992'da, Amerika'ya, Türkiye'den çok sayıda
"ilim adamı", siyasetçi ve basın mensubunu
çağırmışlar, misafirlerine bir kuruş masraf
ettirmeksizin, onları 40 günlük bir seminere almışlar.
(A. Rıza Bayzan)
Moon’cuların
bu toplantılarına katılan isimlerden biri de Deniz
Baykal'dır. Deniz
Baykal’ın Moon toplantılarına katılması ona
siyasi hayatında yaramış gözükmektedir. Sebebini
Niyazi Öktem’in şu satırlarında bulabiliriz:
"Herşeyden önce jakoben - laik tutumuyla tanınan
CHP Başkanı Sayın Deniz Baykal'ın bu törene katılması
şaşırtıcıydı. Ama belki de Sayın Baykal'ın
ABD'ye gitmesi iyi oldu. Orada mevcut 300 civarındaki
protestan alt mezheple, diğer mezheplerin sosyal, kültürel
ve politik yaşamdaki etkisini görür ve din olgusunun
sosyal gücünün farkına varır."
Bilindiği
gibi son zamanlarda Deniz Baykal Anadolucu-Osmanlıcı
bir sol profili çizmeye çalışmaktadır. Uğur Işılak’ın
"Anadolu" şarkısını satın alması da bu
profilin bir parçası. Demek ki N. Öktem’in tespit
ettiği gibi Baykal, Türkiye’de "din olgusunun
sosyal gücünün" farkına varmış durumdadır.
Ne diyelim, "at binenin, silah kuşananın"dır!
"Din olgusunun sosyal gücü" de, "farkına
varanın"dır! Bu gücün farkına sadece S.
Demirel ve T. Özal varacak değiller ya...
Moon’cularla
adı geçen diğer ‘yıldızlar’
Moon
toplantılarına katılan isimlerden biri de Yaşar Nuri
Öztürk’dür. Öztürk, toplantılarına katıldığını
fakat son zamanlarda ilişkisini kestiğini açıklamaktadır.
Ayrıca E. Ruhi Fığlalı, M. Said Aydın, Nevzat Yalçıntaş,
Osman Zümrüt, eski Diyanet işleri başkanı Lütfi Doğan,
Fehmi Koru, Gülay Atığ, Ayseli Göksoy, Işılay Saygın,
İmren Aykut, Prof. Zübeyde Bayraktar, Sami Kohen, Edip
Yüksel de Moon toplantılarına katıldığı söylenen
kişiler arasındadır. Dekanı olduğu fakültede başörtüsü
düşmanlığı ile bilinen Prof. Osman Zümrüt, 20
Mart 2002 tarihindeki Ankara Sheraton’daki toplantıya
da katıldı. Dolayısıyla onun Moon’cu olduğu
tescilli sayılır.
Moon
gibi misyoner teşkilatlar bahis konusu olunca Fethullah
Gülen ismi mutlaka gündeme gelmektedir. Moon tarikatı
ile Fethullah Gülen arasındaki bağlantıyı, Eski CHP
genel sekreteri Kasım Gülek'in sağladığı, "Hocaefendi"nin,
Kasım Gülek’in cenaze namazını kıldırmasını işbu
bağlantıya borçlu olduğu söylenmektedir.
Kasım Gülek’in eşi Nilüfer Gülek ise eşine
ve Fethullah Gülen’e iftira atıldığını ileri sürmektedir.
Eşinin dünyanın pek çok başkan ve başbakanıyla görüştüğünü,
Atatürk’ün isteği ile politikaya atıldığını
ancak, Moon tarikatının Türkiye temsilcisi olmadığını
açıklamaktadır.
N.
Öktem şöyle demektedir: "Ama hemen belirtelim ki,
ülkemizden bazı ilahiyat profesörleri de Sun Myung
Moon'un düzenlediği 2 - 3 aylık seminerlere katıldılar.
Bunlardan birkaçının Moon'a biat ettiği; çocuklarının
Mooncular tarafından ABD'de okutulduğu dedikoduları
var. Hatta bunlardan biri, bir İlahiyat Fakültesi'ne
dekan bile oldu"
Sheraton’daki
Son Toplantı ya da: Ava giden Avlanır...
