|
Kıymetli
okuyucularımız,
Şubat
sayımızla yine karşınızdayız. Geçtiğimiz ay, gündemin
öne çıkan konuları, Misyonerlik, Irak Müdahalesi,
Davos-New York toplantıları ve Hacc tartışmaları idi.
Biz de YORUM ve KAVRAM bölümlerinde bu konuları ele
aldık ve değerlendirmeye çalıştık. Misyonerlik
tartışmasında öne çıkarılan Hıristiyan propagandası
yapılması hususunun, asıl Batılı rejimlerin "misyon
erleri"nce yürütülen çabalar yanında önemsiz kalacağının
altını çizdik. Zira bu yerel misyon erleri, Batı adına
hareket etmekte ve nice şirk ve küfür değerlerinin
misyonerliğini yapmaktadırlar. Bu çabaların yol açtığı
zarar, Hıristiyanlık propagandasının getireceği zarardan
kat kat fazladır. Ancak medyayı takip ettiğinizde, bu
boyutun gizlendiğini ve sadece birkaç Hıristiyanlık
daisinin çalışmalarının öne çıkarıldığını görüyorsunuz.
Bu, elbette ki bir yanıltmacadır. Kimilerinin istihbarat
örgütlerini, kimilerinin Yahudileri dünyadaki bütün
kötülüklerin kaynağı olarak göstermesinde olduğu gibi,
bilinçli bir hedef şaşırtmaca vardır bu yorumlarda.
Fakat biz istedik ki, asıl misyonerliğin, Batılı
değerlerin yayılması ve batılı çıkarların korunması
uğrunda yapıldığını okuyucumuza gösterelim. Ayrıca
Amerika’nın, Türkiye’yi, bir stratejik ortaklık
çerçevesinde, bölgedeki çıkarlarını güvence altına almak
için kullanmak istediğine de dikkatlerinizi çekmek
istedik. Bunun ötesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın Dünya
Ekonomik Forumu toplantılarına katılmasının anlamlarını
da tahlil etmeye çalıştık. Bilindiği gibi, Erdoğan, bir
süredir tıkanmış olan siyasetin önünü açmak için
birileri tarafından hazır tutulmaktadır. Ancak bu
hazırlık döneminde, Erdoğan’ın çeşitli güç mahfillerine
garanti vermesi ve bunu kanıtlayıcı pratikler de
sergilemesi lazımdır. İşte Erdoğan, bu nedenle New York
toplantılarına katılmıştır. Yani bu toplantılar, Erdoğan
ve partisi için bir güven tazeleme toplantılarıdır.
Ancak bâtıla verilecek güvencelerin kısa erimli dünyalık
faideler dışında hiçbir işe yaramadığını bilenler için,
Erdoğan ve ekibinin içinde bulunduğu sürecin sonunu
şimdiden görebilmek zor olmasa gerektir. Bu ayın önemli
konularından birisi de Hacc idi. Özellikle Suudilerin
Ecyad kalesini yıkmasından sonra patlayan tartışmalar,
ulus kimliğinin fanatik bir tezahürünü yansıtması
açısından ilginç olmakla beraber, Hacc ile ilgili pek
çok sorunu da gündeme getirmesi nedeniyle önemliydi. Bu
tartışmalardan çıkması gereken sonuç, Haccın yerine
getirilebilmesi için ‘emniyet’ şartının mevcut olmadığı
neticesi idi, fakat pek çok konuda olduğu gibi bu konuda
da ilgisiz ve tali sorunlar öne çıkarıldı, gerçek soruna
parmak basan pek olmadı. Bu vesileyle ayrıca Haccın
menasikini oluşturan kuralların anlamlarını da ele almak
gerekiyordu. İçinde bulunduğumuz ayda Hacca gidecek
olanların, bu menasikin deruni anlamlarını kavrayabilmek
açısından, bu kavramı irdelemeyi yararlı bulduk. DÜŞÜNCE
bölümünde ise Arif Kaya, Türkiye’nin batılılaşma
serüvenini, son dönemdeki güncel gelişmeler ışığında ele
aldı ve bu serüvenin Allah’a değil, batıla doğru
yöneldiği için sonuçsuz kalacağı değerlendirmesinde
bulundu. Metin Önal Mengüşoğlu ise, ibadetin ruhunun
yitirilmesiyle Mesdicin mabede dönüştüğünü, bu sürecin
yeniden aslına döndürülmesi için de ilk dönem
Müslümanlarının yaptığı gibi, bütün yeryüzünün yeniden
Mescid olarak görülmesinin gerekli olduğunun altını
çizdi. Cemal Çağlak ise, Ecyad kalesinin yıkılması
tartışmalarına değindiği yazısında, kalenin yeniden
inşasından önce ilahi değerlerin yeniden inşasının
önemli olduğuna vurguda bulundu. Mehmet Durmuş, Acıkmış
Katıra Gül Koklatılmaz atasözünden hareketle, İslami
değerlerin, Müşriklere yaranmak için metalaştırılmasına
itiraz etti ve Müminlerin kendi değerlerinin
başkalarınca kullanılmasına müsaade etmemeleri
gerektiğini hatırlattı. Atasoy Müftüoğlu, Müslümanlar
olarak, emperyalist yorumlama modellerine teslim
olmadan, kendi öz değerlerimiz üzerinde inşa edilmiş bir
kültürel ve siyasal birlikteliğe ihtiyacımız olduğunun
altını çizdi. Mukaddes Özkan ise dünyanın diğer
coğrafyalarındaki Müslümanlar hakkında medyanın çizdiği
imajlara teslim olunmaması ve bilinçli saptırmalara
karşı bilinçli bir tepki ortaya konulması gerektiğini
belirtti. Mahmut Celal Özmen, Şefaat kavramını ele
aldığı yazısında, insanların amellerinin karşılıklarını
Ahirette alacağını, bu nedenle bu gerçeği iptal eden
şefaatin aslının olmadığını anlattı. Nurettin Özcan ise,
bilinçsizliğin, bugün yaşanan sorunların temelinde
olduğunu ve bu yüzden de geleceğe yönelik ümitleri dahi
çaldığına değindi. ÇEVİRİ bölümünde Kamil Cengiz, 11
Eylül saldırıları konusunda kuşkucu görüşleri ile öne
çıkan eski Alman bakan Andreas von Bülov ile yapılmış
bir mülakatı tercüme etti. Bu saldırıların, Amerika
içinde organize edilmiş olması ihtimalini çok güçlü
gören von Bülov’la yapılmış bu mülakatı, bu yöndeki
görüşleri derli-toplu aksettirmesi nedeniyle yayınlamayı
uygun bulduk. LOKAL ETKİNLİKLERİ’nde bu ay konuğumu,
Afganistan üzerindeki çalışmaları ile tanınan Bahaddin
Yıldız idi. Konuğumuz, "Afganistan’ın Dünü ve Bugünü"
başlıklı konferasında, bölgenin tarihi, etnik yapısı,
adetleri, siyasi durum ve ülkenin geleceği konuları
üzerinde durdu ve bölgeye ilişkin önemli bilgiler sundu.
Dönemin güncel konularından biri olan Afganistan
hakkında bilgi sahibi olmak isteyen okurlarımızın
istifade edeceğini umuyoruz. SANAT-EDEBİYAT bölümünde,
İzzettin Hanefi, Türk Şiirinde İslamcı Şairler adlı dizi
yazının bu ilk bölümünde, İslamcı şair tanımı üzerinde
durdu ve bu kategoriyi niçin diğer şiir kategorilerinden
ayrı tuttuğunun gerekçelerini izah etti. MEKTUPLARA
CEVAPLAR bölümünde ise, Kur’an’ın başka dillere tercüme
edilip-edilemeyeceği konusunda, Kur’an’ın anlamının
önemli olduğunu ve bu gerekçenin, tercümeyi elzem
kıldığının altını çizdik. Kur’an’a abdestsiz
dokunulup-dokunulamayacağı tartışmasında ise, ilgili
ayetin, abdestle alakasının olmadığını, Kur’an’a şeytan
veya cinlerin el süremeyeceğini vurguladığını belirttik.
GÜNDEM bölümünde de, yine ayın önemli konularına ilişkin
yorum ve haberleri istifadenize sunduk. Umarız bu
yazılar da dergimizin misyonuna uygun olarak "fikrinize
fikir katar."
Aziz
okuyucularımız,
Bildiğiniz
gibi, içinde bulunduğumuz ay, Hacc ve Kurban ayıdır.
Haccedebilenler, bu mübarek günlerin feyizlerinden
bizzat faydalanabilecekler, edemeyenler ise kurbanlarını
keserek ve bu ibadetin anlamlarını tefekkür ederek, aynı
duyguları yaşayabileceklerdir. Bu vesile ile sizlerin
Kurban Bayramınızı tebrik ediyoruz. Ayrıca İbrahim (AS)
gibi Tevhid eri olmanın, tavafın, Arafat’ın, Şeytan
taşlamanın, kurbanın ve Haccın diğer rükünlerinin
anlamlarını idrak etmenin gerekliliğini bir kez daha
hatırlatıyoruz. Hacc, Allah’a kulluğun zirvelerinden
biridir ve Kurban, Allah yolunda bütün dünyevi bağlardan
kurtulmanın sembolüdür. Bu bilinci yakalamak için bu
günlerin anlamları üzerinde deruni olarak tefekkür
etmeniz dileğiyle, hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.
© 2002 İktibas |