Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 277  OCAK 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Açık Oturum
Kapak
Yorum
Kavram
Düşünce
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem

 

 

Merve  Saime Yüksel / KAYSERİ

Soru-1: Bir kardeşim evlendikten sonra İslamı anladı. Beyi ise İslam düşmanı, öyle Ebu Cehil gibi değil ama çok şeyi inkar ediyor. Kuran'ın tanımına göre müşrik bir insan, Ancak bu bacımızın iki de çocuğu var. Şimdi bu insanın ne yapması gerekir, açıklar mısınız?

Cevap: Konuya duyduğunuz ilgi ve hassasiyetten dolayı Allah ecrinizi versin diyoruz. Bu toplumun içinde sessiz çığlıklar atan bunun gibi nice insanların varlığı da acı bir vakıadır.

İnsan, hayat hakkındaki düşüncesiyle toplumda yerini alır. Bu düşünce onun her türlü seçimini, duruşunu, sevgi ve nefretini, ilgi ve ilgisizliğini, yeme ve giymesini, dost ve düşman edinişini hasılı a'dan z'ye her şeyini etkiler. Bu değişim o insanda bir günde olmamıştır. Uzunca bir zaman zihnini meşgul etmiş, düşünüp taşınmış, ölçüp biçmiş, araştırıp soruşturmuştur. Sonunda emin olduğu kanaatini eyleme dönüştürerek değişimi gerçekleştirmiştir.

Hepimiz biliriz ki bulunduğumuz hale bir günde gelmedik. Hal böyle iken aynı şansı, karşıdaki insanlara da tanımak zorunda olduğumuza inanıyoruz. Çünkü bu işin doğası budur. Yılların perçinlediği değer yargılarının zihinlerdeki etkileri kısa zamanda silinmiyor. Bunun için zamana ihtiyaç yardir, Allah elçisine bu konuda şöyle buyuruyor;

"Müşriklerden biri sana sığınırsa ona eman ver; Ta ki Allah'ın sözünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bilmeyen bir topluluktur." (9/6)

İşin başında hesap edilmeyip sonradan yapılan tadilatlar biraz sıkıntılı olur. Ancak bundan kaçmak da mümkün değildir. Aile hayatının karşılıklı sevgi ve saygıyla devamı mümkündür. Bu iki şeyin birçok problemi çözeceğine inanıyoruz. Taraflar haddini bilir, yuvasının huzurunu düşünür, bu saadetin kalıcı olmasını isterse; doğru olanı tercih etmek zorundadır.

Bu konuda yeterli açıklama yapılmasına ve de düşünüp anlaması için gerekli süre tanınmasına rağmen şirk ve küfür olan anlayışından vazgeçmiyorsa o zaman ayrılık kaçınılmaz olacaktır.

"Allah'a ortak koşan kadınlarla inanmadıkları sürece evlenmeyin. Mü'min bir köle kadın, hoşunuza gitse de hür ve müşrik olan bir kadından daha hayırlıdır, Allah'a ortak koşan erkekleri de, inanmadıkları sürece mü’min kadınlarla evlendirmeyin. Mü'min bir köle, hoşunuza gitse de müşrik olan hür bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe çağırır, Allah ise Cennet’e ve izniyle bağışlanmaya çağırır, Allah iyice düşünsünler diye ayetlerini böyle açıklamaktadır." (02/221)

"Zina eden ve müşrik olan bir erkek, ancak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir. Zina eden veya müşrik olan bir kadın da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkekle evlenebilir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır." (24/3)

Bu ayetlerde açıklandığı gibi evli kalmaları mümkün olmaz. Taraflardan inanan kimse Allah'a sığınır, ona dayanıp güvenir, halini ve çocuğunu Allah'a emanet eder. O emin olunandır. Emanetlere asla zarar getirmez. Kul onun emrine boyun eğerek bu fedakarlığı yapar da Allah onun haline kefil olmaz mı?

"Eğer eşler birbirinden ayrılırlarsa Allah, bol nimetinden her birini zenginleştirir. (Diğerine muhtaç olmaktan kurtarır.) Allah'ın lütfu geniş, nimeti büyüktür," (4/130)

İnsan evinde ve eşinde huzur bulamayınca hayatı cehenneme döner. Bu halin bir ömür boyunca sürmesi ise insanın ruh sağlığını bozar, asli görevlerini de yapamaz hale gelir. Bu nedenle düzelme ümidi olmayan ilişkilerin bitirilmesi de gereklidir. Hiç kimse bulunmaz Hint kumaşı değildir. Ayrılır her ikisi de istediğine kavuşur. Allah herkesin rızkını vermeye kefildir, yeter ki insan ona kul olmayı tercih etsin,

Soru-2: Kuran’a göre şirk nedir? Peygamberimizin hadislerinde "gizli şirkin karıncanın ayak sesinden daha gizli olduğu" beyan ediliyor. Bir kimse bu tür gizli şirk ile de müşrik olur mu?

Cevap: Şirkin en kısa tanımı Allah'ın sıfatlarından birini her hangi bir varlığa yermektir, yaratmada, yargılamada, bağışlamada, yardım etmede, hüküm koymada, öldürme ve diriltmede, yerin ve göğün mülkünde, bütün mahlukatı görüp gözetmede, toplum hayatının nizam ve düzenini koymada, ondan başkasına payeler vermek şirktir.

"Onlar Allah'ı bırakıp Rahiplerini, bilginlerini ve Meryem oğlu Mesihi Rab edindiler. Oysa tek bir ilaha kulluk etmekle emr olunmuşlardı.  Ondan başka ilah yoktur. O, koştukları ortaklardan beridir."(9/31) Bu ayet Peygamber efendimiz tarafından boynunda haç takılı olan Adiyy bin Hatim'e okununca Adiyy, Peygamber efendimize itiraz ederek;

"Ya Rasulallah onlar rahiplerine ve bilginlerine tapmıyorlardı ki" deyince Peygamberimiz;

"Ne münasebet! onlara Rahipleri ve bilginleri Allah'ın emrettiğini yasaklıyor, yasakladığını da emrediyorlardı. Onlar da bunlara itaat ediyorlardı. Böylece onlara tapmış oluyorlardı" buyuruyor.

Durum böyle olunca bugün bu rolü üslenen şahıs, grup, cemaat, kurum gibi herhangi birine itaat etmek Allah'a şirk koşmak anlamına gelmektedir. Allah'a isyanda mahluka itaat yoktur kaidesi gereğince Allah bu hakkı hiç kimseye vermemiştir Allah'a rağmen bu hakkı kendisinde gören kendini ilahlaştırmıştır. Ona itaat eden de onu Rab edinmiş ve müşriklerden olmuştur.

Şirk bugün gizli kapaklı değil çok açık bir icraatla icra edilmektedir, Allah'ı hayatlarından uzak tutanlar ya kendi hevasını Rab edinmiştir, ya da hevasını Rab edinenleri Rab edinmiştir. Bu nedenle yaşadığı hayat kişinin dininin dışardan görünüşüdür.

            İnsan şeffaf bir varlıktır. Duygu ve düşünceleri, olaylar hakkındaki tavır ve tepkileriyle onun asıl yüzü açığa çıkar .

Asrı saadette münafıkların hali sivri dilleriyle peygamberi ve Müslümanları eleştirmelerinden biliniyor idiyse; bugünde ehli nifak ve ehl-i şirk söz, sükut ve eylemleriyle bilinmektedir.

"Yoksa gönüllerinde hastalık  olanlar, Allah'ın onların kinlerini dışarı vurmayacağını mı  sandılar?"

"Eğer dileseydik biz onları sana gösterirdik, sen de onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki, sen onları konuşma tonlarından da tanırsın, Allah işlediklerinizi bilir" (47/29-30)

Soru-3 : İslam'a göre boşanma nasıl ve kim tarafından gerçekleştirilir?

Cevap: Nikâh nasıl taraflardan birinin talebini beyan edip diğerinin de bu talebi kabul etmesiyle şahitler huzurunda akdediliyorsa; bu akdin bozulması da aynı şekilde taraflardan birinin (bu kadın da olabilir erkek de) bu akdi bozacağını evliliği bitirmek istediğini geçerli sebeplerle hakime arz etmesiyle başlar. Hakim tarafları dinler ve bunun sonucunda bu evliliğin devam etmeyeceğini görürse kararını verir ve evlilik sona erer. Talak sözünün veya  "seni boşuyorum" sözünün kullanılmamış olması bir anlam ifade etmez. Bu akdi bitirme talebi anlamına gelen hangi kelime kullanılır ise kullanılsın, boşanma gerçekleşir.

Olay mahkemeye intikâl etmiş ve bütün ciddiyet ve açıklığıyla ortaya konmuştur. Bunun kapalı boyutu kalmamıştır. Ancak bu, anlaşmanın sona erdirilme safhasıdır. Buraya gelmeden Allah insanlara akledip yeniden dönmeleriyle ilgili iki  fırsat vermektedir.

"Boşanma iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutma ya da güzellikle salıvermektir..."(2/229)

"Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer (bu  zaman içinde ) kadınlarına dö-nerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir."

"Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki Allah işitir ve bilir."(2/226-227)

"Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç ay hali beklerler, Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlar ise, rahimlerde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal olmaz. Eğer kocalar barışmak isterse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya onlar daha fazla hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır, Ancak erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları bir derece daha fazladır. Allah azizdir, hakimdir." (2/228)

Ayetlerde görüldüğü gibi kesin boşanma üç aşamada gerçekleşmektedir. Kadın temiz iken onu boşamak isteyen kimse boşadığını beyan ediyor ve bundan sonra üç temizlik süresi yani üç ay bekliyor. Eğer boşamakta kesin kararlı ise ikinci defa boşama kararını veriyor ve bir üç ay daha bekliyor. Bu halden pişmanlık duymamış, karar kesin üçüncü boşama kararını tekrarlıyor ve bir daha dönmemek üzere ayrılık başlıyor. Üçüncü kez karar vermeden önce ilk iki kararın her birini verdikten sonra pişman olur ve Allah'ın hudutlarını koruyacağına inanırsa eşine döner ve hiçbir şey yapmadan evlilik devam eder. üçüncü karardan sonra ise artık kadın başka biriyle evlenmeden birinci kocasıyla asla evlenemez. Evlendiği ikinci kocası ölür veya geçinemeyip boşarsa birinci kocası da onunla evlenmeyi isterse evlenmelerinde  bir engel kalmaz.

Bu Allah'ın kullarına bir lütfudur. Acele  verilmiş bir  kararın evlilik müessesesini sarsmaması için gerekli  tedbirler böylece alınmıştır.

İlk iki talaka TALAK-I RİC'İ yani geriye dönülebilen boşanma denir, üçüncü talaka da TALAK-I  BAİYN yani artık dönüşü olmayan boşanma demektir. Bunların her birini verirken kadının temiz olması gerekmektedir. Temizlenmeden verilen talak geçerli sayılmaz. Temizlendikten sonra yeni kararını bildirmesi gerekir.

Bu olaylar eşler arasında cereyan eder ve son durum hakime intikal ettirilir. Evliliğin tescil edildiği gibi boşanmanın da mahkeme kararıyla tescili gerekmektedir. Hiçbir davranış kimsenin keyfine göre değildir. Boşanma sonrası eşlerin mehri, çocukların durumu ve kadının iddet esnasında ihtiyaçlarının karşılanması kayıt altına alınır.

Üç talakı bir anda verme olayı Peygamberimiz zamanında ve Hz. Ebubekir dönemi ile Hz. Ömer'in ilk yıllarında da meşru görülmüyor, ayrı ayrı ve-rilmesinin doğruluğu öğütleniyordu. Peygamberimiz kadın temiz değilken talak kararı veren bir kimseyi ikaz ederek:

"Geri dön ve temizlendikten sonra da aynı kanaatta isen o zaman ver. Kadın temizlenmeden talak verilmez" buyurur.

Hz. Ömer,  kendi döneminde insanların üç talak ile boşamayı sık kullanmalarından dolayı onları tehdit ederek;

"Bundan böyle kim üç talakı bir anda verirse bunu üç talak olarak kabul edeceğim" dediği ve de bundan böyle üç talakın bir anda verilmesinin, üç talak olarak kabul edildiği söylenir. Hanefi fıkhı da bu görüşü mezhepleştirir. Şafiiler ise bugün de Kur'an'ın önerisini aynen uygulayarak üç ayrı zamanda verilip iddetlere riayet etmenin gerektiğini, Allah'ın bu  hududunu kimsenin değiştirmeye hak sahibi olmadığını ifade etmektedirler.

Bizim kanaatlerimiz de Kur'an'da önerilen (2/229) "Boşanma iki defadır" ayetine aynen ittiba etmenin daha doğru olacağıdır. Böylesine önemli ve sonuçları bakımından derin izler bırakan bu ilişkinin bir anda kesilip atılmasının doğru bir davranış olmayacağı gayet açıktır.

Ayrıca usuli bakımdan bir insanın (ki bu Hz. Ömer de olsa ) görüşünün ayetin önüne geçirilmesi son derece yanlış olur kanaatindeyiz.

Müslümanların  kendilerini Kur'an'la doğrultmaları gereklidir, Özellikle aile hukuku konusunda Kur'an'ı çok okumalarının gerekliliğine inanıyoruz. Böyle yapıldığı taktirde, bu konularla ilgili Allah'ın dinini hafife alarak medyada dillerine dolayanların insafsızlık ettiklerini göreceklerdir.

Soru-4: Müslüman erkeklerin de tahsilli ve süslü bayanlara rağbet etmelerinden dolayı; makyaj yapmayan, onların istediği fiziki görünümde olmayan Müslüman hanımların, bazı zaruretlerden dolayı şuursuz biriyle evlenmeleri caiz olur mu? Bu durumu tercih etmesinden dolayı o kişi, Allah'a asi olmuş sayılır mı?

Cevap: Müslüman tabirini kullandığınız kimselere kendi pencerenizden bakarak bu yargıya varıyorsunuz. Gerçekten dediğiniz gibi iseler, Müslümanların birbirinin derdiyle dertlenen insanlar olmaları gerekir. Açları doyururlar, açıkları örterler, yetimleri barındırıp, bekarları evlendirirler, âcizleri görüp gözetirler. Kısaca mü'minler birbirlerinin velisi, Allah da onların velisidir.

Etrafımıza bir bakalım; bunlardan ne kadarını görebiliyoruz. Bunu derken olayı tek taraflı değerlendirmeyi de doğru bulmuyoruz. İnsanlar içinde yaşadığı dünya görüşünün rengiyle renklenmiş, bu dünyanın değer yargılarıyla ve bakış açısıyla olayları algılar olmuşlardır, Fikirler kirlenmiş, gözler ve gönüller kirliliğe o kadar alışmış ki farkı fark edemez olmuşlardır.

İslam’da kadının tercih edilme sebeplerini Peygamberimiz şöyle açıklıyor:

"Kadın üç sebeple tercih edilir, Güzelliği, malı ve dini için. Sizler dindar olanını tercih ediniz." Müslümanlardan Peygamberimizin bu önemli tavsiyesine uymaları beklenir diyoruz.

"Şuursuz biri" tabirine gelince, şuursuzluğun boyutları nedir? Ne idüğü belli olmayan biriyle aynı evi paylaşmak bile sıkıcı iken, o insanla aynı hayatı paylaşmak ne kadar mümkün olur ? Allah, müminleri kafir, müşrik ve zanilerden sakındırırken: "onlar sizi ateşe çağırır" (2/221) ifadesini kullanıyor. Tercih sebebiniz sizi ateşe götürüp dünyanızı ve ahiretinizi cehenneme çevirmesin. İbrahimi bir teslimiyetle Allah'a teslim olarak "Ya Rabbî bize dünyada da iyilik ver, ahirette de. Bizi ateşin azabından koru" diyerek; ondan hayırlı olanı isteyelim, "Bize ver" demeyelim; "iki alemde de hakkımızda hayırlı olanı ver" diyenlerden olalım. Her ne istersek isteyelim tercihimiz hayırlı  olandan yana olsun; çünkü insan tercihinin ürünü olmaktadır.

İşin isyan boyutuna gelince bu konuda şunu söyleyebiliriz: bizler gaybı biliciler olmadığımıza göre bir şeyi tercih ederken değer yargılarımıza göre hareket etmemiz gerekir. Değerlerimize ters düşen bir tercihi yapmakla Allah'ın bize verdiği aklı, feraseti ve hikmeti kullanmayarak; bunların onaylamadıği bir şeyi kabullenmemiz söz konusu olur ki "Aklını kullanmayanlar davarlar gibidir" ayetinin muhatabı oluruz. Akletmek aklın doğru kullanılmasının sonucu olduğuna göre, bizler doğrudan yana olma ferasetini gösterenlerden olalım diyoruz. Şuursuzla yola çıkmak sizler de takdir edersiniz kî şuurluluk değildir:  "Câhillerden olmaktan Allah'a sığınırım de."

 

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin