|
Çağının
Tanığı Ak Saçlı Bilge
Adem
ÖZBAY
15.3.2002/ANADOLUDA VAKİT
Yazıları
ve sohbetleriyle İslâm ümmetinin ve insanlığın
esenliğini en samimi duygularla savunan değerli mütefekkirimiz
Atasoy Müftüoglu'nu, genç kuşak yazarlarımızdan
Adem Özbay anlatıyor.
"Tanışmak
birlikte başlamaktır, birlikte bitirmektir. Birlikte
solumak, birlikte duymak, birlikte yürümek, birlikte
dayanmak, birlikte katlanmaktır tanış olmak."
Bu
kelimelerin rastgele bir secimle ard arda dizildiklerini
düşünüyorsanız baştan söyleyeyim: Yanılıyorsunuz.
Yine bu ateşten kelimelerin oluşturdukları cümlenin;
iliklerine kadar tanış olabilmenin çilesini çekmemiş
birisinden sadır olduğunu düşünürseniz, yine aynı
sözcüğü hatırlatacağım sizlere.
Evet,
Atasoy Müftüoglu'ndan bahsediyorum. Kendine ait durusu
ve söylemi ve yüreği olan bir Müslüman’dan ve bir
Müslüman sanatçıdan. O sanatını yazarak ve gerektiğinde
konuşarak icra eder. Notaları harfleridir onun.
Afrika'dan, Kudüs'ten, Kandahar'dan, Moro'dan,
Hayfa'dan, Istefihan'dan, Halep'ten, Harlem'den,
Pesver'den, Keşmir'den, Taşkent'ten, Grozni'den, Doğu
Türkistan'dan ve daha nice 'insan evladı tüketilen
yerlerden milyonlar eslik eder onun şarkılarına. Her
bestesi insanlık adına yapılmış başlı basına bir
şaheser konçertodur. Kelimelerine dokunabilir,
metinlerinin içinden yürekistanınıza acılan kapılan
aralayabilir; bilincinizi, şakaklarınızı patlatırcasına
çalıştırabilirsiniz. O birer 'gül ok' olarak fırlattığı
sözcüklerinin ardına hiç bakmadan, yeni bir diyara,
ama mutlaka içinde insanın, evrenin ve Vareden'in olduğu
diyarlara yelken açar ve sizin onulmaz dertlerinize
merhem olabilecek sözlerle şifaya davet eder sizi.
Özü
bulmadıkça sürü olmaktan çıkamayacağımızı söyleyen
Atasoy Müftüoglu, ruhsuz bir dünyada ancak kaynağa
bağlı kalarak bir ayrılığın yaşanmayacağını söyler,
içimizin penceresinden mazlumun sesi olacak bir ürpertiyi
çağırmak gerektiğini dillendirir. Ve sonunda varılacak
yeri şu cümleyle özetler: "Gönlünüzü
veriyorsanız, daha güzel bir gönül kazanacaksınız."
İşte Atasoy Abi, yıllarca gönlünü habire vermiştir.
Almadan vermenin anlamında yükselen bir duyarlılıkla
seslenmiştir okura. Yeniliğin ve eleştirinin yanında,
taklidin ve ileriye götürmeyen kültür ve medeniyet
üretemeyen nakilciliğin karsısındadır. Sadece
entelektüelinin değil, okurun da kendi dünyasında ve
zihninde sorgulayıcı olmasını ister. Bıkkınlığın
bir zerresini onda göremezsiniz ve bilinçli bir
suskunluğun dı-şında, onu hakikati ifade etmekten alıkoyamazsınız.
Bugün televizyon radyo gibi sesli ve görüntülü yayın
organlarının kirlenmişliklerine karşı aldığı tavırdan
dolayı, onu ekranlarda göremez, frekanslardan yayılan
sesler arasında duyamazsınız. O, asırlardır
hakikatlerin en sahih ve yalın ifade edildiği kâğıt
hışırtılarında gizler kendisini ve gizini. Umudunu
hiç yitirmez ve olabilecek tüm ihtimallerin hesaplarını
yapmaktan hiç yorulmaz. Çünkü insan varsa, aşk vardır.
Aşk varsa umut vardır, imkân vardır.
Uzun
yıllar ara verdiği dergi yazılarına Vuslat ve Ümran
dergileriyle yeniden başlayan Müftüoglu, bir mü'min
yürekten kocaman bir coğrafyayla bütünleşmeye devam
etmektedir. Onun; içinde hiç tahammülsüzlük barındırmayan
ve Müslüman sanatçıların denemeye bir türlü
cesaret edemediği, 'kendi sözlerimize has bir üslup'
içerisinde sayfalardan taşan yazılan; ufuksuzluk içinde
kaybolan 'üretmeye mecbur' yazarlar kadar, iç âleminde
derinleşmeye çalışan okurlar için çok önemli bir
yerde durmaktadır.
Yıllarca fotokopilerle ya da dergi sayfalarındaki
alıntılarla yüzbinlere ulaşan 'aşkın metinler'
Vakti Kuşanmak adında bir araya gelmişken, İnsan Yayınlarıikinci
baskıyı yapmışken, bana da bu yazıyı yazmak düşmüşken;
sevgili okur sana ne yapmanı söylemem bilmem gerekir
mi şimdi?
© 2002 İktibas
|