Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 280Nisan 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce   
Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

 

Misyonerlik

 

 

Konuşmacı: Prof. Dr. Mehmet BAYRAKTAR

 

Seçkin konuşmacı ve konularla devam eden Lokal etkinliklerimizin  bu kez konuğu Prof. Dr. Mehmet Bayraktar hocaydı.  Dinleyicilerin oldukça yoğun soru ve katkılarıyla gerçekleştirilen misyonerlik konulu konferansta,   misyonerlik konusunda genel bir değerlendirme yapan ve bu konun hak ettiği kadar önemsenmediğine dikkat çeken Bayraktar hoca,  İster sivil olsun, ister dini olsun misyonerliğin yasaklanması  gerektiğini  vurgulayarak, bunun nedenini şu şekilde izah etti: Misyonerliğin özünde takiyye yatmaktadır. Ahlaki olmayan, kanuni olmayan, dini olmayan yönlerden, insanların zihinlerini, onların içinde bulundukları/karşılaştıkları olumsuz durumlardan faydalanarak etkilemeye dayanmaktadır. Misyonerler, günümüzde özellikle  Türk-i Cumhuriyetlerde büyük faaliyetler yürütüyorlar. Neden? Çünkü onların fakirliklerinden yararlanıyorlar, siyasi veya sosyal olumsuzluklarından faydalanıyorlar. Bu yollarla insanları aldatarak kendi emellerine ulaşmaya çalışıyorlar. Bu bakımdan takiyye, gizlilik, sır bu öğretide esas hareket biçimidir.

 Bunu bir açıdan şöyle görebiliriz. Tarihi olarak Hıristiyanlığın doğuşuna baktığımız zaman, ilk Hıristiyanların büyük bir ızdırap  içinde Hıristiyanlığı yaşadığı; Hıristiyanlığı yayma faaliyetlerinde çok zorluklarla karşılaştıklarını görüyoruz. Bir taraftan Yahudiler diğer taraftan Roma İmparatorluğu Hıristiyanlara büyük eziyetler yapmışlar; bunlar da bu korkudan dolayı bu işleri gizli yapmayı ve psikolojik olarak bu metodu benimsemişler. Ta başından beri çalışmalarında takiyye ve gizlilik esasına çok büyük önem vermişler.  Günümüzde  Türkiyede de bazı  tarihi kalıntılara baktığımız zaman bunların geçmişte de  tepelere, insanların az uğradığı yerlere gizlenerek faaliyetlerini ve varlıklarını devam ettirdiklerini görebiliriz. Bugün de bu tarihi şartlanmışlık, bir yanıyla misyonerliğin gizli bir faaliyet olmasını başından belirlenmesine büyük rol oynamaktadır. Diğer bir neden de  faaliyette bulunmak istedikleri ülkelerin hukuki, siyasi ve ideolojik yapıları  bu işin açıkça yapılmasına müsait olmamasıdır. Dolayısıyla tarihte olduğu gibi bugün de misyonerlik faaliyetleri bu anlamda gizli faaliyetler olarak devam etmektedir. Gizli faaliyetler her zaman  bir açıdan toplum için tehlikelidir.

 Bir kimse isteyerek ve bilerek Hıristiyan olacaksa istesek de  buna engel olamayız. Ama, kandırılarak, bir takım asılsız vaatlerde bulunarak bu işler yürütülecekse ben şahsen bunun yasaklanması taraftarıyım. Gelsinler açıkça desinler ki  şurada, şu kadar Hıristiyan var ibadet etmeleri için yerleri yok  onlara bir kilise yapacağız desinler. Onlara hiçbir şey demem. Kiliselerini açsınlar. Nasıl ki Almanya da, Fransa da, İngiltere v.s.de Müslümanların ihtiyaçları olduğundan cami açıyorlar. Onlar da açabilirler bu anlamda. Ama gizli misyonerliğin tarihteki tehlikeleri dikkate alındığı zaman bu tehlikelerin bu günde var olduğunu söyleyebiliriz. Nedir bu tehlikeler? Bir defa siyasi amaçlar. Yani dini açıdan Hıristiyanlaştırma önemli olmakla beraber esas bunun yanında başka türlü amaçlar gerçekleştirilmek istenmektedir. Örneğin bugünde misyonerler sömürgeciliğin veya Avrupa siyasetinin ön güçleri olarak misyonerlik faaliyetlerinde bulunuyorlar. Dolayısıyla bu misyonerlerin,  siyasi, ideolojik, gizli/ açık başka kurumlarla da işbirliği halinde olanları var. CIA, MOSSAD’la ilgisi olanları var. Bu misyonerlerin amaçları sadece Hıristiyanlığı yaymak değil(öyle olanları olabilir) bununla birlikte gizli faaliyetlerde de bulunuyorlar.

Açık Hıristiyanlık çalışmaları uygun görülebilir, nitekim tarih boyunca da görülmüş ve korunmuştur da. Ancak misyonerliği hem Türkiye’nin etnik  ve siyasi yapısı açısından tehlikeli,  hem de gayri dini ve gayri  insani bir faaliyet olarak görüyorum.

