|
Merve Saime Yüksel / KAYSERİ
Soru-1: Bir kardeşim evlendikten sonra İslamı anladı.
Beyi ise İslam düşmanı, öyle Ebu Cehil gibi değil ama
çok şeyi inkar ediyor. Kuran'ın tanımına göre müşrik bir
insan, Ancak bu bacımızın iki de çocuğu var. Şimdi bu
insanın ne yapması gerekir, açıklar mısınız?
Cevap: Konuya duyduğunuz ilgi ve hassasiyetten dolayı
Allah ecrinizi versin diyoruz. Bu toplumun içinde sessiz
çığlıklar atan bunun gibi nice insanların varlığı da acı
bir vakıadır.
İnsan, hayat hakkındaki düşüncesiyle toplumda yerini
alır. Bu düşünce onun her türlü seçimini, duruşunu,
sevgi ve nefretini, ilgi ve ilgisizliğini, yeme ve
giymesini, dost ve düşman edinişini hasılı a'dan z'ye
her şeyini etkiler. Bu değişim o insanda bir günde
olmamıştır. Uzunca bir zaman zihnini meşgul etmiş,
düşünüp taşınmış, ölçüp biçmiş, araştırıp
soruşturmuştur. Sonunda emin olduğu kanaatini eyleme
dönüştürerek değişimi gerçekleştirmiştir.
Hepimiz biliriz ki bulunduğumuz hale bir günde gelmedik.
Hal böyle iken aynı şansı, karşıdaki insanlara da
tanımak zorunda olduğumuza inanıyoruz. Çünkü bu işin
doğası budur. Yılların perçinlediği değer yargılarının
zihinlerdeki etkileri kısa zamanda silinmiyor. Bunun
için zamana ihtiyaç yardir, Allah elçisine bu konuda
şöyle buyuruyor;
"Müşriklerden biri sana sığınırsa ona eman ver; Ta ki
Allah'ın sözünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı
yere ulaştır. Çünkü onlar bilmeyen bir topluluktur."
(9/6)
İşin başında hesap edilmeyip sonradan yapılan tadilatlar
biraz sıkıntılı olur. Ancak bundan kaçmak da mümkün
değildir. Aile hayatının karşılıklı sevgi ve saygıyla
devamı mümkündür. Bu iki şeyin birçok problemi
çözeceğine inanıyoruz. Taraflar haddini bilir, yuvasının
huzurunu düşünür, bu saadetin kalıcı olmasını isterse;
doğru olanı tercih etmek zorundadır.
Bu konuda yeterli açıklama yapılmasına ve de düşünüp
anlaması için gerekli süre tanınmasına rağmen şirk ve
küfür olan anlayışından vazgeçmiyorsa o zaman ayrılık
kaçınılmaz olacaktır.
"Allah'a ortak koşan kadınlarla inanmadıkları sürece
evlenmeyin. Mü'min bir köle kadın, hoşunuza gitse de hür
ve müşrik olan bir kadından daha hayırlıdır, Allah'a
ortak koşan erkekleri de, inanmadıkları sürece mü’min
kadınlarla evlendirmeyin. Mü'min bir köle, hoşunuza
gitse de müşrik olan hür bir erkekten daha hayırlıdır.
Onlar sizi ateşe çağırır, Allah ise Cennet’e ve izniyle
bağışlanmaya çağırır, Allah iyice düşünsünler diye
ayetlerini böyle açıklamaktadır." (02/221)
"Zina eden ve müşrik olan bir erkek, ancak zina eden
veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir. Zina eden veya
müşrik olan bir kadın da ancak zina eden veya müşrik
olan bir erkekle evlenebilir. Bu, mü’minlere haram
kılınmıştır." (24/3)
Bu ayetlerde açıklandığı gibi evli kalmaları mümkün
olmaz. Taraflardan inanan kimse Allah'a sığınır, ona
dayanıp güvenir, halini ve çocuğunu Allah'a emanet eder.
O emin olunandır. Emanetlere asla zarar getirmez. Kul
onun emrine boyun eğerek bu fedakarlığı yapar da Allah
onun haline kefil olmaz mı?
