Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 280  Nisan 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  

Hasan Hanefi Ne Dedi?

Hak`ka Rağmen Hak

Nüfus Planlaması

Medya ve Ahlâk

Müslüman Kadın,Feminist Kadın

Zamana Dayanıklı Bir Dil

Elbiseyi Temizlemek

"Yetiş Ya Muhammed"

Bir Haham,Bir Papaz,Bir Hoca=Moon´mu?  

Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

“Bir Haham,

Bir Papaz,

Bir Hoca=Moon”mu?

 

 

Ahya ARAS

 

23 Mart Cumartesini 24 mart Pazara bağlayan gece Hulki Cevizoğlu, Moon tarikatını ve Türkiye’de yaptığı bir toplantıyı ‘Cevizkabuğu’na girdirdi... Programın bir kısmını izleyebildim. Mooncuların "Uluslararası Dünya Barış Federasyonu"  sıfatıyla "Ulusal Eğitim, Aile Kurumunun Güçlendirilmesi, Gençliğin Eğitilmesi"adı altında Ankara Sheraton Oteli’nde bir toplantı düzenleyerek, İlahiyat hocası sıfatıyla Zekeriya Beyaz’a ‘Barış Elçisi’ ödülü verdiğini programdan önce duymuştum. Zekeriya Beyaz programın asıl konuğuydu. Eski milletvekili ve bakan İmren Aykut ve Ayseli Göksoy da telefonla katıldılar.

İmren Aykut gayet net anlattı: Ayseli Göksoy sanki programın ev sahibiydi dedi. Zekeriya Beyaz’ı da A. Göksoy davet etmiş. Z. Beyaz’ın dediğine bakılırsa, kendisi nereye gittiğini, ne amaçla gittiğini bilmemekte imiş. Yani kandırılmış. Fakat A. Göksoy da kandırıldığını söylemeye çalıştı. Hulki Cevizoğlu böyle bir külü yutmazdı tabi. Daha önce Moon tarikatının Ayseli Göksoy’u Kore’ye davet ettiğini (ve de gittiğini), Amerika’ya davet edildiğini ve gittiğini, ayrıca bu programa davet edilirken kendisine gönderilen davetiyede her şeyin açıkça yazdığını, programda Moon adına orada bulunduklarını beyan eden konuşmalar yapıldığını, bunun nasıl kandırılma olduğunu yüzüne vurdu. Ve "yapmayın Allah aşkına, siz mi kandırılacaksınız?!" diyerek, Ayseli Göksoy’un masum rolü oynamasının önünü kesmiş oldu. Fakat nedense A. Göksoy, Moon adına da olsa bir ‘tarikatçı’ olarak anılmaya şiddetle karşı çıkıyordu. Boğulmakta olan bir insanın çırpınışları gibiydi feveranları...

Mooncular toplantıya "Bir papaz, bir haham ve bir ilahiyatçı hoca" getirin demişler. Galiba papaz bulamamışlar. Fakat üçlemenin ‘hoca’ kanadına en iyi namzet olarak Mooncuların aklına Zekeriya Beyaz gelmiş. Ceviz Kabuğu’nda A. Göksoy kendisini "saygı duyduğu bir ilim adamı" diye pohpohladığı için bilmecburiye alttan aldı, Ayseli Hanıma taltifinin karşılığını ödeme gereği duydu. Fakat bütün işbirlikçiler gibi onlarda da ahbap-çavuşluk kısa sürdü ve birbirlerini ele veren suçlamalara giriştiler. Papaz ve Haham’ların ortağı Zekeriya Beyaz, Ayseli Göksoy’un kandırıldığını, kendisinin de Göksoy tarafından kandırıldığını bütün heyecanıyla anlatmaya çabalıyordu. Zekeriya Beyaz’ın, "sen büyük bir ilim adamısın" dolmuşuna bindirildiği için, nereye, niçin, kimin adına gittiğini bilmemesi tamamen ihtimal dışı değil. Anlaşılan konu mankeni seçilmesine içerlemişti, "büyük ilim adamı"... Bir zamanlar Moon tarikatı deyince ‘ilahiyat hocası’ olarak Yaşar Nuri Öztürk’ün adı geliyordu, şimdi de Zekeriya Beyaz... Arkasından, Prof. Osman Zümrüt. Demek ki ‘hoca’sız Moon olmuyor.

Z. Beyaz’a, federasyonun The Washington Times gazetesinin bir Vakfı olduğu bildirilmişti. Fakat Washington Times’ın ne olduğunu bilebildi mi bakalım. Beyaz, "acınası" halini bakın nasıl da dobra dobra anlatıyor:

"Toplantının açılış konuşmasını yapmam istenince şüphelendim. Ben bildiri sunacağımı söyledim. Çok ısrar ettiler. Kabul ettim. Ne olduysa bundan sonra oldu. Arkamdaki ekranda Moon tarikatı liderinin görüntüsü belirdi. Konuşmaları verilmeye başlandı. Bana içinde tarikata ait bilgiler olan bir dosya verdiler. Tezgaha düştüğümü anladım. Göksoy’a ‘bu nasıl iş’ diyerek tepki gösterdim. Kürsüye çıkıp yaptıklarının doğru olmadığını bağırarak söyledim. Sonra Salim Uslu ile konuştum. ‘Hocam benim de bu toplantıda ne olup bittiğinden haberim yok’ dedi. Anladım ki benim gibi herkesi böyle kandırmışlar."  Ayseli Göksoy’a bakılırsa aslında Z. Beyaz pek de kandırılmış sayılmaz. Çünkü, "eğer beğenmediyse, neden akşamki yemeğe kadar kaldı?" diye okkalı bir biçimde soruyor.

Ahh sayın Beyaz! Demek ki seni kandırmışlar. Demek Salim Uslu’yu da kandırmışlar. Bu memleket ya gerçekten uyur-gezerlerle dolu, ya da sıkışınca böyle numaralara baş vurmak işlerine geliyor. Tabi Z. Beyaz için birinci ihtimalin geçerli olduğundan herkes gibi ben de eminim. Fakat, çok merak ediyorum, bir gün gelip de acaba kendisinin Marmara İlahiyat’a dekan yapılmasının da böylesi bir aldatılma serencamı neticesi olduğunu itiraf edecek mi? Böyle bir deli-yürekliliği gösterecek mi? Kim bilir, çıkmadık candan ümit kesilmez...

Moon ve Moon’culuk

Sun Myung Moon Kuzey Kore’de 1920 yılında doğmuş. Aslen Budist olup, bilahare Hristiyanlığı seçmiş. Japonya’da elektrik mühendisliği eğitimi almış. 1946 Yılında misyonerliğe başlamış. Aynı yıl komünist rejim tarafından tutuklanmış. İki eşinden 13 çocuğu varmış. Bir ara vergi kaçakçılığından hüküm giymiş. Moon’un iddiasına göre, 1936’da İsa kendisine görünerek Tanrının Krallığı’nı kurmasını istemiş. 1959 yılında Moon hareketi Amerika’ya taşınmış.

Kore savaşı sırasında, oraya giden misyonerler halkın dörtte birini hristiyanlaştırmışlar. Moon’culuk Sun Myung Moon tarafından Güney Kore’de kurulmuş bir tarikattır. Bakmayın siz adının tarikat olduğuna. O aslında profesyonel bir misyoner teşkilatı. Moonculuğun Uzakdoğu'ya özgü Taocu inanç ve düşünce ile Museviliğin kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes'in bir telifi olduğu  belirtilmektedir. Bu "Taocu-Musevi bileşimi yeni inanç örgütlenmesi, çok daha başka bir örgütlenmenin temel taşlarından birini oluşturuyor: Dünya Hıristiyan Kiliseler Birliği'nin!"  İlginçtir değil mi, Tao’cu inanç ile Yahudi dogması birleştiriliyor ve ortaya bir Hristiyan misyoner teşkilatı çıkıyor! Bu teşkilat Türkiye’de İlahiyat fakültelerinde mâkes buluyor!

Rivayete göre Moon kendisini üçüncü Adem ilan etmiş. Ona göre komünizm şeytan işi, demokrasi ise tanrı işidir.  Moon’culuk bütün dinlere inanmakla birlikte, Hristiyanlığın hepsinden üstün olduğunu kabul etmektedir. Çünkü onlara göre, eninde sonunda tüm din ve inançlar İsa’nın etrafında toplanacaktır. İnsanın görevi günahtan arınmaktır. Verilen bilgilere göre Moon örgütünün amacı, eski ve yeni ahit’in ilkelerine uyması zorunlu olan, İsrail gibi bir devlet kurmaktır.

Moon örgütü siyaset adamlarının, iş-finans dünyasının, medyanın, show dünyasının, ses ve sahne sanatçılarının en popüler/parlak isimlerden daimi mensupları olagelmiş. Belli ki "en parlak ilahiyatçı – saygın bilim adamı" olarak Zekeriya Beyaz’ı seçmişler!

Moon örgütü medya alanında da etkili. The Washington Times, New York City Tribune, Ortadoğu’da Middle East Times, UPI (United Press International) gibi basın ve ajanslara sahipler. Elektronik sanayisinin yanısıra, New York'da birçok taşınmazları da varmış. 2000 odalı "New Yorker" otelini satın almışlar. Genel merkezleri de bu otelde imiş.

Mooncuların bilhassa evlilik işleriyle ilgilenmesi dikkat çekici. Her sene düzenledikleri toplu nikah töreninde de binlerce çifti evlendiriyorlar. Mayıs 2001 Tarihinde de, Vatikan’ın 70 yaşındaki ünlü başpiskopos’u Emmanuel Milingo’yu kırk yaşında bir kadınla evlendirmişler ve adamcağızı kilise aforoz etmiş. Şubat ayı içerisinde Kore’nin başkenti Seul’de, dünyanın 186 ülkesinden 3500 çift, bir törenle evlendiriliyor. Nikahlarını Sun Myung Moon takdis ediyor. Moon’a "Vaadedilen Mesih ve Hazreti İsa`nın evlilik eksiğini dolduran Mürşit" ünvanı verilmiş.

1991 Eylül’ünde Dünya Dinleri Konseyi toplantısını gerçekleştirmişler. Bu toplantının belli başlı konularından biri de "İslam–Hıristiyan Diyaloğu'dur." Ocak–Şubat 1992'da, Amerika'ya, Türkiye'den çok sayıda "ilim adamı", siyasetçi ve basın mensubunu çağırmışlar, misafirlerine bir kuruş masraf ettirmeksizin, onları 40 günlük bir seminere almışlar. (A. Rıza Bayzan)

Moon’cuların bu toplantılarına katılan isimlerden biri de Deniz Baykal'dır.  Deniz Baykal’ın Moon toplantılarına katılması ona siyasi hayatında yaramış gözükmektedir. Sebebini Niyazi Öktem’in şu satırlarında bulabiliriz: "Herşeyden önce jakoben - laik tutumuyla tanınan CHP Başkanı Sayın Deniz Baykal'ın bu törene katılması şaşırtıcıydı. Ama belki de Sayın Baykal'ın ABD'ye gitmesi iyi oldu. Orada mevcut 300 civarındaki protestan alt mezheple, diğer mezheplerin sosyal, kültürel ve politik yaşamdaki etkisini görür ve din olgusunun sosyal gücünün farkına varır." 

Bilindiği gibi son zamanlarda Deniz Baykal Anadolucu-Osmanlıcı bir sol profili çizmeye çalışmaktadır. Uğur Işılak’ın "Anadolu" şarkısını satın alması da bu profilin bir parçası. Demek ki N. Öktem’in tespit ettiği gibi Baykal, Türkiye’de "din olgusunun sosyal gücünün" farkına varmış durumdadır. Ne diyelim, "at binenin, silah kuşananın"dır! "Din olgusunun sosyal gücü" de, "farkına varanın"dır! Bu gücün farkına sadece S. Demirel ve T. Özal varacak değiller ya...

Moon’cularla adı geçen diğer ‘yıldızlar’

Moon toplantılarına katılan isimlerden biri de Yaşar Nuri Öztürk’dür. Öztürk, toplantılarına katıldığını fakat son zamanlarda ilişkisini kestiğini açıklamaktadır. Ayrıca E. Ruhi Fığlalı, M. Said Aydın, Nevzat Yalçıntaş, Osman Zümrüt, eski Diyanet işleri başkanı Lütfi Doğan, Fehmi Koru, Gülay Atığ, Ayseli Göksoy, Işılay Saygın, İmren Aykut, Prof. Zübeyde Bayraktar, Sami Kohen, Edip Yüksel de Moon toplantılarına katıldığı söylenen kişiler arasındadır. Dekanı olduğu fakültede başörtüsü düşmanlığı ile bilinen Prof. Osman Zümrüt, 20 Mart 2002 tarihindeki Ankara Sheraton’daki toplantıya da katıldı. Dolayısıyla onun Moon’cu olduğu tescilli sayılır.

Moon gibi misyoner teşkilatlar bahis konusu olunca Fethullah Gülen ismi mutlaka gündeme gelmektedir. Moon tarikatı ile Fethullah Gülen arasındaki bağlantıyı, Eski CHP genel sekreteri Kasım Gülek'in sağladığı, "Hocaefendi"nin, Kasım Gülek’in cenaze namazını kıldırmasını işbu bağlantıya borçlu olduğu söylenmektedir.  Kasım Gülek’in eşi Nilüfer Gülek ise eşine ve Fethullah Gülen’e iftira atıldığını ileri sürmektedir. Eşinin dünyanın pek çok başkan ve başbakanıyla görüştüğünü, Atatürk’ün isteği ile politikaya atıldığını ancak, Moon tarikatının Türkiye temsilcisi olmadığını açıklamaktadır.

