|
BM’de Darbe
Çeviren :
Kamil CENGİZ
Junge Welt,
29.04.2002
“ABD Irak’a
saldırının diplomatik zeminini hazırlıyor.”
Joachim
Guilliard
Birkaç
hamleden sonra Amerikan hükümeti ‘Kimyasal Silahları
Yasaklama Organizasyonu’ (OPCW)-nun genel direktörü olan
Jose Bustani’yi vaktinden evvel görevinden
uzaklaştırmayı başardı. Organizasyonun ABD’nin baskısı
sonucu tertip edilen özel bir oturumunda üye devletlerin
çoğunluğu 22 Nisan’da direktörü görevinden alma
konusunda oy kullandılar. Bu şimdiye kadar BM tarihinde
görülmemiş bir olay. Böylelikle Irak için yeni
silahsızlandırma komisyonunun UNMOVIC şefi olan Hans
Blix’le beraber bir başka üst düzey BM diplomatı da
Amerikan hükümetinin hedef tahtasına girdi.
Biritanya’dan Guardian gazetesi Amerikan hükümetinin
Bustani’ye karşı davranışını bir ‘darbe’ olarak
nitelendirdi. Washington buna göre ’Güce dayalı global
bir rejimin lehine 60 senelik multi lateralizmi iptal
etme’ çabasında.
Brezilya’lı
Jose Bustani 1997’de OPCW’nin 1. Genel Direktörü
seçildi. Organizasyon, 1993 yılına ait Kimyasal Silah
Konvansiyonu’na uygun hareket etmeyi kontrol etmekle
görevli. Kontrol işlemi 145 anlaşma devletinde düzenli
rutin teftişleriyle ve habersiz şüphe kontrolleriyle
gerçekleşmektedir. Bu devletlerin 100’ü OPCW-Yürütme
Kurulunu oluşturuyorlar. ABD tarafından ilk sefer talep
edilen özel oturumda kurul kapalı kapılar ardında iki
gün süren tartışmalardan sonra Washington’un Bustani’yi
görevinden alma talebini 48’e karşı 7 oy ile -43
kararsız oyla beraber- destekledi. Almanya ve diğer on
tane AB devleti de Brezilyalı’ya karşı oy kullandılar.
Senenin
başına kadar itibarlı Brezilyalı diplomat ABD’de iyi bir
üne sahipti. Özellikle OPCW çerçevesinde yürüttüğü
başarılı çalışma için dünya çapında büyük takdirler
kazanmıştı. O, Kimyasal Silah Konvansiyonuna karşı
direnen birçok devletin imza atmasını sağlamıştı, bu
suretle beş sene içinde imza atanların sayısı 87’den
145’e çıkmıştı. Aynı zamanda onun organizasyonu iki
milyon kimyasal silahın imha edilmesini ve bu tür
silahların dünya çapındaki üretim yerlerinin tahminen
üçte ikisini kontrol etti. Bu sebepten dolayı Mayıs
2000’de daha önceki görev süresi bitmediği halde oy
birliğiyle bir beş sene daha seçildi ve Colin Powell
geçen sene kendisini ‘çok etkileyici çalışması’ için
tebrik etmişti.
ABD Ocak
ayında OPCW Direktörünün görevden alınması için
çalışmalara başlamıştı. Önce boşuna Brezilya’ya ve
Bustani’nin kendisine baskı uygulamışlardı, kendisine
‘Mali yönden çarpık yönetim’, ‘Beraber çalıştığı
kişileri demoralize etmek’, ‘Tarafgirlik’ ve kendi
kafasına göre zararlı inisiyatiflerde bulunma
suçlamalarını yönelterek geri çekilmesini talep
etmişlerdi. Bustani’ye güvensizlik oyu vermeyi hedef
alan Mart ayındaki bir Amerikan dilekçesi OPCW’de önce
bir çoğunluk elde edemedi. Bunun üzerine ABD
organizasyona üyelik ödemelerini durdurma tehdidinde
bulundu. Avrupa’lılar ABD’nin konvansiyonu tamamen
terkedebileceği endişesiyle organizasyonun
bağımsızlığına karşı yapılmış bu saldırıyı geçiştirip,
Bustani’yi feda etmeyi tercih ettiler. OPCW bütçesine
büyük oranda katkısı olan Almanya, Büyük Biritanya,
Japonya ve İtalya daha ön aşamada ABD’yi destekleme
garantisi verdiler.
ABD yaptığı
suçlamaları hiçbir zaman somutlaştırmadı. OPCW’nin mali
bir kriz içinde olduğu doğrudur, fakat bu ABD’nin kendi
aidatlarını ödemediğinden kaynaklanmaktadır. Bu miktar
ne de olsa OPCW bütçesinin %22’sini oluşturuyor, şu an
yaklaşık 60 Milyon dolar. Organizasyonun kontolarının
muhasebe raporu kısa bir zaman önce herşeyin normal ve
düzenli olduğunu ortaya koymuştu. Bustani tarafgirlik
suçlamasına belirli ülkeleri –ABD’nin yanısıra Japonya,
İtalya ve Almanya da dahil- özellikle gayretli bir
şekilde mercek altına aldığından dolayı maruz kaldı.
Doğru olan OPCW’nin ısrarla ABD’yi de diğer devletlere
uyguladığı katı kontrollere boyun eğdirmeye
çalıştığıdır. ABD müfettişlerin belirli kurumlara
girmesine izin vermedi ve işlerine gelmeyen bazı
ülkelerden olan bazı müfettişlerin ülkeye girişlerini
engelledi. Bu arada ABD –Kimyasal Silah Konvansiyonunu
ağır bir şekilde çiğneyerek- Cumhurbaşkanına, önceden
haber verilmemiş teftişleri her zaman engelleme ve dahi
şüpheli maddelerden bağımsız laboratuvarlarda incelemek
üzere prova almayı yasaklayabilmesine müsaade eden özel
kanunlar çıkarttı.
Organizasyonun Irak’a Konvansiyonu kabul ettirmeye
yönelik çabaları ABD’de ‘zararlı inisiyatif’ ve
yetkilerini aşmak olarak değerlendirildi. Şimdiye kadar
Arap devletleri ve İran Kimyasal Silah Konvansiyonuna
imza atmayı İsrail’in imzasına bağımlı kılmışlardı.
Böyle bir katılım Irak için aslında avantajlar
sağlayabilir. Güvenlik Konseyi tarafından tayin edilen
komisyonlar Batılı askeri kişilerden ve silahlanma
uzmanlarından oluşmakta olup, şu anda bilindiği gibi
casusluk faaliyetlerinde bulunuyorlar. Buna karşın böyle
bir durumda Bağdat diğer üye devletlerin de tabi olduğu
‘kararlı tarafsızlık’ namını kazanmış ekipler tarafından
uygulanan teftişlere kapı açmak zorunda. BM ile yaşadığı
sorunun böylesi yapıcı bir çözümü Irak için de kabul
edilebilir nitelikte.
Daha 1998’de
UNSCOM’un ilk silahlanma kontrolcüleri ABD’nin direktifi
üzerine Irak’tan geri çekildikten sonra Irak, OPCW’ye
bulabildikleri silahların imhasına izin vermişti.
Şubatta Bağdat formel olarak kimyasal silahlardan bundan
böyle vazgeçeceğini açıkladı. Böyle bir gelişme ABD’nin
–ki gizli servisleri Irak’ın yeniden silahlanmadığını
düşünüyor- hiç de işine gelmez. Kimyasal silahların
varlığı ve üretimine dair gerçekten hiçbir ipucu ortaya
çıkaramaması durumunda bu tür teftişler, ABD’yi Irak’a
karşı planladığı savaşı meşru gösterme konusunda ciddi
bir sıkıntıya sokar.
Benzeri
sebepten dolayı Amerikan hükümetindeki şahinlerin Irak
için yeni BM teftiş ekibi UNMOVİC’in başkanı Hans Blix’e
karşı şüpheyle yaklaştıkları aşikar. Washington Post’un
kısa bir zaman önce aydınlattığı gibi Savunma Bakanı
yardımcısı Paul D.Wolfowitz senenin başında CIA’yi,
İsveç’li diplomatı, belli ki onun pozisyonunu dibinden
budamak amacıyla mermi bulması için mercek altına
almakla görevlendirdi. Blix’e karşı itirazlar onun
Irak’ın silahlanma programlarını yok etmekle görevli
olan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’ndaki (IAEO)
başkanlık görevine uzanıyor, ki burada Irak’taki
çalışmalarını 1997’de ABD’nin iradesine rağmen
bitirdiğini açıklamıştı. Söyleşilerde Blix şayet
çalışmalarına yeniden başlayacak olurlarsa selefleri
olan komisyon (UNSCOM)un dinleme tedbirleri gibi
tartışmalı metodlarını uygulamayacaklarını açıklamıştı:
"Biz görevimizi aşağılamak, psikolojik baskı yapmak ya
da provoke etmek olarak algılamıyoruz."
Irak’a
saldırıyı isteyenler Bağdat’ın yola gelmesinin kendi
savaş hazırlıklarına engel olabileceği ve İsveçli
diplomatın UNSCOM’un eski şefi Richard Butlar kadar
elbirliği yapmayacağı konusunda ciddi bir şekilde
korkuyorlar. Butlar UNSCOM’un IAEO gibi çalışmasını
başarılı bir şekilde bitirmesini engellemeyi
sağlayabilmişti ve kendi raporuyla ABD’ye 1998’deki dört
günlük hava savaşı için bir bahane sunmuştu. Washington
Post’un ifadesine göre şahinlerin korkulu rüyası Irak’ın
yeniden müfettişlere izin vermesi, bunların yeteri
derecede enerjik olmamaları ve hiçbir şey
bulamamalarıdır.
Blix bu arada
çizgiye geldi ve yeni ifadelerinde ABD’nin
beklentilerine doğru adım attı. Washington Post’un
yukardaki raporunun yayınlanmasından bir gün sonra Blix
gazeteye kendi hareket noktasını açıklamak için Irak’ın
kitlesel imha silahları üretmediğine dair ‘ispat
mükellefiyetinin’ yine Irak’a yüklenilmesi gerektiği
konusunda bir demeç verdi. Ancak bu pratikte imkansız
olan bir ispat. Blix devamında değişik ülkelerin gizli
servislerinin desteğini kabul ettiklerini ve Irak’ın
bütün ‘kapıları açmaması’ ve ‘her bakımdan’ birlikte
çalışmaması durumunda çalışmalarını hemen
durdurabileceklerini, Irak’ın müfettişler ekibinin
oluşumunda ulusal dağılıma bir etkisinin olmaması
gerektiğini, Amerikan müfettişlerinin dışlanmasının
sözkonusu edilemeyeceğini ekledi.
Jose
Bustami’ye karşı yürütülen kampanyanın zamanlaması bunun
özellikle ABD’nin agresif Irak politikası bağlamında
değerlendirilmesi gerektiğini ihsas ettirse de, bu olay
bir yönüyle BM organları üzerindeki kontrolü
güçlendirmeyi hedef alan bir dizi başka olaylarla da
bağlantılı görülebilir. Bu bağlamda ABD aynı
zamanlamayla Bustani’nin yanısıra BM’nin İklim Kontrol
Komisyonu’nun başkanı Robert Watson’un da görevinden
vaktinden evvel alınmasını sağladı. Diğer yandan
Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu ve bununla
birlikte planlanan Biyolojik Silahlar Konvansiyonuna
dair ek protokollerle ilgili yürütülen bütün politika,
silahlanma kontrollerine dair anlaşmalara karşı gittikçe
büyüyen antipatiyi ortaya koyuyor. Biyolojik ve kimyasal
silahlar konusundaki muhalefetin bir sebebi bu tür savaş
maddelerinin geliştirilmesi ve uygulanmasındaki yeni
teknik imkanlar olabilir. Şimdiye kadar bu silahlar
potansiyel olarak yüksek derecede tehlikeli olarak kabul
ediliyorlardı ve fakat savaş şartlarında kendi askeri
birlikleri için de büyük riskler taşıdığı, zor
kullanılabilen ve kontrol edilebilir nitelikte oldukları
da biliniyordu. Gen manipülasyonu ve mikro
organizmaların keşfi, bu silahları pratikteki kullanıma
elverişli hale getiren hedefe tam isabet edici, daha
kolay kullanılabilen ve daha zehirli maddelerin
geliştirilmesini mümkün kılıyor. New York Times
04.09.2001 tarihinde ABD’nin senelerdir gizli tutulan
birkaç biyolojik silah araştırma programlarından
bahsetti. Kitlesel imha silahlarının prensip olarak
azaltılması ve hatta ortadan kaldırılmaları
Washington’ın çabaları içinde yer almıyor. Tam aksine
Amerikan politikası, sadece ve sadece kimin hangi
silahlara sahip olabileceğini ve kimin ABD’nin ve
müttefiklerinin hırslarına terk edileceğini belirlemeye
dayanıyor.
© 2002 İktibas |