"Eğer eşler birbirinden ayrılırlarsa Allah, bol
nimetinden her birini zenginleştirir. (Diğerine muhtaç
olmaktan kurtarır.) Allah'ın lütfu geniş, nimeti
büyüktür," (4/130)
İnsan evinde ve eşinde huzur bulamayınca hayatı
cehenneme döner. Bu halin bir ömür boyunca sürmesi ise
insanın ruh sağlığını bozar, asli görevlerini de yapamaz
hale gelir. Bu nedenle düzelme ümidi olmayan ilişkilerin
bitirilmesi de gereklidir. Hiç kimse bulunmaz Hint
kumaşı değildir. Ayrılır her ikisi de istediğine
kavuşur. Allah herkesin rızkını vermeye kefildir, yeter
ki insan ona kul olmayı tercih etsin,
Soru-2: Kuran’a göre şirk nedir? Peygamberimizin
hadislerinde "gizli şirkin karıncanın ayak sesinden daha
gizli olduğu" beyan ediliyor. Bir kimse bu tür gizli
şirk ile de müşrik olur mu?
Cevap: Şirkin en kısa tanımı Allah'ın sıfatlarından
birini her hangi bir varlığa yermektir, yaratmada,
yargılamada, bağışlamada, yardım etmede, hüküm koymada,
öldürme ve diriltmede, yerin ve göğün mülkünde, bütün
mahlukatı görüp gözetmede, toplum hayatının nizam ve
düzenini koymada, ondan başkasına payeler vermek
şirktir.
"Onlar Allah'ı bırakıp Rahiplerini, bilginlerini ve
Meryem oğlu Mesihi Rab edindiler. Oysa tek bir ilaha
kulluk etmekle emr olunmuşlardı. Ondan başka ilah
yoktur. O, koştukları ortaklardan beridir."(9/31) Bu
ayet Peygamber efendimiz tarafından boynunda haç takılı
olan Adiyy bin Hatim'e okununca Adiyy, Peygamber
efendimize itiraz ederek;
"Ya Rasulallah onlar rahiplerine ve bilginlerine
tapmıyorlardı ki" deyince Peygamberimiz;
"Ne münasebet! onlara Rahipleri ve bilginleri Allah'ın
emrettiğini yasaklıyor, yasakladığını da emrediyorlardı.
Onlar da bunlara itaat ediyorlardı. Böylece onlara
tapmış oluyorlardı" buyuruyor.
Durum böyle olunca bugün bu rolü üslenen şahıs, grup,
cemaat, kurum gibi herhangi birine itaat etmek Allah'a
şirk koşmak anlamına gelmektedir. Allah'a isyanda
mahluka itaat yoktur kaidesi gereğince Allah bu hakkı
hiç kimseye vermemiştir Allah'a rağmen bu hakkı
kendisinde gören kendini ilahlaştırmıştır. Ona itaat
eden de onu Rab edinmiş ve müşriklerden olmuştur.
Şirk bugün gizli kapaklı değil çok açık bir icraatla
icra edilmektedir, Allah'ı hayatlarından uzak tutanlar
ya kendi hevasını Rab edinmiştir, ya da hevasını Rab
edinenleri Rab edinmiştir. Bu nedenle yaşadığı hayat
kişinin dininin dışardan görünüşüdür.
İnsan şeffaf bir varlıktır. Duygu ve
düşünceleri, olaylar hakkındaki tavır ve tepkileriyle
onun asıl yüzü açığa çıkar .
Asrı saadette münafıkların hali sivri dilleriyle
peygamberi ve Müslümanları eleştirmelerinden biliniyor
idiyse; bugünde ehli nifak ve ehl-i şirk söz, sükut ve
eylemleriyle bilinmektedir.
"Yoksa gönüllerinde hastalık olanlar, Allah'ın onların
kinlerini dışarı vurmayacağını mı sandılar?"
"Eğer dileseydik biz onları sana gösterirdik, sen de
onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki, sen onları
konuşma tonlarından da tanırsın, Allah işlediklerinizi
bilir" (47/29-30)
Soru-3 : İslam'a göre boşanma nasıl ve kim tarafından
gerçekleştirilir?
Cevap: Nikâh nasıl taraflardan birinin talebini beyan
edip diğerinin de bu talebi kabul etmesiyle şahitler
huzurunda akdediliyorsa; bu akdin bozulması da aynı
şekilde taraflardan birinin (bu kadın da olabilir erkek
de) bu akdi bozacağını evliliği bitirmek istediğini
geçerli sebeplerle hakime arz etmesiyle başlar. Hakim
tarafları dinler ve bunun sonucunda bu evliliğin devam
etmeyeceğini görürse kararını verir ve evlilik sona
erer. Talak sözünün veya "seni boşuyorum" sözünün
kullanılmamış olması bir anlam ifade etmez. Bu akdi
bitirme talebi anlamına gelen hangi kelime kullanılır
ise kullanılsın, boşanma gerçekleşir.
Olay mahkemeye intikâl etmiş ve bütün ciddiyet ve
açıklığıyla ortaya konmuştur. Bunun kapalı boyutu
kalmamıştır. Ancak bu, anlaşmanın sona erdirilme
safhasıdır. Buraya gelmeden Allah insanlara akledip
yeniden dönmeleriyle ilgili iki fırsat vermektedir.
"Boşanma iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutma
ya da güzellikle salıvermektir..."(2/229)
"Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay
beklerler. Eğer (bu zaman içinde ) kadınlarına
dö-nerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayan ve çok
esirgeyendir."
"Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya
karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki Allah işitir
ve bilir."(2/226-227)
"Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç ay hali beklerler,
Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlar ise,
rahimlerde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine
helal olmaz. Eğer kocalar barışmak isterse, bu durumda
boşadıkları kadınları geri almaya onlar daha fazla hak
sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları
gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır,
Ancak erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları bir derece
daha fazladır. Allah azizdir, hakimdir." (2/228)
Ayetlerde görüldüğü gibi kesin boşanma üç aşamada
gerçekleşmektedir. Kadın temiz iken onu boşamak isteyen
kimse boşadığını beyan ediyor ve bundan sonra üç
temizlik süresi yani üç ay bekliyor. Eğer boşamakta
kesin kararlı ise ikinci defa boşama kararını veriyor ve
bir üç ay daha bekliyor. Bu halden pişmanlık duymamış,
karar kesin üçüncü boşama kararını tekrarlıyor ve bir
daha dönmemek üzere ayrılık başlıyor. Üçüncü kez karar
vermeden önce ilk iki kararın her birini verdikten sonra
pişman olur ve Allah'ın hudutlarını koruyacağına
inanırsa eşine döner ve hiçbir şey yapmadan evlilik
devam eder. üçüncü karardan sonra ise artık kadın başka
biriyle evlenmeden birinci kocasıyla asla evlenemez.
Evlendiği ikinci kocası ölür veya geçinemeyip boşarsa
birinci kocası da onunla evlenmeyi isterse
evlenmelerinde bir engel kalmaz.
Bu Allah'ın kullarına bir lütfudur. Acele verilmiş bir
kararın evlilik müessesesini sarsmaması için gerekli
tedbirler böylece alınmıştır.
İlk iki talaka TALAK-I RİC'İ yani geriye dönülebilen
boşanma denir, üçüncü talaka da TALAK-I BAİYN yani
artık dönüşü olmayan boşanma demektir. Bunların her
birini verirken kadının temiz olması gerekmektedir.
Temizlenmeden verilen talak geçerli sayılmaz.
Temizlendikten sonra yeni kararını bildirmesi gerekir.
Bu olaylar eşler arasında cereyan eder ve son durum
hakime intikal ettirilir. Evliliğin tescil edildiği gibi
boşanmanın da mahkeme kararıyla tescili gerekmektedir.
Hiçbir davranış kimsenin keyfine göre değildir. Boşanma
sonrası eşlerin mehri, çocukların durumu ve kadının
iddet esnasında ihtiyaçlarının karşılanması kayıt altına
alınır.
Üç talakı bir anda verme olayı Peygamberimiz zamanında
ve Hz. Ebubekir dönemi ile Hz. Ömer'in ilk yıllarında da
meşru görülmüyor, ayrı ayrı ve-rilmesinin doğruluğu
öğütleniyordu. Peygamberimiz kadın temiz değilken talak
kararı veren bir kimseyi ikaz ederek:
"Geri dön ve temizlendikten sonra da aynı kanaatta isen
o zaman ver. Kadın temizlenmeden talak verilmez"
buyurur.
Hz. Ömer, kendi döneminde insanların üç talak ile
boşamayı sık kullanmalarından dolayı onları tehdit
ederek;
"Bundan böyle kim üç talakı bir anda verirse bunu üç
talak olarak kabul edeceğim" dediği ve de bundan böyle
üç talakın bir anda verilmesinin, üç talak olarak kabul
edildiği söylenir. Hanefi fıkhı da bu görüşü
mezhepleştirir. Şafiiler ise bugün de Kur'an'ın
önerisini aynen uygulayarak üç ayrı zamanda verilip
iddetlere riayet etmenin gerektiğini, Allah'ın bu
hududunu kimsenin değiştirmeye hak sahibi olmadığını
ifade etmektedirler.
Bizim kanaatlerimiz de Kur'an'da önerilen (2/229)
"Boşanma iki defadır" ayetine aynen ittiba etmenin daha
doğru olacağıdır. Böylesine önemli ve sonuçları
bakımından derin izler bırakan bu ilişkinin bir anda
kesilip atılmasının doğru bir davranış olmayacağı gayet
açıktır.
Ayrıca usuli bakımdan bir insanın (ki bu Hz. Ömer de
olsa ) görüşünün ayetin önüne geçirilmesi son derece
yanlış olur kanaatindeyiz.
Müslümanların kendilerini Kur'an'la doğrultmaları
gereklidir, Özellikle aile hukuku konusunda Kur'an'ı çok
okumalarının gerekliliğine inanıyoruz. Böyle yapıldığı
taktirde, bu konularla ilgili Allah'ın dinini hafife
alarak medyada dillerine dolayanların insafsızlık
ettiklerini göreceklerdir.
Soru-4: Müslüman erkeklerin de tahsilli ve süslü
bayanlara rağbet etmelerinden dolayı; makyaj yapmayan,
onların istediği fiziki görünümde olmayan Müslüman
hanımların, bazı zaruretlerden dolayı şuursuz biriyle
evlenmeleri caiz olur mu? Bu durumu tercih etmesinden
dolayı o kişi, Allah'a asi olmuş sayılır mı?
Cevap: Müslüman tabirini kullandığınız kimselere kendi
pencerenizden bakarak bu yargıya varıyorsunuz. Gerçekten
dediğiniz gibi iseler, Müslümanların birbirinin derdiyle
dertlenen insanlar olmaları gerekir. Açları doyururlar,
açıkları örterler, yetimleri barındırıp, bekarları
evlendirirler, âcizleri görüp gözetirler. Kısaca
mü'minler birbirlerinin velisi, Allah da onların
velisidir.
Etrafımıza bir bakalım; bunlardan ne kadarını
görebiliyoruz. Bunu derken olayı tek taraflı
değerlendirmeyi de doğru bulmuyoruz. İnsanlar içinde
yaşadığı dünya görüşünün rengiyle renklenmiş, bu
dünyanın değer yargılarıyla ve bakış açısıyla olayları
algılar olmuşlardır, Fikirler kirlenmiş, gözler ve
gönüller kirliliğe o kadar alışmış ki farkı fark edemez
olmuşlardır.
İslam’da kadının tercih edilme sebeplerini Peygamberimiz
şöyle açıklıyor:
"Kadın üç sebeple tercih edilir, Güzelliği, malı ve dini
için. Sizler dindar olanını tercih ediniz."
Müslümanlardan Peygamberimizin bu önemli tavsiyesine
uymaları beklenir diyoruz.
"Şuursuz biri" tabirine gelince, şuursuzluğun boyutları
nedir? Ne idüğü belli olmayan biriyle aynı evi paylaşmak
bile sıkıcı iken, o insanla aynı hayatı paylaşmak ne
kadar mümkün olur ? Allah, müminleri kafir, müşrik ve
zanilerden sakındırırken: "onlar sizi ateşe çağırır"
(2/221) ifadesini kullanıyor. Tercih sebebiniz sizi
ateşe götürüp dünyanızı ve ahiretinizi cehenneme
çevirmesin. İbrahimi bir teslimiyetle Allah'a teslim
olarak "Ya Rabbî bize dünyada da iyilik ver, ahirette
de. Bizi ateşin azabından koru" diyerek; ondan hayırlı
olanı isteyelim, "Bize ver" demeyelim; "iki alemde de
hakkımızda hayırlı olanı ver" diyenlerden olalım. Her ne
istersek isteyelim tercihimiz hayırlı olandan yana
olsun; çünkü insan tercihinin ürünü olmaktadır.
İşin isyan boyutuna gelince bu konuda şunu
söyleyebiliriz: bizler gaybı biliciler olmadığımıza göre
bir şeyi tercih ederken değer yargılarımıza göre hareket
etmemiz gerekir. Değerlerimize ters düşen bir tercihi
yapmakla Allah'ın bize verdiği aklı, feraseti ve hikmeti
kullanmayarak; bunların onaylamadıği bir şeyi
kabullenmemiz söz konusu olur ki "Aklını kullanmayanlar
davarlar gibidir" ayetinin muhatabı oluruz. Akletmek
aklın doğru kullanılmasının sonucu olduğuna göre, bizler
doğrudan yana olma ferasetini gösterenlerden olalım
diyoruz. Şuursuzla yola çıkmak sizler de takdir
edersiniz kî şuurluluk değildir: "Câhillerden olmaktan
Allah'a sığınırım de."
© 2002 İktibas |