Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 283 Temmuz 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  
Çeviri

Avrupalılar’dan Utanıyorum

‘Bush İnsan hakları İhlallerini Teşvik Ediyor’

“ABD Irak’a saldırının diplomatik zeminini hazırlıyor.”

Petrol Boru Hattı Haritasını Çizen...

Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Avrupalılar’dan Utanıyorum

 

Çeviren : Mehmet DEMİREL

Oriana Fallaci  12 Nisan 2002

 

İtalya’da intihar komandoları gibi giyinmiş kişilerin sokaklarda İsrail karşıtı eylemler düzenlemesini, alınlarına ‘swastika’ çizilmiş İsrailli liderlerin fotoğraflarını sallayıp insanları Yahudilerden nefret etmeye kışkırtmasını utanç verici buluyorum. Bu insanlar Yahudileri tekrar toplama ve imha kamplarında, gaz odalarında, Dachau, Mauthausen, Buchenwald ve Bergen Belsen’deki fırınlarda görmek için annelerini Harem’e bile satarlar.

Katolik Kilisesi’nin Kudüs’te bir piskoposunun kutsal Mercedesinin gizli bölmesinde eylemlerde kullanılmak üzere silahlar ve patlayıcılar taşımasından, süpermarketlerde, pizzacılarda yahudileri katleden eylemcilerin karşısına geçip elinde mikrofon, Tanrı adına teşekkür eden, onlara güle oynaya, partiye gidermiş gibi ölüme giden şehitler olduklarını söylemesine izin vermesinden utanıyorum.

Sinagogların yakıldığı, yahudilerin terörize edildiği, mezarlıklarına küfür edildiği özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ülkesi Fransa’dan utanıyorum.

Hollanda, Almanya ve Belçika gençliğinin kefiyeyi tıpkı Mussolini’nin avangardistlerinin faşist amblemi gibi taşımalarından utanç duyuyorum.

Avrupa’nın neredeyse tüm üniversitelerinde Filistinli öğrencilerin yahudi düşmanlığını desteklemesinden ve beslemesinden, 1994 yılında Şimon Peres’e verilen Nobel Barış Ödülü’nün geri alınıp ağzında zeytin dalı tutan güvercine, yani Arafat’a verilmesini istemesinden utanç duyuyorum.

Saygıdeğer üyeleriyle, hak edenden çok siyaseten farklı olanı ödüllendiren komitenin bu talebi dikkate almasını ve hatta yanıtlamasını utanç verici buluyorum. Nobel Ödülü, onu almayanı cehennemde onurlandıracak.

İtalya’nın haline bak

Devlet televizyonlarının (yine İtalya’dayız) sadece Filistinli ölülere ağlayıp İsrailli ölüleri hafifseyip onlardan isteksizce söz ederek yahudi düşmanlığını desteklemesinden utanç duyuyorum. Tartışma programlarında, daha dün New York’ta, bugünse Kudüs’te, Hayfa’da, Netanya’da, Tel Aviv’de kutsal amaçları için insanları boğazlayan hainlerle aynı tarafta olmalarından utanç duyuyorum.

Basının İsrail tanklarının Beytüllahim’deki Doğuş Kilisesi’ni kuşatmasını haksız bulmasından, ama bu kilisenin içinde baştan aşağı silah, cephane ve patlayıcılarla donanmış (aralarında El Aksa ve Hamas liderlerinin de olduğu) 200 Filistinli teröriste kucak açan (tanklardaki askerlerden su ve kavanozla bal kabul etmeyi ihmal etmeyen) keşişleri haksız bulmamasından utanç duyuyorum.

İkinci İntifada’dan bu yana ölen İsraillilerin sayısını verip (412), bu kadar insanın (600) her yıl trafik kazasında öldüğünü söyleyen ‘büyük’ günlük gazeteden utanç duyuyorum.

Papa’nın (o Papa ki Ağlama Duvarı’na özür mektubu bırakmıştır) gazetesi Roman Observer’ın, Hıristiyanlar, Avrupalılar tarafından milyonlarcası katledilmiş bir halkı katliam yapmakla suçlamasından utanç duyuyorum. Aynı gazetenin hayatta kalanlara (ki hâlâ kollarında o dövmeleri taşımaktadırlar) yeniden katledilmemek için kendilerini müdafaa etme hakkını çok görmesinden utanç duyuyorum.