N. Öktem şöyle demektedir: "Ama hemen belirtelim ki, ülkemizden bazı ilahiyat profesörleri de Sun Myung Moon'un düzenlediği 2 - 3 aylık seminerlere katıldılar. Bunlardan birkaçının Moon'a biat ettiği; çocuklarının Mooncular tarafından ABD'de okutulduğu dedikoduları var. Hatta bunlardan biri, bir İlahiyat Fakültesi'ne dekan bile oldu" 

Sheraton’daki Son Toplantı ya da: Ava giden Avlanır...

Yeni Şafak Gazetesi, Sadettin Tantan’ın sözlerini manşete taşıdı ve Moon’culara "Moon Şövalyeleri" dedi. Fakat gözlerim, Yeni Şafak’ın acar gazetecisi Fehmi Koru’nun bilhassa Taha Kıvanç imzalı ‘Kulis’ köşesinde bu son toplantıya ilişkin birkaç not aradı. Taha Kıvanç Kulis’de, dünyada ve Türkiye’de olan-biten her şeyden haberdarmış gibi bir hava verir. Çok zaman da önemli şeyler yazmaktadır. T. Kıvanç’ın, burnunun dibindeki bu toplantıdan haberi olmaması mümkün değildi elbet. Fakat Yaşar Nuri Öztürk’ün de belirttiği gibi F. Koru 1992 yılında Moon tarikatını öven yazılar yazmış. Sheraton toplantısından bahsetmeyişini hayra mı yormalı acaba?

20 Marttaki toplantının küçük kahramanı Zekeriya Beyaz oldu. Zekeriya Beyaz, açılış konuşmasını yapıncaya kadar arkasındaki ekranda, Moon tarikatı lideri Sun Myung Moon’un, görüntüsünü fark edememiş. Fark edince de adeta donup kalmış!  Doğrusu o an, Z. Beyaz’ın ünlü olmasında payı büyük olan gözlerinin aldığı pozisyonu görmek isterdim.

İşte böyledir Zekeriya Bey, aslında, donup kalmanızı sağlayacak başkaca pek çok olay daha var elbet. Fakat, maskeli yüzlerin "büyük ve saygın ilim adamı" türünden goygoyculuğu sizlerin, doğruları görmenizde gözleriniz önüne gerilmiş en karanlık perdeler olmaktadır. Bu tür perdelerden Kitabımız Kur’an bahsetmektedir (2/Bakara, 7) fakat sizler, o ayetlerden haberdar olamayacak kadar meşgulsünüz... Çünkü siz, "saygın ilim adamısınız"... Bir gün gelip de belki, hiç bitmeyeceğini sandığınız o koltuk ihtişamı sona erdiği zaman, gözyaşlarıyla Fakülte kapılarında süründürdüğünüz kızlarımıza çektirdiklerinizi düşünme durumunda kalabilirseniz, bir kez daha kandırıldığınızı idrak edeceksiniz! Hele de ruz-ı mahşerde, kişinin kardeşinden, anne-babasından kaçtığı o zorlu günde ne Moon, ne BÇG ne de YÖK Başkanı size yardımda bulunamayacaklar. Bu son aldatılmışlığınız, bundan önce de nice kereler aldatılmış olduğunuzun garantisidir, bilesiniz. Yine bu konuda sizlere bomba gibi bir ayet hatırlatacağım: Bakara suresi 9. ayet v.d.

Tarikatçılığın –sözde- yasak olduğu Türkiye’de Moon gibi örgütlerin, kendi öz vatanlarından daha rahat bir şekilde, hem de basına kapalı toplantılar tertip etmeleri, büyük bir tezgahın bazı açık tezahürleridir. Şu iyice bilinmelidir ki, Moon gibi örgütleri, bu satırların yazarı olarak gözümde büyütmüyorum. Çünkü bu örgütler, her şeye rağmen bu faaliyetleri yürütüyor değiller. O yüzden kahraman da değiller. Bu imkanlar kime sağlansa, kimin önü siyasi olarak bu şekilde açılsa herkes aynı faaliyeti yapabilir. Bununla beraber, etrafımızda ne olup bittiğini bilmek zorundayız. Aldatılmışlığın bir diğer adı olan ahmaklığın ihanetten tamamen gayrı bir şey olmadığını da bilmek zorundayız.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin