Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 277  OCAK 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Açık Oturum
Kapak
Yorum
Kavram
Düşünce
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem

Adil Bir Cenk Değil Bu

Olanların ve Ölenlerin

İncirlik Üssü’nde Elek -trikli Sandalyeler Kuru-lacak mı? 

Köktendincilerin Batı’ya Nefreti Doğal 

Hukuk Hak Getire 

Halk Taliban’ı Arıyor 

Laikliği İsteyen Yok 

Moskova Batı’yı Kandırdı 

11 Eylül Jeopolitiği ve

Kıbrıs’ta Son Tango 

Denktaş’ın Mektubu 

Derviş... Kıbrıs’ı Vermiş

Şaron Ne İstiyor?

Arjantin Olmayız Biz, Rezil Oluruz!

Türkiye Arjantin’e Benzemezmiş!

İslam’ın İtirazı ve İslam’ı Protestanlaştırma Projesi 

Alamancı... Alman

Hırsızlığa Teşvik Sistemi

Nasıl Yiğit Olunur?...

“Komünizm Lazımsa Biz Getiririz!”

Ordunun Paspaslı Tasarrufları

Misyonerlerden Korkanların Kilyiğine Bir Bakın

Eyvah! Başbakanımız ABD’ye Gidiyo

Coniye Var Hacıya Yok

‘Rakı’ ve ‘Peçe’ Üzerine

MHP’den Yine Örtü Yasağı

İran Doğalgazı Sessizce Geldi 

Batı’da Kişi Başına Yıllık Kitap Harcaması 500 Dolar, Türkiye’de 2 Dolar

 

 

 

 

 

 

 

Adil Bir Cenk Değil Bu!

 

Murat ÖZER / ARALIK 2001 / HAKSÖZ

 

Yakaladığı İtalyan askerinin ayaklarına pranga vurmaya kalkan savaşçının “ama onlar bizim esirlerimizi öldürüyor” sitemine Ömer Muhtar cevap verir: “Bize yakışmaz bu, biz insanız !” En vahşi savaşta dahi, savaşçı silahsız düşmanına insanca muamele eder. Esir aldığını hunharca katletmek ise ancak, insani en ufak niteliği kalmamış “hayvandan daha aşağı olan” mahluklara yakışır.

Zilletin ve zulmün hakim olduğu, küfrün kol gezdiği işgal edilmiş coğrafyalardan geldiler. Cezayir’den, Sudan’dan, Arabistan’dan, Çeçenistan’dan, Doğu Türkistan’dan... arkalarında eşlerini, çocuklarını, yarenlerini bırakarak. Gözü yaşlı anaları, tertemiz alınlarından öperek yolculamıştı onları. Heybelerinde Kur’an vardı. Ne mal, mülk ne de dünyevi bir mevki. Evleri dağlardı, yatakları kar. Bosna’nın iffetini, Çeçenistan’ın namusunu beklediler. Ama “olsun”du. Sırada bekleyen yeni cepheler vardı. Tacikistan, Özbekistan imdat isteğinde koşarak geldiler. Yitirilmiş ümmet bilincine varlıklarıyla, kardeşçe direnen bir avuç mü’mindiler. Adeta ümmetin küçük bir nüvesiydiler. 

  Adil bir cenk değil bu. Büyük Şeytan'ın gökten ateş yağdırdığı bir şehri küçük imkanlarıyla savundular. Gökten ölüm yağıyordu. Ama ölüm makinalarını görmüyorlardı bile. Karşılarında gördükleri, yıllarca vatanlarını, namuslarını işgalci Ruslara karşı savundukları eskinin mücahidleriydi. Daha fazla kan dökülmesin diye anlaştılar. Yeter ki, aynı Allah'a secde ettikleri, kendilerini Amerikan askerlerinin eline bırakmasın. Oysa ki, hainler çoktan Büyük Şeytan'la işbirliği yapmış, anlaşmışlardı. Kuzey ittifakı hainleri, ülkede yabancı güç istemiyordu. Yabancı, Amerika, İngiltere ve uşakları değilmiş meğer. Yabancı; mü'minlermiş! Bir kaleye dolduruldular, Kale-i Cenk'e. Kimbilir kaç savaşa şahitlik etmişti bu kale. Ama hiç böyle bir katliama mekan olmak istemezdi herhalde.

Hazırladıkları çukurun içine mü’minleri atıp, onların ateşte yanışlarını keyifle izleyen zalimlerin (Buruc suresi) psikolojisi meğer ne kadar tarihler üstüymüş. Kalenin kapılarını kilitleyip, sonra Amerika’nın katil bombalarının, ateş toplarının çıkardığı büyük yangını, efendileriyle birlikte uzaktan seyreden hainler, ateş sönünce, makinalı tüfekleri ve zulmün ihtişamını, gücünü tüm dünyaya kanıtlaması için kameramanlarla birlikte, kalan son canlı mü’mini de ortadan kaldırmak için kaleye koştular. Kendini bir korku filminin çemimlerinde hissettiğini söyleyen muhabirin arkasında, upuzun bir ceset tarlası. Katliam öyle tanıdık ki aslında; tutak ettiği insanların üzerine gökten bomba yağdırmak, üzerine atıldığında insanı bir alev topuna çeviren en ileri teknolojinin ürünü kimyasal silahları bu çaresiz bedenler üzerinde denemek, zulmün sınır tanımayan evrensel yönü olsa gerek.

Heybelerinde iman vardı. Gözleri Kudüs’e çevrili yedi yüz mü’minleridiler. Selefilik, klasik fıkıhçılık, bağnazlık, gayri medenilik tartışmaları arkasında, herşeye ve herkese rağmen duru bir ses, duru bir söz: Kardeşim.

Hainlerin kurşunlarıyla dağıtılmış alnından, Büyük Şeytan’ın bombalarıyla yanmış, kararmış, kömürleşmiş gözlerinden öperim.

Bizi affeder misin ?

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin