|
Onursuz Bir Sessizlik
Atasoy
MÜFTÜOĞLU
Küresel
sistemin ideolojik ve politik hesaplar sebebiyle,
insanlık acıları, yalnızlıkları, hüzünleri,
yoksunlukları dünya gündeminde gereği gibi yer almıyor.
Uluslar arası sermaye hareketlerine ve iletişim
hareketlerine egemen olanlar, küresel ölçekte bir
etkileme gücüne sahip oldukları için, hemen hemen her
ülkede siyasete de etkili olabiliyor.
Her alanda
Amerikan mutlakıyetçiliğinin belirleyici olduğu
günümüzde, hukuk keyfi bir şekilde sınırlandırılıyor,
kısıtlanıyor. Bütün zamanlar boyunca uygarlığın ölçüsü
hukuk olmuştur. Hukuk’un yürürlükten kaldırıldığı bir
dünyada uygarlıktan söz edilemez, ancak, barbarlıktan
söz edilebilir. Hukuk’un hafife alındığı bir dünyada,
bugün olduğu gibi her alanda keyfi uygulamalar yürürlüğe
girer. Zenginlerin, güçlülerin sahip olduğu hak ve
hukuka, yoksul ve güçsüzlerin sahip olmadığı bir dünya
zulmün ve şiddetin egemen olduğu bir dünyadır.
Rasyonalizm
ve pragmatizmi yücelten modern Batı uygarlığı, bütün
toplumlarda nihilizmi, anarşizmi ve karmaşayı büyütüyor.
Modern uygarlığın kutsalları, insanlığı yıkıma
sürüklüyor. Modern uygarlığın kutsalları nitelik ve
derinlik erozyonunu kronik hale getiriyor. Rasyonalizm
ve pragmatizm insanları anlam kaynaklarından, aidiyet ve
kimlik kaynaklarından, sosyal yapılardan ve ilişkilerden
uzaklaştırarak, büyük bir boşluğa bırakıyor. İnsani,
ahlaki, vicdani, ruhi gereksinimlere, alanlara,
anlamlara hitap edemeyen, yanıt veremeyen, rasyonalizm
ve pragmatizm, insanlığın psikolojik, duygusal ve sosyal
dünyasını büyük bir çöle dönüştürüyor. Modern
toplumlarda sosyal parçalanma ürküntü veren boyutlara
ulaşıyor.
Çıkar
düşüncesiyle biçimlenen modern dünya, toplum ve hayat
görüşleri ahlaktan, vicdandan bağımsızlaştırıldıkları
için, evrensel insanlık değerlerinin tahribine yol
açıyor. Modern akılcılık çıkara tapınışı bir hayat
tarzına dönüştürdü. Yalnızca çıkara dayalı bir hayat
anlayışı, bireyle toplum arasındaki uyumu bütünüyle
bozdu ve bu suretle bireyle toplum birbirinden
uzaklaştı. Çıkara tapınana modern akılcılığın günümüzde
görüldüğü üzere, keyfi zulümleri, adaletsizlikleri,
keyfi tahakkümü, sömürücülüğü önleme yeteneği ve
potansiyeli yoktur.
Günümüz
dünyasında ekonomik siyaset anlayışı; kültürel, ahlaki,
entelektüel siyasetlere yer bırakmıyor. Hukukun ve
vicdanın evrenselci ilkeleri, küresel militarizm
tarafından yok sayılıyor. Küresel militarizm,
yoksul/güçsüz ülkeleri her alanda bağımlı hale
getiriyor. Özellikle bu dönemde İslam dünyası ülkeleri,
siyasal, ekonomik ve kültürel çöplük olarak
kullanılıyor. Küreselleşmenin hukuki temelinin,
boyutunun, bağlamının bulunmadığını görüyoruz. Hukuku
olmayan bir küresellik nedeniyle, günümüz dünyasında
müslümanlara karşı kurumsallaştırılmış ve yapısal bir
ayırımcılık uygulanıyor.
Dünya hep
değişiyor, ancak, Filistinliler’in, Keşmirliler’in,
Afganistanlılar’ın, Çeçenistanlılar’ın acıları,
mahrumiyetleri hiç değişmiyor. Filistinliler’e,
Keşmirliler’e, Afganistanlılar’a, Çeçenistanlılar’a
yönelik katliamlar, soykırımlar durdurulamıyor. Milliyet
ile din arasında, din ile devlet arasında bir ayrım
olmayan, dini ve milli kimliğin bir bütün olduğu
İsrail’de bu durum hiç kimse için hiçbir şekilde bir
sorun teşkil etmezken, aynı durumun bir İslam dünyası
ülkesinde ortaya çıkışı durumunda, o ülke en ağır
saldırılara, en ağır sorgulamalar ve baskılara muhatap
kılınıyor.
Yeni
emperyalizm, yeni militarizmin neden olduğu derin
insanlık acıları karşısında İslam Dünyası yönetimlerinin
ve toplumlarının içerisinde bulunduğu sessizlik, onursuz
bir sessizliktir. İçerisinde bulunduğumuz dönemde,
düşüncelerimizin, pratiklerimizin, çabalarımızın,
ilişkilerimizin anlamını içtenlikle sorgulayabilmeliyiz.
Her zamandan daha çok bugün, anlamlı hayatlar kurmak ve
ahlaki yargılarımızı somutlaştırmak zorundayız. Kötü
olan hata yapmak değil, yapılan hatalardan ders
çıkarmamaktır. Birikmiş ve kronik hale gelmiş
sorunlarımız olduğunu kabul ederek bunları tartışmaya
açmayı başarmalıyız. Kültürel olarak, ahlaki olarak,
entelektüel olarak çekici ve etkileyici hale gelmeliyiz.
Kitleleri pasifize eden hamasete ve popülizme itibar
etmemeliyiz. Kendimize özgülüğümüzü koruyarak,
kimliğimizi, düşüncelerimizi, kültürümüzü evrenselciliğe
açık bir çerçeve içerisinde sunmalıyız.
Sorunlarının
bilincinde olmayan bir toplulukla bir gelecek projesi
tasarlanamaz. Yeni bir inşa’ya, tartışmaya, özeleştiriye
yol açması, imkan vermesi halinde, yenilgilerden olumlu
içerikler ve işlevler üretilebileceği unutulmamalıdır.
Bütün kültürlerin bir şekilde küreselleşme süreçlerinden
etkilendiği bu dönemde, teslimiyetçi yanıtlara,
reaksiyoner yanıtlara yaslanmamalıyız. Ölçüsüz
iyimserlikleri terk ederek, gerçekçi iyimserliklere
yönelmeliyiz. Zihni varlığımız, kalbi varlığımız, ahlaki
varlığımızı büyük bir özveri ile bir kez daha seferber
edebilmeliyiz.
Anlam ve amaç
duygularımızı yenileyebilmeliyiz.
Umutlarımızın, heyecanlarımızın, hüzünlerimizin istismar
edilmesine izin vermemeliyiz.
Manipüle eden
bir dil yerine, davet eden, ikna eden bir dil
kurmalıyız. Sadece redde ve savunmaya dayalı bir dilin
ve söylemin kalıcılığı olamaz.
Hayatımızın
bağlı bulunduğumuz temel değerlerle uyum içerisinde
olmasına özen göstermeliyiz.
Eski
alışkanlıklarımızı tekrar eder ve bu alışkanlıklara
kilitlenirsek, umutlarımızı kaybedebiliriz. Umutlarımızı
yenileyebilmemiz için yeni düşünceler, bakışlar ve
arayışlar içerisine girmeliyiz.
Her durumda
itaat fikri, bağımsız bir kişiliğin ortaya çıkmasına
imkan vermez. Bu tür bir itaat fikrini benimseyenlerin,
katıldıkları toplulukların/cemaatlerin zenginleşmesine
katkıda bulundukları görülmemiştir. Bütün durumlara
kolaylıkla intibak edenler, hiçbir durumu sorgulayamaz,
sınayamaz ve aşamazlar. İslam Dünyası toplumlarında
kavramlar, kurumlar, ilkeler ve değerlere dayalı bir
tercih ve duyarlık yerine; kişilere yönelik, kişilerin
ufkuyla sınırlı tercihler ve duyarlılıkların bir gelenek
haline gelmiş olması nedeniyle, İslami bilinci evrensel
anlamda somutlaştırma çabaları bir sonuç vermiyor.
İslam Dünyası
toplumları, cemaat liderleri konumunda bulunan kişilerin
ürettiği hayali iyimserliklerle yirminci yüzyılı kötü
bir şekilde kaybettiler. Bugün de karşı karşıya
bulunduğumuz küresel kuşatma nedeniyle, hayali
kötümserliklere, romantik düşlere ve fantezilere
kapılmadan, her zaman yeni bir seçenek olduğunu
düşünerek, gerçek çabalara tutunarak kendimize yeni bir
yol açabiliriz.
İnsanlığın
acılarını, sorumluluklarını içtenlikle paylaşmadıkça,
kimsenin vicdanını rahatlatma imkanı bulunamayacağını
unutmamalıyız.
© 2002 İktibas |