Yeni
Şafak Gazetesi, Sadettin Tantan’ın sözlerini manşete
taşıdı ve Moon’culara "Moon Şövalyeleri"
dedi. Fakat gözlerim, Yeni Şafak’ın acar gazetecisi
Fehmi Koru’nun bilhassa Taha Kıvanç imzalı
‘Kulis’ köşesinde bu son toplantıya ilişkin
birkaç not aradı. Taha Kıvanç Kulis’de, dünyada
ve Türkiye’de olan-biten her şeyden haberdarmış
gibi bir hava verir. Çok zaman da önemli şeyler
yazmaktadır. T. Kıvanç’ın, burnunun dibindeki bu
toplantıdan haberi olmaması mümkün değildi elbet.
Fakat Yaşar Nuri Öztürk’ün de belirttiği gibi F.
Koru 1992 yılında Moon tarikatını öven yazılar
yazmış. Sheraton toplantısından bahsetmeyişini
hayra mı yormalı acaba?
20
Marttaki toplantının küçük kahramanı Zekeriya
Beyaz oldu. Zekeriya Beyaz, açılış konuşmasını
yapıncaya kadar arkasındaki ekranda, Moon tarikatı
lideri Sun Myung Moon’un, görüntüsünü fark
edememiş. Fark edince de adeta donup kalmış!
Doğrusu o an, Z. Beyaz’ın ünlü olmasında
payı büyük olan gözlerinin aldığı pozisyonu görmek
isterdim.
İşte
böyledir Zekeriya Bey, aslında, donup kalmanızı sağlayacak
başkaca pek çok olay daha var elbet. Fakat, maskeli yüzlerin
"büyük ve saygın ilim adamı" türünden
goygoyculuğu sizlerin, doğruları görmenizde gözleriniz
önüne gerilmiş en karanlık perdeler olmaktadır. Bu
tür perdelerden Kitabımız Kur’an bahsetmektedir (2/Bakara,
7) fakat sizler, o ayetlerden haberdar olamayacak kadar
meşgulsünüz... Çünkü siz, "saygın ilim adamısınız"...
Bir gün gelip de belki, hiç bitmeyeceğini sandığınız
o koltuk ihtişamı sona erdiği zaman, gözyaşlarıyla
Fakülte kapılarında süründürdüğünüz kızlarımıza
çektirdiklerinizi düşünme durumunda kalabilirseniz,
bir kez daha kandırıldığınızı idrak edeceksiniz!
Hele de ruz-ı mahşerde, kişinin kardeşinden,
anne-babasından kaçtığı o zorlu günde ne Moon, ne
BÇG ne de YÖK Başkanı size yardımda
bulunamayacaklar. Bu son aldatılmışlığınız,
bundan önce de nice kereler aldatılmış olduğunuzun
garantisidir, bilesiniz. Yine bu konuda sizlere bomba
gibi bir ayet hatırlatacağım: Bakara suresi 9. ayet
v.d.
Tarikatçılığın
–sözde- yasak olduğu Türkiye’de Moon gibi örgütlerin,
kendi öz vatanlarından daha rahat bir şekilde, hem de
basına kapalı toplantılar tertip etmeleri, büyük
bir tezgahın bazı açık tezahürleridir. Şu iyice
bilinmelidir ki, Moon gibi örgütleri, bu satırların
yazarı olarak gözümde büyütmüyorum. Çünkü bu örgütler,
her şeye rağmen bu faaliyetleri yürütüyor değiller.
O yüzden kahraman da değiller. Bu imkanlar kime sağlansa,
kimin önü siyasi olarak bu şekilde açılsa herkes
aynı faaliyeti yapabilir. Bununla beraber, etrafımızda
ne olup bittiğini bilmek zorundayız. Aldatılmışlığın
bir diğer adı olan ahmaklığın ihanetten tamamen
gayrı bir şey olmadığını da bilmek zorundayız.
© 2002 İktibas |