Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 283 Temmuz 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  

Dava Adamı ve Politikacı

Onursuz Bir Sesizlik

Garabet

Futbol

Futbol Bu Toplumun Nesi Geliyor?

 Kim Neyi Ne İçin Yapıyor?  

Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Kim Neyi Ne İçin Yapıyor?

 

 

Mukaddes ÖZKAN

 

Sayın okurlar, duyarlılığınız için, ilginiz için teşekkürler. İslam halklarının yaşadıkları açmazlar, gördükleri zulümler, baskılar, sömürüler yüreklere bu denli sızı düşürebilidiyse ne mutlu. İnanıyorum ki yüreklerdeki bu sızı, vicdanları daha sonra da beyinleri harekete geçirecektir. Tabii ki toplumların değişmeleri hemen olmuyor, bunun böyle olmasını beklemek safdillik olur. Dünya Müslümanları için, olumlu bir bilinçlenme sürecinin başladığını da gözardı edemeyiz bu arada.

Ben aklımın erdiği zamandan beri, yaşadığım bu toplumda olan bitenleri anlamaya, gözlemlemeye, dahası Dünya Müslümanlarını, okuyarak, çok azıyla da olsa tanıyarak, güvendiğim kişilerin yorumlarını alarak, onları anlamaya, olan biteni değerlendirmeye çalıştım. Bu konuda en büyük şansım da hayatımın otuz küsür yılını paylaştığım rahmetli eşim Ercümend Özkan'ı tanımak oldu. İslam'ın gerçeklerini ondan öğrendim, yani pek çok insan gibi, beni de bu konu da O, yetiştirdi. Hiç mi farklı düşünmezdiniz diyecekseniz, ben de bunu tabiiki bazan olaylara farklı baktığımız da olmadı değil, diye cevaplayacağım. Ana fikirde, yani Kur'an ve sahih sünnet konusunda farklı düşünmek söz konusu bile olamaz, olmadı da. O sezgilerii güçlü olan bir insandı. Olayları, yorumlamakta ne kadar basiretli olduğunu, onu tanıyan, okuyan herkes bilir. İslami bilincin yükselişe geçtiği inancını, hiçbir zaman kaybetmedi.

Bu bir süreçtir, ne kadar sürer Allah bilir. Biz bilemeyiz. Bizim bilmemiz gereken sahiplendiğimiz bu Dinin, bizden istedikleri, Yaradanın emirlerini doğru algılayıp, doğru yaşamak. Bazen olaylar umut kırıcı olabiliyor. Çizgiler kesintiye uğruyor.

Filistin'de olan bitenler, acılar, zulümler, yürekleri dağlarken, insanlar bu acılarla yatıp kalkarken, birden bire, bütün bunların yerini futboldaki başarının coşkusu aldı. Sanki yeryüzünde bütün zalimler yenildi, açlık bitti, işsizlik bitti, ekonomi düze çıktı, insanlara bayram yapmak kaldı. İnsanlar bir anda acıların yerine yaratılan suni bir zafer soşkusuyla sarhoş oldular. Acıya katlanmak zor, üstelik bir toplumun acı çekmesi, diğer toplumlara da sorumluluk yüklüyor. Halbuki, birilerinin top oynayıp, maçı almaları, zafer çığlıkları atarak bir ülkenin insanını sokaklara döküp bayram yaptırabiliyor. Bunun yorumu da bu kadar basit olmamalı diye düşünürken bir anımı hatırladım.

Yine böyle bir coşkuyla insanlar sokaklara dökülmüştü, Ercümend bey de onları camdan seyrediyor, "Allah'ım bu insanların ne kadar ihtiyacı var bu duyguları yaşamaya, bizlere gerçek zaferler nasibeyle." diyerek başını iki yana sallıyordu. Bu manzara karşısında, içinin burkulduğunu yüzündeki ifade anlatıyordu. Birkaç kelimeyle olayın tahlilini ortaya koyuvermişti. Bu insanlar zaferlere susamıştı. Başarılara susamıştı. Bu yolla deşarj oluyorlardı.

Bize sunulmaya çalışılan, sanal gündemden gerçeklerin dünyasına dödüğümüzde değişen hiç birşey yok. Amerika, Yerküreyi santranç tahtasına çevirdi, şahlar, matlar, vezirler hep onda, oyunu yalnız oynuyor. Kimseye savunma hakkı tanımıyor. Filistin'de hala kan gövdeyi götrürürken oralara nasıl sahip olacağının hesaplarını yapıyor. Hangi veziri, hangi şahı nereye koyacağını kararlaştırmakla meşgul. Ama bütün kalbimle inanıyorum ki, o oyunları bozacak olan bu Kainatın sahibi Allah, Bush'un iddia ettiği gibi kendilerinin yanında değil, mazlumların yanında olacaktır. Ondan umut kesmek bize yakışmaz.

Bana diyorsunuz ki, orada yaşasaydınız, intihar eylemlerine katılır mıydınız? Bu eylemcilere terörist diyebilir miyiz?

Ben de size diyorum ki, evladını kaybetmeyen evlat acısını tarif edemez, anasını, babasını, eşini, kardeşini kaybetmeyenler, bu acıların farklı farklı olduklarını bile bilemezler.

Yurtları, evleri, barkları, evlatları, yakınları, ekmekleri, suları ellerinden alınan insanların geriye neleri kalır, en değerli, en gözden çıkarılamayacak olan inançları ve onurları.

İnsanlar Müslüman iseler onurlarını inançlarının gerektirdiği gibi korumak zorundadırlar. Filistin halkı burada bir çıkmaza girdi. Dini ona intiharı yasaklıyor, ama gerektiğinde de savaşmasını emrediyor. "Size saldıranlara karşı, Allah yolunda siz de savaşınız." (Bakara 190).

Bu insanlar taşlarla saldırılara karşı koymaya çabaladılar, her taşa karşılık kurşunlar, bombalar yediler. Bu şahid olduğumuz görüntüler sizce savaş mı? Bütün bu olanlara savaş değil, katliam, soykırım demenin neresi yanlış. İşgalcinin her türlü imkanı, düzenli ordusu, topu tüfeği, en gelişmiş silahları, en önemlisi de Amerika gibi bir destekçisi var. Elinden varı yoğu alınmış Filistin halkının ise, elinde sadece canı var. O canda her dakika her saniye bir katliam hedefi. Böyle çaresiz kalmış insanların aklı mantığı ne der acaba, bir insanın kendi canını silah olarak kullanmasının mantığını biz karşıdan değerlendiremeyiz. Onların şartlarını yaşamadıkça yorum yapmak, ahkam kesmek kolay.

İntihar normal şartlarda ruhsal bunalımla ifade edilen bir olaydır. Bu tür olaylar intihar eden kişinin yaşadığı çevredeki insan sayısına göre orantılandığında çok cüzi bir rakam çıkar ortaya. Bunlar dünyaya küsmüş, hiçbir amaçları kalmamış insanlardır.

İstişhadi eylem sahiplerinin ise tam tersi, amaçları var, düşmana karşı koymak, İslam alemine de birşeyler anlatmak, siz yoksanız biz varız, en değerli şeyimizle, canımızla varız. İnancımız ve onurumuz yoksa canımız neye yarar inancıyla şehadet umarak bu mücadeleye damgalarını vuruyorlar.

Bu olayları eleştirenler bile içten içe insanlık adına gurur duymadıklarını söyeleyemezler.

İsrail üzerlerine geldikçe, hoşgeldin ne arzu edersin, kardeşlerimi mi, çocuklarımı mı demeliydi Filistin halkı. Hani hıristiyanların asla uygulamadıkları ama tavsiyeden de geri durmadıkları bir öğütleri vardır ya, "bir yanağına tokat yersen öbür yanağını çevir." diye. Böyle mi demeliydiler.

Şayet savaş varsa, ölüm de vardır. Ölümlerin en güzeli ise Allah yolunda ölmektir. O topraklarda kıyasıya ölüm kalım mücadelesi veriliyor. İsrail'e gelip yerleşenler savaşmak üzere geldiler. Başkalarının vatanına gelip işgal edenler işgalcilerdir. Onlara sivil, masum gözüyle bakamayız. Onlar kendi ifadeleri ile, karakola atanan jandarmalardır. Tabii ki durup duruken kimsenin zulme maruz kalmasını hiçbir müslüman tasvip etmez. Müslümanlar Yahudilere her zaman iyi davrandılar. Başka milletler asıp kesip ateşte yakarken onlar, Osmanlı'ya sığındı ve kendilerine huzurlu bir hayat kurdular. Daha eskilere gidersek, Kudüs'ü Haçlılardan kurtaran Selahaddin Eyyubi, orada bulunan Yahudilere Müslüman halktan farklı davranmamıştı.

Burada bir gerçek var, bugün bu coğrafyada yaşananlar, bazılarının dediği gibi vatansız masum insanların, kendilerine yurt aramaları gayreti değildir. Bu kamuflajın altında, Müslümanlar açısından korkunç projeler yatmaktadır. Buradaki savaş, gözünü kan bürümüş Hristiyan aleminin İslam Dünyasını yavaş yavaş yutmaya, İslam'ı yeryüzünden silmeye olan inancının savaşıdır. Bu savaş siyonizmin dışındaki yahudileri de savaşa sürükleyecektir. Yeryüzüne dağılmış yahudiler, antisemitizm adı verilen yahudi düşmanlığının varlığına inandırılarak senaryolar düzmek için kullanıyorlar, bu korkuyla beyni yıkanan bu insanlar İsrail'e toplanıyor, böylece kendinden olmayanlara da düşman oluyorlar. Yahudi olmayan dünyayı karşılarına alıyorlar.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin