|
Emperyalist Yorumlama Modellerine Teslim
Olmamalıyız
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Dünyadan,
zamandan ve tarihten yalıtılmış bir dilin ve kültürün,
insanlık durumlarını paylaşması düşünülemez. Bir başka
dünya, bir başka tarih olduğunu düşünmeksizin; bir
dışarısı olduğunu düşünmeksizin kapalı yaşayan, tek bir
görme ve çözümleme biçimi üzerinde ısrar eden dil ve
kültürler, kendilerini baskıcı alışkanlıklara mahkum
ederler.
Tekbenciliği
esas alan yaklaşımlar, hangi kültüre yaslanırlarsa
yaslansınlar, farklı gerçeklikleri, farklı inançları,
farklı ilişkileri tahkir eden yaklaşımlardır. Hangi
kültürde olursa olsun, tekbencilikler düşmanlıklar ve
karşıtlıklar üretirler. Tekbencilikler herkesin
kendileri gibi olmasını dayatırlar. Dünyaya ve hayata
belli bir açıdan bakıyor olmamız, farklı dünyalara
düşman olmamızı gerektirmez. Keza, Müslüman olmaklığımız
nedeniyle dünyaya ve hayata belli bir açıdan bakıyor
olmamız da asla bir yargılama nedeni sayılamaz. Dünyayı
farklı bir biçimde algılayarak, farklı bir biçimde
yaşamak, diğer dünyalara kapalı kalmayı icab ettirmez.
Farklı
olanların birbirlerini anlamaları için sağduyu sahibi
olmaları, erdem sahibi olmaları yeterlidir.
Düşmanlıklar, karşıtlıklar, rekabetler sağduyu ve erdem
yoksunluğundan kaynaklanır.
İslam kültür
ve uygarlığı farklılıklardan oluşan dünyayı bir imkanlar
dünyası olarak görüyordu. Modern uygarlık
farklılıklardan oluşan dünyayı bir sorunlar ve
tehlikeler dünyası haline getirdi. Modern uygarlık,
dünyayı kendi özel çerçevesi içerisinde algılayan bir
anlayışı mutlaklaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle,
özellikle içerisinde bulunduğumuz küresel faşizm ve
militarizm döneminde, Dünya Sistemi, İslam ülkelerinin
iç işlerine, tarzına, tavrına, tercihine müdahale
edebiliyor. ABD ve Avrupa, İslam toplumlarına karşı,
ortak bir kimlik duygusu ve bilinci ile hareket ediyor.
Küreselleşme, İslam kültür ve uygarlığının aleyhinde
şekillenen tek yanlı bir küreselleşme biçiminde
somutlaşıyor. İslam’ı reddetme, yargılama, sorgulama ve
yok etme girişimleri, İslam’ın kimi yorumlarını, kimi
pratiklerini reddetme, yargılama, sorgulama ve yok etme
girişimleri olarak gerçekleştiriliyor. İslam toplumları,
ideolojik, politik dogmalarla susturulmaya çalışılıyor.
Belli bir
inancın, kültürün ve uygarlığın sorumlu, bilinçli
taşıyıcıları, temsilcileri olduğumuzda kendimiz oluruz.
Bizi, kendimiz kılan inancın, kültürün ve uygarlığın,
hayata, dünyaya, topluma ilişkin, kendisine özgü
iddiaları var. Kimliğiniz, bu iddiaları içtenlikle
içselleştirdiğimizde, bir ahlaka dönüştür-düğümüzde
gerçek olur. Edilgen bir kültürle, konjonktürel bir
kültür ve kimlikle, kimliğimizi yaşatamayız.
Dünyaya ve
olaylara bakarken, kendi inançlarımızla bakarız; temel
bağlılıklarımızı, tercihlerimizi inançlarımız belirler.
Birbirlerini tanıma, bilme ve anlama imkanına sahip
olan, farklı kültür ve uygarlıkların, bu imkanı
insanlığın hayrı için iyi yolda kullanmaları gerekir.
Farklı kültür ve uygarlıkları tanıma imkanına sahip
oldukları halde, bu imkanı insanlığın hayrına
kullanmayan, farklı uygarlıkları aşağı kabul eden
uygarlıklar, bunu sömürgeciliğe ve emperyalizme
başvurabilmek için yaparlar.
Günümüzde
Dünya Sistemi, İslam ve Müslümanlar ile ilgili olarak,
yargılayıcı bir dil ve söylemi bütün toplumlara ihraç
ediyor. Bugünün dünyası anlam ve değer muğlaklıkları
nedeniyle gayri-insanileşiyor. Bugünün dünyası ahlaki
otoriteleri, ahlaki akımları, hareketleri bulunmayan,
bütünüyle çıkarcı mantığa teslim olmuş bir dünyadır.
Toplumlarımızın gerçekliği farklı algılama ve yorumlama
özgürlükleri yok edilmektedir.
Güçlü
kültürler, emperyalist propaganda yöntemleriyle zayıf
kültürleri sıkıştırıyor, zayıf kültürleri kendisine
dönüştürerek, bir farklılığa son veriyor. Dünya Sistemi,
zayıf kültürlerin anlam ve içeriğine saygı duymuyor,
zayıf kültürlerin temsiline imkan vermiyor, bu uğurda
militer yollara bile başvurabiliyor. Farklı kültür ve
uygarlıkları tanımak, bu kültür ve uygarlıklarla
ilgilenmek insani bir erdemdir, toplumsal bir erdemdir.
Farklı kültür ve uygarlıkları inkar ve aşağılama bir
faşizm ve emperyalizm tezahürüdür. Farklı olanı yanlış
anlamak ve yanlış yorumlamak da keza bir faşizm ve
emperyalizm biçimidir. İstisnasız bütün faşizmler, bütün
emperyalizmler doğaları gereci tek yanlı ve tek
çizgilidirler. Günümüzde, dünya ölçeğinde dolaşımda
bulunan bilgi ve enformasyon daha çok küresel faşizmin
ve militarizmin dayattığı ideolojik içeriklerden
ibarettir. Bugünün dünyasında, kendi inançlarına,
düşüncelerine, tasavvurlarına sahip olamayan, bunları
gereği gibi temsil etme yeteneği taşımayan toplumlar,
kitleler, bürokratik iktidarlar tarafından, bu
iktidarlara hizmet edebilecek şekilde, toptan
yönetilmekte, toptan yönlendirilmektedir. Toplumların,
kitlelerin kendi inançları, kendi düşünceleri ve
tasavvurları olduğunda, toplumlar ve kitleler bu düşünce
ve tasavvurları gereği gibi temsil ettiklerinde yapısal
değişimler, dönüşümler ve devrimler gerçekleşmektedir.
Tüm dünyayı
ve tüm politikaları etkileyen süreçlerden geçiyoruz,
insanlık emperyalist bir ideolojinin çıkarı adına,
adaletten ve ahlaktan vazgeçemez. Ne pahasına olursa
olsun, insanlık, koşulların yanında değil, insanlık
değerlerinin yanında yer almalıdır. İnsanlık vicdanı,
emperyalist yargıları, çarpıtmaları, emperyalist
yorumlama modellerini reddetmelidir. Hepimiz, ideolojik
kobaylara dönüştürülme girişimlerini reddetmeliyiz.
Entelektüel dil ve düşünce faşizmlere boyun eğdiğinde
hayatın her alanını bayağılıklar işgal eder.
Kibirli
düşler görmekten vazgeçmeliyiz.
İçtenlikli,
kararlı ve nitelikli yürüyüşlerin durdurulamayacağını
bilmeliyiz.
İçsel bir
yöneliş ve yoğunlukla birlikte, şiddetli bir anlama ve
bilme çabasına ihtiyacınız var.
Düşüncelerimizi klişelere, kalıplara hapsetmemeliyiz.
Aklın ve
kalbin sınırları içerisinde kalarak yeni yollar
açmalıyız. Her durumda bilmeliyiz ki; aziz İslam’ın,
hayata, dünyaya anlam verme gücü ve birikimi devam
ediyor. İslam’ın insani hayata, sosyal, toplumsal hayata
ilgisi sürüyor. İslam’ın, her zaman ve her koşulda
insanın aklını, yüreğini, ruhunu, gönlünü saran ve
sarsan, yanıtlayan, büyüten imkanları var. Bütünüyle
insan-dışı, mekanik bir sistemler bütününe dönüşen ve
bütünüyle gri bir dünya oluşturan Dünya Sistemi
karşısında insani alanları İslam temsil ediyor.
İçerisinde
bulunduğumuz zaman, bütün bencillikleri, rekabetleri,
egoizmleri aşma ve terk etme zamanıdır. İçerisinde
bulunduğumuz zaman, İslam toplumlarının hayatı
değiştirecek, dinamik, üretken, dönüştürücü güçlere,
iradeye ve bilgiye yönelme zamanıdır.
İslam Dünyası
toplumlarının küresel nitelikte bir kültürel ve siyasal
ufuk üretmesi ve bu ufuk üzerinde birleşmesi hayati bir
ihtiyaç halini almıştır.
© 2002 İktibas |