Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 277  Şubat 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce

Derviş, Dolar, Karga ve Batılılaşma

Mescitten Mabede Savruluşumuz

Acıkmış Katıra Gül Koklatmak

Ecyad

Emperyalist Yorumlama Modellerine Teslim Olmamalıyız

Sorular... Cevaplar...

Kur’an’da Şefaat Ahirette Şefaat

Cehalet ve Parçalanan Umutlar

Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem

 

 

 

Emperyalist Yorumlama Modellerine Teslim Olmamalıyız

Atasoy MÜFTÜOĞLU

 

Dünyadan, zamandan ve tarihten yalıtılmış bir dilin ve kültürün, insanlık durumlarını paylaşması düşünülemez. Bir başka dünya, bir başka tarih olduğunu düşünmeksizin; bir dışarısı olduğunu düşünmeksizin kapalı yaşayan, tek bir görme ve çözümleme biçimi üzerinde ısrar eden dil ve kültürler, kendilerini baskıcı alışkanlıklara mahkum ederler.

Tekbenciliği esas alan yaklaşımlar, hangi kültüre yaslanırlarsa yaslansınlar, farklı gerçeklikleri, farklı inançları, farklı ilişkileri tahkir eden yaklaşımlardır. Hangi kültürde olursa olsun, tekbencilikler düşmanlıklar ve karşıtlıklar üretirler. Tekbencilikler herkesin kendileri gibi olmasını dayatırlar. Dünyaya ve hayata belli bir açıdan bakıyor olmamız, farklı dünyalara düşman olmamızı gerektirmez. Keza, Müslüman olmaklığımız nedeniyle dünyaya ve hayata belli bir açıdan bakıyor olmamız da asla bir yargılama nedeni sayılamaz. Dünyayı farklı bir biçimde algılayarak, farklı bir biçimde yaşamak, diğer dünyalara kapalı kalmayı icab ettirmez.

Farklı olanların birbirlerini anlamaları için sağduyu sahibi olmaları, erdem sahibi olmaları yeterlidir. Düşmanlıklar, karşıtlıklar, rekabetler sağduyu ve erdem yoksunluğundan kaynaklanır.

İslam  kültür ve uygarlığı farklılıklardan oluşan dünyayı bir imkanlar dünyası olarak görüyordu. Modern uygarlık farklılıklardan oluşan dünyayı bir sorunlar ve tehlikeler dünyası haline getirdi. Modern uygarlık, dünyayı kendi özel çerçevesi içerisinde algılayan bir anlayışı mutlaklaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, özellikle içerisinde bulunduğumuz küresel faşizm ve militarizm  döneminde, Dünya Sistemi, İslam ülkelerinin iç işlerine, tarzına, tavrına, tercihine müdahale edebiliyor. ABD ve Avrupa, İslam toplumlarına karşı, ortak bir kimlik duygusu ve bilinci ile hareket ediyor. Küreselleşme, İslam kültür ve uygarlığının aleyhinde şekillenen tek yanlı bir küreselleşme biçiminde somutlaşıyor. İslam’ı reddetme, yargılama, sorgulama ve yok etme girişimleri, İslam’ın kimi yorumlarını, kimi pratiklerini reddetme, yargılama, sorgulama ve yok etme girişimleri olarak gerçekleştiriliyor. İslam toplumları, ideolojik, politik dogmalarla susturulmaya çalışılıyor.

Belli bir inancın, kültürün ve uygarlığın sorumlu, bilinçli taşıyıcıları, temsilcileri olduğumuzda kendimiz oluruz. Bizi, kendimiz kılan inancın, kültürün ve uygarlığın, hayata, dünyaya, topluma ilişkin, kendisine özgü iddiaları var. Kimliğiniz, bu iddiaları içtenlikle içselleştirdiğimizde, bir ahlaka dönüştür-düğümüzde gerçek olur. Edilgen bir kültürle, konjonktürel bir kültür ve kimlikle, kimliğimizi yaşatamayız.

Dünyaya ve olaylara bakarken, kendi inançlarımızla bakarız; temel bağlılıklarımızı, tercihlerimizi inançlarımız belirler. Birbirlerini tanıma, bilme ve anlama imkanına sahip olan, farklı kültür ve uygarlıkların,  bu imkanı insanlığın hayrı için iyi yolda kullanmaları gerekir. Farklı kültür ve uygarlıkları tanıma imkanına sahip oldukları halde, bu imkanı insanlığın hayrına kullanmayan, farklı uygarlıkları aşağı kabul eden uygarlıklar, bunu sömürgeciliğe ve emperyalizme başvurabilmek için yaparlar.

Günümüzde Dünya Sistemi,  İslam ve Müslümanlar ile ilgili olarak, yargılayıcı bir dil ve söylemi bütün toplumlara ihraç ediyor. Bugünün dünyası anlam ve değer muğlaklıkları  nedeniyle gayri-insanileşiyor. Bugünün dünyası ahlaki otoriteleri, ahlaki akımları, hareketleri bulunmayan, bütünüyle çıkarcı mantığa teslim olmuş bir dünyadır. Toplumlarımızın gerçekliği farklı algılama ve yorumlama özgürlükleri yok edilmektedir.

Güçlü kültürler, emperyalist propaganda yöntemleriyle zayıf kültürleri sıkıştırıyor, zayıf kültürleri kendisine dönüştürerek, bir farklılığa son veriyor. Dünya Sistemi, zayıf kültürlerin anlam ve içeriğine saygı duymuyor, zayıf kültürlerin temsiline imkan vermiyor, bu uğurda militer yollara bile başvurabiliyor. Farklı kültür ve uygarlıkları tanımak, bu kültür ve uygarlıklarla ilgilenmek insani bir erdemdir, toplumsal bir erdemdir. Farklı kültür ve uygarlıkları inkar ve aşağılama bir faşizm ve emperyalizm tezahürüdür. Farklı olanı yanlış anlamak ve yanlış yorumlamak da keza bir faşizm ve emperyalizm biçimidir. İstisnasız bütün faşizmler, bütün emperyalizmler doğaları gereci tek yanlı ve tek çizgilidirler. Günümüzde, dünya ölçeğinde dolaşımda bulunan bilgi ve enformasyon daha çok küresel faşizmin ve militarizmin dayattığı ideolojik içeriklerden ibarettir. Bugünün dünyasında, kendi inançlarına, düşüncelerine, tasavvurlarına sahip olamayan, bunları gereği gibi temsil etme yeteneği taşımayan toplumlar, kitleler, bürokratik iktidarlar tarafından, bu iktidarlara hizmet edebilecek şekilde, toptan yönetilmekte, toptan yönlendirilmektedir. Toplumların, kitlelerin kendi inançları, kendi düşünceleri ve tasavvurları olduğunda, toplumlar ve kitleler bu düşünce ve tasavvurları gereği gibi temsil ettiklerinde yapısal değişimler, dönüşümler ve devrimler gerçekleşmektedir.

Tüm dünyayı ve tüm politikaları etkileyen süreçlerden geçiyoruz, insanlık emperyalist bir ideolojinin çıkarı adına, adaletten ve ahlaktan vazgeçemez. Ne pahasına olursa olsun, insanlık, koşulların yanında değil, insanlık değerlerinin yanında yer almalıdır. İnsanlık vicdanı, emperyalist yargıları, çarpıtmaları, emperyalist yorumlama modellerini reddetmelidir. Hepimiz, ideolojik kobaylara dönüştürülme girişimlerini reddetmeliyiz. Entelektüel dil ve düşünce faşizmlere boyun eğdiğinde hayatın her alanını bayağılıklar işgal eder.

Kibirli düşler görmekten vazgeçmeliyiz.

İçtenlikli, kararlı ve nitelikli yürüyüşlerin durdurulamayacağını bilmeliyiz.

İçsel bir yöneliş ve yoğunlukla birlikte, şiddetli bir anlama ve bilme çabasına ihtiyacınız var.

Düşüncelerimizi klişelere, kalıplara hapsetmemeliyiz.

Aklın ve kalbin sınırları içerisinde kalarak yeni yollar açmalıyız. Her durumda bilmeliyiz ki; aziz İslam’ın, hayata, dünyaya anlam verme gücü ve birikimi devam ediyor. İslam’ın insani hayata, sosyal, toplumsal hayata ilgisi sürüyor. İslam’ın, her zaman ve her koşulda insanın aklını, yüreğini, ruhunu, gönlünü saran ve sarsan, yanıtlayan, büyüten imkanları var. Bütünüyle insan-dışı, mekanik bir sistemler bütününe dönüşen ve bütünüyle gri bir dünya oluşturan Dünya Sistemi karşısında insani alanları İslam temsil ediyor.

İçerisinde bulunduğumuz zaman, bütün bencillikleri, rekabetleri, egoizmleri aşma ve terk etme zamanıdır. İçerisinde bulunduğumuz zaman, İslam toplumlarının hayatı değiştirecek, dinamik, üretken, dönüştürücü güçlere, iradeye ve bilgiye yönelme zamanıdır.

İslam Dünyası toplumlarının küresel nitelikte bir kültürel ve siyasal ufuk üretmesi ve bu ufuk üzerinde birleşmesi hayati bir ihtiyaç halini almıştır.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin