|
Avrupalılar’dan Utanıyorum
Çeviren :
Mehmet DEMİREL
Oriana
Fallaci 12 Nisan 2002
İtalya’da
intihar komandoları gibi giyinmiş kişilerin sokaklarda
İsrail karşıtı eylemler düzenlemesini, alınlarına
‘swastika’ çizilmiş İsrailli liderlerin fotoğraflarını
sallayıp insanları Yahudilerden nefret etmeye
kışkırtmasını utanç verici buluyorum. Bu insanlar
Yahudileri tekrar toplama ve imha kamplarında, gaz
odalarında, Dachau, Mauthausen, Buchenwald ve Bergen
Belsen’deki fırınlarda görmek için annelerini Harem’e
bile satarlar.
Katolik
Kilisesi’nin Kudüs’te bir piskoposunun kutsal
Mercedesinin gizli bölmesinde eylemlerde kullanılmak
üzere silahlar ve patlayıcılar taşımasından,
süpermarketlerde, pizzacılarda yahudileri katleden
eylemcilerin karşısına geçip elinde mikrofon, Tanrı
adına teşekkür eden, onlara güle oynaya, partiye
gidermiş gibi ölüme giden şehitler olduklarını
söylemesine izin vermesinden utanıyorum.
Sinagogların
yakıldığı, yahudilerin terörize edildiği, mezarlıklarına
küfür edildiği özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ülkesi
Fransa’dan utanıyorum.
Hollanda,
Almanya ve Belçika gençliğinin kefiyeyi tıpkı
Mussolini’nin avangardistlerinin faşist amblemi gibi
taşımalarından utanç duyuyorum.
Avrupa’nın
neredeyse tüm üniversitelerinde Filistinli öğrencilerin
yahudi düşmanlığını desteklemesinden ve beslemesinden,
1994 yılında Şimon Peres’e verilen Nobel Barış Ödülü’nün
geri alınıp ağzında zeytin dalı tutan güvercine, yani
Arafat’a verilmesini istemesinden utanç duyuyorum.
Saygıdeğer
üyeleriyle, hak edenden çok siyaseten farklı olanı
ödüllendiren komitenin bu talebi dikkate almasını ve
hatta yanıtlamasını utanç verici buluyorum. Nobel Ödülü,
onu almayanı cehennemde onurlandıracak.
İtalya’nın
haline bak
Devlet
televizyonlarının (yine İtalya’dayız) sadece Filistinli
ölülere ağlayıp İsrailli ölüleri hafifseyip onlardan
isteksizce söz ederek yahudi düşmanlığını
desteklemesinden utanç duyuyorum. Tartışma
programlarında, daha dün New York’ta, bugünse Kudüs’te,
Hayfa’da, Netanya’da, Tel Aviv’de kutsal amaçları için
insanları boğazlayan hainlerle aynı tarafta olmalarından
utanç duyuyorum.
Basının İsrail
tanklarının Beytüllahim’deki Doğuş Kilisesi’ni
kuşatmasını haksız bulmasından, ama bu kilisenin içinde
baştan aşağı silah, cephane ve patlayıcılarla donanmış
(aralarında El Aksa ve Hamas liderlerinin de olduğu) 200
Filistinli teröriste kucak açan (tanklardaki askerlerden
su ve kavanozla bal kabul etmeyi ihmal etmeyen)
keşişleri haksız bulmamasından utanç duyuyorum.
İkinci
İntifada’dan bu yana ölen İsraillilerin sayısını verip
(412), bu kadar insanın (600) her yıl trafik kazasında
öldüğünü söyleyen ‘büyük’ günlük gazeteden utanç
duyuyorum.
Papa’nın (o
Papa ki Ağlama Duvarı’na özür mektubu bırakmıştır)
gazetesi Roman Observer’ın, Hıristiyanlar, Avrupalılar
tarafından milyonlarcası katledilmiş bir halkı katliam
yapmakla suçlamasından utanç duyuyorum. Aynı gazetenin
hayatta kalanlara (ki hâlâ kollarında o dövmeleri
taşımaktadırlar) yeniden katledilmemek için kendilerini
müdafaa etme hakkını çok görmesinden utanç duyuyorum.
‘Fuck you’
Bizim
papazlarımızın, kendi çevrelerinde, sosyal merkezlerde
ya da her nerede olursa olsun İsa adına (yani işlerini
borçlu oldukları yahudi adına) Kudüs’te pizza ya da
yumurta yemeye giderek havaya uçanların katilleriyle
flört etmelerini utanç verici buluyorum. Onların
terörizmi kutsayan, bizi uçaklarda, havaalanlarında,
Olimpiyat oyunlarında öldüren ve bugün de batılı
gazetecileri öldürerek, onları kaçırarak, gırtlaklarını
keserek, kafalarını kopararak eğlenenlerle aynı tarafta
olmalarından utanç duyuyorum. (Bugün İtalya’da ‘Gurur ve
Öfke’nin yayımlanmasının ardından bana da aynısını
yapmak isteyen biri var. Kur’an’dan ayetler okuyup
camilerde, İslami cemaatlerde beni Allah’a kurban etmek
istiyor. Beni öldürmek ya da benimle birlikte ölmek.
(İngilizceyi gayet iyi konuşan biri olduğu için ona
yanıtım da İngilizce olacak: Fuck you).
20 yıl önce
sendika eylemcilerinden birini Roma sinagogunun
kapısında tabuta koyan solun, faşizme karşı savaşta
yahudilerin katkısını unutmasından utanç duyuyorum.
Carlo ve Nello Rossini’yi, Leona Ginzburg’u, Umberto
Terracini’yi, Leo Valliani’yi, Emilio Sereni’yi, 12
Haziran 1944’te Floransa’da vurulan arkadaşım Anna Maria
Enriques Agnoletti’yi, Fosse Ardeatine’de öldürülen 335
kişiden 75’ini ve onlar gibi işkenceyle ya da çatışmada
öldürülen yüzlercesini unutuyorlar. (Çocukluğumun ve
gençliğimin arkadaşları, öğretmenleri).
Kısmen sol
yüzünden (hatta düpedüz sol yüzünden, o sol ki amaçları
İsrail’i yok etmek olan İtalya’daki FKÖ temsilcileriyle
kongrelerde bir araya gelip onlara destek veriyor)
İtalyan şehirlerinde yaşayan Yahudilerin eskisi gibi
korku içinde olmalarından utanç duyuyorum. Fransa,
Hollanda, Danimarka, Almanya’daki şehirlerde de durum
aynı. İntihar komandosu gibi giyinmiş hainler sokaklarda
yürürken Yahudilerin Hitler’in Yahudi avını serbest
bıraktığı ‘Krystallnacht’ sırasındaki gibi korkudan
titredikleri için utanç duyuyorum.
Aptalca,
iğrenç, samimiyetsiz ve fakat son derece avantajlı
‘politically correct’ modasına boyun eğen
oportünistlerin (ya da parazitlerin) barış sözcüğünü
sömürmelerinden utanç duyuyorum. Şimdi aşk ve insanlık
kavramlarından bile daha sefil durumdaki barış adına bir
tarafın nefretini ve hayvanlığını bağışlıyorlar. Bir
zamanlar Pol Pot’un ayaklarını yalayan cırcırböceklerine
ve soytarılara devredilmiş pasifizm adına (conformizm
diye de okuyabilirsiniz) korkmuş, masum ve kafası
karışık insanları kışkırtıyorlar. Onlarla oynuyorlar,
onları bozuyorlar, ceketlerin yakasına sarı yıldız
takılan zamanlara, yarım yüzyıl öncesine götürüyorlar.
Bu şarlatanlar Filistinlileri benim şarlatanları
düşündüğüm kadar düşünüyorlar. Daha fazla değil.
İtalyanların
ve çoğu Avrupalının Arafat’ı centilmen bulmasından utanç
duyuyorum. Suudi Kraliyet Ailesi’nin parasına minnettar
olan bu sıfır noktasındaki insan, ebedi Mussolini rolü
oynuyor ve megalomanisi onu, adını tarihe Filistin’in
George Washington’ı olarak yazdıracağına inandırıyor.
Sahte savaşçı
Bu gramer
düşkünü insan, kendisiyle röportaj yaptığımda bir
görüşmeyi mümkün kılacak bir tek düzgün cümle kurmaktan
acizdi. Her şeyi bir araya toplamak, yazmak ve
yayımlamak bana ciddi bir efora mal olmuştu.
Karşılaştırdığımda Kaddafi bile yanında Leonardo Da
Vinci gibi tınlıyor. Bu sahte savaşçı her zaman Pinochet
gibi üniformayla dolaşmasına ve hiç sivil giyinmemesine
karşın hayatında tek bir savaşa katılmadı. Savaş onun
için, kendi adına başkalarını gönderdiği bir şey.
Kendisine inanan saf ruhları yani. Devlet Başkanı rolü
oynayan bu gösterişli beceriksiz, Camp David
görüşmelerini ve Clinton’ın aracılığını tek başına
sonuçsuz bırakmayı başardı. Hayır hayır, Kudüs’ün
tamamını kendime istiyorum. Bu ebedi yalancı yalnızca
(özel konuşmalarında) İsrail’in varlığına karşı çıkmak
konusunda dürüsttür ve kitabımda da söylediğim gibi her
beş dakikada bir kendisiyle çelişir. Her zaman çift
taraflı oynar. Saati sorduğunuzda bile yalan söyler, ona
asla güvenemezsiniz, asla. Onunla sistematik bir şekilde
ihanete uğrarsınız. Bu ebedi terörist sadece terörist
olmayı becerebilir (tabii her zaman kendi canını
kurtararak). Röportaj yaptığım için biliyorum, 70’lerde
Beider-Meinhof teröristlerini de o yetiştirdi. 10
yaşında çocukları, zavallı çocukları, şimdi de onları
canlı bomba olarak eğitiyor (yüzlerce, evet yüzlerce
canlı bomba çocuk var). Bu rüzgar horozu, karısını
Paris’te kraliçeler gibi yaşatırken halkını pisliğin
içine atmaktan çekinmiyor. O pislikten de sadece ölüme
göndermek için, öldürmeye göndermek için çıkarıyor. 18
Yaşında genç kızları erkeklerle eşitlik kazandırmak
adına onlar gibi düşmanlarıyla birlikte parçalanmaları
için ölüme yolluyor.
Mussolini gibi
Ve şimdi çoğu
İtalyan onu seviyor. Evet. Tıpkı Mussolini’yi sevdikleri
gibi. Diğer Avrupalılar da aynı şeyi yapıyor.
Bunu utanç
verici buluyorum. Ve tüm bunlarda yeni faşizmin, yeni
ırkçılığın yeşerdiğini görüyorum. Faşizm, Nazizm… Bu
olanlar hepsinden daha uğursuz çünkü kendilerini büyük
bir ikiyüzlülükle iyiler, gelişimciler, komünistler,
pasifistler, Katolikler, hatta Hıristiyanlar olarak
tanıtan kişiler benim gibi gerçeği haykıranlara kin
duyanlar tarafından yönetiliyor.
Bunu
görüyorum. Evet. Ve şunu söylüyorum. Trajik ve
Shakespeare-vari karakter Şaron’a karşı asla müşfik
olmadım. (Onunla 1982 yılında röportaja gittiğimde bana,
"Biliyorum gerdanlığınıza bir kafa derisi daha eklemek
için geldiniz" demişti üzgün üzgün). Her zaman
İsraillilerle, çirkin olanlarıyla anlaşmazlıklarım oldu.
Geçmişte Filistinlileri savunduğum da olmuştur. Ama
İsrail’le ve Yahudilerle birlikteyim.
Tiksiniyorum
Genç kızken
durduğum, birlikte savaştığım ve Anna Maria’nın
vurulduğu zamandaki gibi onlarla birlikteyim. Var olma,
kendilerini koruma ve ikinci kez katledilmeme haklarını
savunuyorum. Çoğu İtalyan’ı ve Avrupa’yı onursuzlaştıran
bu utanç beni utandırıyor.
Ve bu
gezegenin tamamı aksini düşünse bile böyle düşünmeye
devam edeceğim.
© 2002 İktibas |