Türkiye’de çıkan dini eserlere baktığımız zaman  misyonerlerin etkisi açıkça görülmektedir. Örneğin Alevilik diye bir kitap okudum.(2-3 gün önce) O kitap, Avustralya da yaşayan altmış yaşlarında bir Türk Alevi tarafından yazılmış. Kitapta Aleviliğin menşeinin Hıristiyanlık olduğu belirtmiş, Türkiye’deki Alevilerin aslında Anadolu’nun yerli halkı olduğunu,  bunların Hıristiyan olduğunu, ama Türkler/Müslümanlar Anadolu’ya gelince bunları kısmen İslamlaştırdıkları, Türkleştirdikleri tezi işlenmiş. Bu eserlerde  de bunlar yansımaktadır. Bu çalışmaların iyi niyetli olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla misyonerliğin Türkiye için büyük bir tehlikesi vardır.

Misyonerler, Hıristiyanlığı güzel göstererek , İslamiyet’i  kötüleyerek; güzel söylemlerde bulunmanın bir aşama sonrasında  vatandaşımızın hem parasını hem de dinini elinden alıyorlar.

Bayraktar Hoca, soru ve katkılarınızla biraz daha açabilir, tartışabiliriz isteğinde bulununca konferans karşılıklı açıklamalar soru ve cevap şeklinde devam etti.

Bir dinleyicinin,  Hüseyin Hatemi’nin (Şii olduğunu ima ederek)   bir TV programında da görüldüğü gibi Hıristiyanlara karşı haddinden fazla toleranslı olmasının  yoksa  Aleviliğin  kökeni   itibariyle Hıristiyanlıkla ilgisinin olduğu iddiasından kaynaklanıp kaynaklamadığı şeklindeki sorusuna Bayraktar hoca şu yanıtı verdi.

Hıristiyanlara ait olan  bu görüşün Türkiye’de etkisi var. Ama Hatemi’nin bunun etkisinde olup olmadığını kesin olarak söylemek mümkün değil. Ancak  son zamanlarda bunun da ötesinde bildiğimiz bir şey var: dini söylemlerle TV programlarına çıkan birçok kimsenin tek hedefi Müslümanları kötülemek. Başka bir amaçları yok. Tabi ki Müslümanların hataları vardır ama amaçları bu hataları ifade etmek değil. Yapılan şey İslam ve Türk düşmanlığıdır. Bu gerçeği kabul etmemiz gerekir. T.C. kanunlarına, anayasasına saygılıyız; Laiktir, Cumhuriyettir, demokratiktir. Kimsenin bunlarla çok fazla alıp veremeyeceği yok. Ama Türkiye’de İslam ve Türk düşmanlığı var. Ben bunu söylüyorum. Bu doğrudan dile getirilemiyor, getirilmesi de imkansız . Ama ne ile getirilir ? Müslümanlara sataşmakla, her şeyi yanlışlamakla yapılıyor. Zemzem suyunun içilip içilmeyeceğini gündeme getirerek Müslümanlara sataşmanın ne anlamı var, ne faydası var?  Ama bu insanlar, bu şeylerle Türk ve Müslüman insanın zihnini boş şeylerle doldurup onları  birbirine düşürmek istemektedirler. Türkiye’nin kalkınmasını ve İslam’ın gelişmesini, istemeyen insanlar, kurumlar ve gizli güçler arkadan parsayı toplasınlar diye bu çalışmaların yapıldığına inanıyorum. Hatemi’nin bunu bilip bilmediğini ben bilmiyorum, ama ben bu şekilde inanıyorum.

Bir dinleyici Bayraktar Hoca ’nın  konuşmasına ilave bağlamında imamların yanılmazlığı, masumiyet, ismet v.s. gibi konularda Şiilik-Hıristiyanlık  benzerliğine değinmesine, diğer bir dinleyicinin de aynı benzerliklerin tasavvuf için de geçerli olduğunu, tasavvufun da aynı düşünceden kaynaklandığını ve esas kökeninin Hıristiyani düşünce olduğunu bu konunun Kemal Tahir’in Devlet Ana’sında da izah edildiğini söylemesi üzerine Bayraktar Hoca şu yanıtı verdi.

Doğrudur. Şiilikle Hıristiyanlık arasında şekli benzerlikler varsa da böyle bir yakınlık olduğunu sanmıyorum. Tasavvufun bir bütün olarak öyle olduğunu kabul edemeyiz ama tasavvufta liderlerin sorgulanamaması, söylediklerinin harfiyen doğru kabul edilip müntesiplerinin o öğretiye uymaları gibi benzerlikler var.

Müslümanların başkaları ile diyaloga girmeye çalışmak yerine diyalogu kendi aralarında kurmaya, kendi aralarındaki sorunları gidermeye çalışmaları; başkalarıyla diyalog kurmak yerine, onlara kendilerini anlatmaya çalışmaları gerektiği konularında karşılıklı soru ve cevaplarla konferans sona erdi.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin