|
Misyonerlik
Konuşmacı:
Prof. Dr. Mehmet BAYRAKTAR
Seçkin
konuşmacı ve konularla devam eden Lokal
etkinliklerimizin bu
kez konuğu Prof. Dr. Mehmet Bayraktar hocaydı.
Dinleyicilerin oldukça yoğun soru ve katkılarıyla
gerçekleştirilen misyonerlik konulu konferansta,
misyonerlik konusunda genel bir değerlendirme
yapan ve bu konun hak ettiği kadar önemsenmediğine
dikkat çeken Bayraktar hoca,
İster sivil olsun, ister dini olsun misyonerliğin
yasaklanması gerektiğini
vurgulayarak, bunun nedenini şu şekilde izah
etti: Misyonerliğin özünde takiyye yatmaktadır.
Ahlaki olmayan, kanuni olmayan, dini olmayan yönlerden,
insanların zihinlerini, onların içinde bulundukları/karşılaştıkları
olumsuz durumlardan faydalanarak etkilemeye dayanmaktadır.
Misyonerler, günümüzde özellikle
Türk-i Cumhuriyetlerde büyük faaliyetler yürütüyorlar.
Neden? Çünkü onların fakirliklerinden yararlanıyorlar,
siyasi veya sosyal olumsuzluklarından faydalanıyorlar.
Bu yollarla insanları aldatarak kendi emellerine ulaşmaya
çalışıyorlar. Bu bakımdan takiyye, gizlilik, sır
bu öğretide esas hareket biçimidir.
Bunu
bir açıdan şöyle görebiliriz. Tarihi olarak Hıristiyanlığın
doğuşuna baktığımız zaman, ilk Hıristiyanların büyük
bir ızdırap içinde
Hıristiyanlığı yaşadığı; Hıristiyanlığı
yayma faaliyetlerinde çok zorluklarla karşılaştıklarını
görüyoruz. Bir taraftan Yahudiler diğer taraftan Roma
İmparatorluğu Hıristiyanlara büyük eziyetler yapmışlar;
bunlar da bu korkudan dolayı bu işleri gizli yapmayı
ve psikolojik olarak bu metodu benimsemişler. Ta başından
beri çalışmalarında takiyye ve gizlilik esasına çok
büyük önem vermişler. Günümüzde Türkiyede
de bazı tarihi
kalıntılara baktığımız zaman bunların geçmişte
de tepelere,
insanların az uğradığı yerlere gizlenerek
faaliyetlerini ve varlıklarını devam ettirdiklerini görebiliriz.
Bugün de bu tarihi şartlanmışlık, bir yanıyla
misyonerliğin gizli bir faaliyet olmasını başından
belirlenmesine büyük rol oynamaktadır. Diğer bir
neden de faaliyette
bulunmak istedikleri ülkelerin hukuki, siyasi ve
ideolojik yapıları
bu işin açıkça yapılmasına müsait olmamasıdır.
Dolayısıyla tarihte olduğu gibi bugün de misyonerlik
faaliyetleri bu anlamda gizli faaliyetler olarak devam
etmektedir. Gizli faaliyetler her zaman
bir açıdan toplum için tehlikelidir.
Bir
kimse isteyerek ve bilerek Hıristiyan olacaksa istesek
de buna
engel olamayız. Ama, kandırılarak, bir takım asılsız
vaatlerde bulunarak bu işler yürütülecekse ben şahsen
bunun yasaklanması taraftarıyım. Gelsinler açıkça
desinler ki şurada,
şu kadar Hıristiyan var ibadet etmeleri için yerleri
yok onlara
bir kilise yapacağız desinler. Onlara hiçbir şey
demem. Kiliselerini açsınlar. Nasıl ki Almanya da,
Fransa da, İngiltere v.s.de Müslümanların ihtiyaçları
olduğundan cami açıyorlar. Onlar da açabilirler bu
anlamda. Ama gizli misyonerliğin tarihteki tehlikeleri
dikkate alındığı zaman bu tehlikelerin bu günde var
olduğunu söyleyebiliriz. Nedir bu tehlikeler? Bir defa
siyasi amaçlar. Yani dini açıdan Hıristiyanlaştırma
önemli olmakla beraber esas bunun yanında başka türlü
amaçlar gerçekleştirilmek istenmektedir. Örneğin
bugünde misyonerler sömürgeciliğin veya Avrupa
siyasetinin ön güçleri olarak misyonerlik
faaliyetlerinde bulunuyorlar. Dolayısıyla bu
misyonerlerin, siyasi,
ideolojik, gizli/ açık başka kurumlarla da işbirliği
halinde olanları var. CIA, MOSSAD’la ilgisi olanları
var. Bu misyonerlerin amaçları sadece Hıristiyanlığı
yaymak değil(öyle olanları olabilir) bununla birlikte
gizli faaliyetlerde de bulunuyorlar.
Açık
Hıristiyanlık çalışmaları uygun görülebilir,
nitekim tarih boyunca da görülmüş ve korunmuştur
da. Ancak misyonerliği hem Türkiye’nin etnik
ve siyasi yapısı açısından tehlikeli,
hem de gayri dini ve gayri
insani bir faaliyet olarak görüyorum.
Türkiye’de
çıkan dini eserlere baktığımız zaman
misyonerlerin etkisi açıkça görülmektedir.
Örneğin Alevilik diye bir kitap okudum.(2-3 gün önce)
O kitap, Avustralya da yaşayan altmış yaşlarında
bir Türk Alevi tarafından yazılmış. Kitapta Aleviliğin
menşeinin Hıristiyanlık olduğu belirtmiş, Türkiye’deki
Alevilerin aslında Anadolu’nun yerli halkı olduğunu,
bunların Hıristiyan olduğunu, ama Türkler/Müslümanlar
Anadolu’ya gelince bunları kısmen İslamlaştırdıkları,
Türkleştirdikleri tezi işlenmiş. Bu eserlerde
de bunlar yansımaktadır. Bu çalışmaların
iyi niyetli olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla
misyonerliğin Türkiye için büyük bir tehlikesi vardır.
Misyonerler,
Hıristiyanlığı güzel göstererek , İslamiyet’i
kötüleyerek; güzel söylemlerde bulunmanın
bir aşama sonrasında
vatandaşımızın hem parasını hem de dinini
elinden alıyorlar.
Bayraktar
Hoca, soru ve katkılarınızla biraz daha açabilir,
tartışabiliriz isteğinde bulununca konferans karşılıklı
açıklamalar soru ve cevap şeklinde devam etti.
Bir
dinleyicinin, Hüseyin
Hatemi’nin (Şii olduğunu ima ederek)
bir TV programında da görüldüğü gibi Hıristiyanlara
karşı haddinden fazla toleranslı olmasının
yoksa Aleviliğin
kökeni
itibariyle Hıristiyanlıkla ilgisinin olduğu
iddiasından kaynaklanıp kaynaklamadığı şeklindeki
sorusuna Bayraktar hoca şu yanıtı verdi.
Hıristiyanlara
ait olan bu
görüşün Türkiye’de etkisi var. Ama Hatemi’nin
bunun etkisinde olup olmadığını kesin olarak söylemek
mümkün değil. Ancak
son zamanlarda bunun da ötesinde bildiğimiz bir
şey var: dini söylemlerle TV programlarına çıkan
birçok kimsenin tek hedefi Müslümanları kötülemek.
Başka bir amaçları yok. Tabi ki Müslümanların
hataları vardır ama amaçları bu hataları ifade
etmek değil. Yapılan şey İslam ve Türk düşmanlığıdır.
Bu gerçeği kabul etmemiz gerekir. T.C. kanunlarına,
anayasasına saygılıyız; Laiktir, Cumhuriyettir,
demokratiktir. Kimsenin bunlarla çok fazla alıp
veremeyeceği yok. Ama Türkiye’de İslam ve Türk düşmanlığı
var. Ben bunu söylüyorum. Bu doğrudan dile
getirilemiyor, getirilmesi de imkansız . Ama ne ile
getirilir ? Müslümanlara sataşmakla, her şeyi yanlışlamakla
yapılıyor. Zemzem suyunun içilip içilmeyeceğini gündeme
getirerek Müslümanlara sataşmanın ne anlamı var, ne
faydası var? Ama
bu insanlar, bu şeylerle Türk ve Müslüman insanın
zihnini boş şeylerle doldurup onları birbirine düşürmek istemektedirler. Türkiye’nin kalkınmasını
ve İslam’ın gelişmesini, istemeyen insanlar,
kurumlar ve gizli güçler arkadan parsayı toplasınlar
diye bu çalışmaların yapıldığına inanıyorum.
Hatemi’nin bunu bilip bilmediğini ben bilmiyorum, ama
ben bu şekilde inanıyorum.
Bir
dinleyici Bayraktar Hoca ’nın
konuşmasına ilave bağlamında imamların yanılmazlığı,
masumiyet, ismet v.s. gibi konularda Şiilik-Hıristiyanlık
benzerliğine değinmesine, diğer bir
dinleyicinin de aynı benzerliklerin tasavvuf için de
geçerli olduğunu, tasavvufun da aynı düşünceden
kaynaklandığını ve esas kökeninin Hıristiyani düşünce
olduğunu bu konunun Kemal Tahir’in Devlet Ana’sında
da izah edildiğini söylemesi üzerine Bayraktar Hoca
şu yanıtı verdi.
Doğrudur.
Şiilikle Hıristiyanlık arasında şekli benzerlikler
varsa da böyle bir yakınlık olduğunu sanmıyorum.
Tasavvufun bir bütün olarak öyle olduğunu kabul
edemeyiz ama tasavvufta liderlerin sorgulanamaması, söylediklerinin
harfiyen doğru kabul edilip müntesiplerinin o öğretiye
uymaları gibi benzerlikler var.
Müslümanların
başkaları ile diyaloga girmeye çalışmak yerine
diyalogu kendi aralarında kurmaya, kendi aralarındaki
sorunları gidermeye çalışmaları; başkalarıyla
diyalog kurmak yerine, onlara kendilerini anlatmaya çalışmaları
gerektiği konularında karşılıklı soru ve
cevaplarla konferans sona erdi.
© 2002 İktibas
|