‘Fuck you’

Bizim papazlarımızın, kendi çevrelerinde, sosyal merkezlerde ya da her nerede olursa olsun İsa adına (yani işlerini borçlu oldukları yahudi adına) Kudüs’te pizza ya da yumurta yemeye giderek havaya uçanların katilleriyle flört etmelerini utanç verici buluyorum. Onların terörizmi kutsayan, bizi uçaklarda, havaalanlarında, Olimpiyat oyunlarında öldüren ve bugün de batılı gazetecileri öldürerek, onları kaçırarak, gırtlaklarını keserek, kafalarını kopararak eğlenenlerle aynı tarafta olmalarından utanç duyuyorum. (Bugün İtalya’da ‘Gurur ve Öfke’nin yayımlanmasının ardından bana da aynısını yapmak isteyen biri var. Kur’an’dan ayetler okuyup camilerde, İslami cemaatlerde beni Allah’a kurban etmek istiyor. Beni öldürmek ya da benimle birlikte ölmek. (İngilizceyi gayet iyi konuşan biri olduğu için ona yanıtım da İngilizce olacak: Fuck you).

20 yıl önce sendika eylemcilerinden birini Roma sinagogunun kapısında tabuta koyan solun, faşizme karşı savaşta yahudilerin katkısını unutmasından utanç duyuyorum. Carlo ve Nello Rossini’yi, Leona Ginzburg’u, Umberto Terracini’yi, Leo Valliani’yi, Emilio Sereni’yi, 12 Haziran 1944’te Floransa’da vurulan arkadaşım Anna Maria Enriques Agnoletti’yi, Fosse Ardeatine’de öldürülen 335 kişiden 75’ini ve onlar gibi işkenceyle ya da çatışmada öldürülen yüzlercesini unutuyorlar. (Çocukluğumun ve gençliğimin arkadaşları, öğretmenleri).

Kısmen sol yüzünden (hatta düpedüz sol yüzünden, o sol ki amaçları İsrail’i yok etmek olan İtalya’daki FKÖ temsilcileriyle kongrelerde bir araya gelip onlara destek veriyor) İtalyan şehirlerinde yaşayan Yahudilerin eskisi gibi korku içinde olmalarından utanç duyuyorum. Fransa, Hollanda, Danimarka, Almanya’daki şehirlerde de durum aynı. İntihar komandosu gibi giyinmiş hainler sokaklarda yürürken Yahudilerin Hitler’in Yahudi avını serbest bıraktığı ‘Krystallnacht’ sırasındaki gibi korkudan titredikleri için utanç duyuyorum.

Aptalca, iğrenç, samimiyetsiz ve fakat son derece avantajlı ‘politically correct’ modasına boyun eğen oportünistlerin (ya da parazitlerin) barış sözcüğünü sömürmelerinden utanç duyuyorum. Şimdi aşk ve insanlık kavramlarından bile daha sefil durumdaki barış adına bir tarafın nefretini ve hayvanlığını bağışlıyorlar. Bir zamanlar Pol Pot’un ayaklarını yalayan cırcırböceklerine ve soytarılara devredilmiş pasifizm adına (conformizm diye de okuyabilirsiniz) korkmuş, masum ve kafası karışık insanları kışkırtıyorlar. Onlarla oynuyorlar, onları bozuyorlar, ceketlerin yakasına sarı yıldız takılan zamanlara, yarım yüzyıl öncesine götürüyorlar. Bu şarlatanlar Filistinlileri benim şarlatanları düşündüğüm kadar düşünüyorlar. Daha fazla değil.

İtalyanların ve çoğu Avrupalının Arafat’ı centilmen bulmasından utanç duyuyorum. Suudi Kraliyet Ailesi’nin parasına minnettar olan bu sıfır noktasındaki insan, ebedi Mussolini rolü oynuyor ve megalomanisi onu, adını tarihe Filistin’in George Washington’ı olarak yazdıracağına inandırıyor.

Sahte savaşçı

Bu gramer düşkünü insan, kendisiyle röportaj yaptığımda bir görüşmeyi mümkün kılacak bir tek düzgün cümle kurmaktan acizdi. Her şeyi bir araya toplamak, yazmak ve yayımlamak bana ciddi bir efora mal olmuştu. Karşılaştırdığımda Kaddafi bile yanında Leonardo Da Vinci gibi tınlıyor. Bu sahte savaşçı her zaman Pinochet gibi üniformayla dolaşmasına ve hiç sivil giyinmemesine karşın hayatında tek bir savaşa katılmadı. Savaş onun için, kendi adına başkalarını gönderdiği bir şey. Kendisine inanan saf ruhları yani. Devlet Başkanı rolü oynayan bu gösterişli beceriksiz, Camp David görüşmelerini ve Clinton’ın aracılığını tek başına sonuçsuz bırakmayı başardı. Hayır hayır, Kudüs’ün tamamını kendime istiyorum. Bu ebedi yalancı yalnızca (özel konuşmalarında) İsrail’in varlığına karşı çıkmak konusunda dürüsttür ve kitabımda da söylediğim gibi her beş dakikada bir kendisiyle çelişir. Her zaman çift taraflı oynar. Saati sorduğunuzda bile yalan söyler, ona asla güvenemezsiniz, asla. Onunla sistematik bir şekilde ihanete uğrarsınız. Bu ebedi terörist sadece terörist olmayı becerebilir (tabii her zaman kendi canını kurtararak). Röportaj yaptığım için biliyorum, 70’lerde Beider-Meinhof teröristlerini de o yetiştirdi. 10 yaşında çocukları, zavallı çocukları, şimdi de onları canlı bomba olarak eğitiyor (yüzlerce, evet yüzlerce canlı bomba çocuk var). Bu rüzgar horozu, karısını Paris’te kraliçeler gibi yaşatırken halkını pisliğin içine atmaktan çekinmiyor. O pislikten de sadece ölüme göndermek için, öldürmeye göndermek için çıkarıyor. 18 Yaşında genç kızları erkeklerle eşitlik kazandırmak adına onlar gibi düşmanlarıyla birlikte parçalanmaları için ölüme yolluyor.

Mussolini gibi

Ve şimdi çoğu İtalyan onu seviyor. Evet. Tıpkı Mussolini’yi sevdikleri gibi. Diğer Avrupalılar da aynı şeyi yapıyor.

Bunu utanç verici buluyorum. Ve tüm bunlarda yeni faşizmin, yeni ırkçılığın yeşerdiğini görüyorum. Faşizm, Nazizm… Bu olanlar hepsinden daha uğursuz çünkü kendilerini büyük bir ikiyüzlülükle iyiler, gelişimciler, komünistler, pasifistler, Katolikler, hatta Hıristiyanlar olarak tanıtan kişiler benim gibi gerçeği haykıranlara kin duyanlar tarafından yönetiliyor.

Bunu görüyorum. Evet. Ve şunu söylüyorum. Trajik ve Shakespeare-vari karakter Şaron’a karşı asla müşfik olmadım. (Onunla 1982 yılında röportaja gittiğimde bana, "Biliyorum gerdanlığınıza bir kafa derisi daha eklemek için geldiniz" demişti üzgün üzgün). Her zaman İsraillilerle, çirkin olanlarıyla anlaşmazlıklarım oldu. Geçmişte Filistinlileri savunduğum da olmuştur. Ama İsrail’le ve Yahudilerle birlikteyim.

Tiksiniyorum

Genç kızken durduğum, birlikte savaştığım ve Anna Maria’nın vurulduğu zamandaki gibi onlarla birlikteyim. Var olma, kendilerini koruma ve ikinci kez katledilmeme haklarını savunuyorum. Çoğu İtalyan’ı ve Avrupa’yı onursuzlaştıran bu utanç beni utandırıyor.

Ve bu gezegenin tamamı aksini düşünse bile böyle düşünmeye devam edeceğim.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin