|
Kim Neyi Ne İçin Yapıyor?
Mukaddes
ÖZKAN
Sayın
okurlar, duyarlılığınız için, ilginiz için teşekkürler.
İslam halklarının yaşadıkları açmazlar, gördükleri
zulümler, baskılar, sömürüler yüreklere bu denli sızı
düşürebilidiyse ne mutlu. İnanıyorum ki yüreklerdeki bu
sızı, vicdanları daha sonra da beyinleri harekete
geçirecektir. Tabii ki toplumların değişmeleri hemen
olmuyor, bunun böyle olmasını beklemek safdillik olur.
Dünya Müslümanları için, olumlu bir bilinçlenme
sürecinin başladığını da gözardı edemeyiz bu arada.
Ben aklımın
erdiği zamandan beri, yaşadığım bu toplumda olan
bitenleri anlamaya, gözlemlemeye, dahası Dünya
Müslümanlarını, okuyarak, çok azıyla da olsa tanıyarak,
güvendiğim kişilerin yorumlarını alarak, onları
anlamaya, olan biteni değerlendirmeye çalıştım. Bu
konuda en büyük şansım da hayatımın otuz küsür yılını
paylaştığım rahmetli eşim Ercümend Özkan'ı tanımak oldu.
İslam'ın gerçeklerini ondan öğrendim, yani pek çok insan
gibi, beni de bu konu da O, yetiştirdi. Hiç mi farklı
düşünmezdiniz diyecekseniz, ben de bunu tabiiki bazan
olaylara farklı baktığımız da olmadı değil, diye
cevaplayacağım. Ana fikirde, yani Kur'an ve sahih sünnet
konusunda farklı düşünmek söz konusu bile olamaz, olmadı
da. O sezgilerii güçlü olan bir insandı. Olayları,
yorumlamakta ne kadar basiretli olduğunu, onu tanıyan,
okuyan herkes bilir. İslami bilincin yükselişe geçtiği
inancını, hiçbir zaman kaybetmedi.
Bu bir
süreçtir, ne kadar sürer Allah bilir. Biz bilemeyiz.
Bizim bilmemiz gereken sahiplendiğimiz bu Dinin, bizden
istedikleri, Yaradanın emirlerini doğru algılayıp, doğru
yaşamak. Bazen olaylar umut kırıcı olabiliyor. Çizgiler
kesintiye uğruyor.
Filistin'de
olan bitenler, acılar, zulümler, yürekleri dağlarken,
insanlar bu acılarla yatıp kalkarken, birden bire, bütün
bunların yerini futboldaki başarının coşkusu aldı. Sanki
yeryüzünde bütün zalimler yenildi, açlık bitti, işsizlik
bitti, ekonomi düze çıktı, insanlara bayram yapmak
kaldı. İnsanlar bir anda acıların yerine yaratılan suni
bir zafer soşkusuyla sarhoş oldular. Acıya katlanmak
zor, üstelik bir toplumun acı çekmesi, diğer toplumlara
da sorumluluk yüklüyor. Halbuki, birilerinin top
oynayıp, maçı almaları, zafer çığlıkları atarak bir
ülkenin insanını sokaklara döküp bayram yaptırabiliyor.
Bunun yorumu da bu kadar basit olmamalı diye düşünürken
bir anımı hatırladım.
Yine böyle
bir coşkuyla insanlar sokaklara dökülmüştü, Ercümend bey
de onları camdan seyrediyor, "Allah'ım bu insanların ne
kadar ihtiyacı var bu duyguları yaşamaya, bizlere gerçek
zaferler nasibeyle." diyerek başını iki yana sallıyordu.
Bu manzara karşısında, içinin burkulduğunu yüzündeki
ifade anlatıyordu. Birkaç kelimeyle olayın tahlilini
ortaya koyuvermişti. Bu insanlar zaferlere susamıştı.
Başarılara susamıştı. Bu yolla deşarj oluyorlardı.
Bize
sunulmaya çalışılan, sanal gündemden gerçeklerin
dünyasına dödüğümüzde değişen hiç birşey yok. Amerika,
Yerküreyi santranç tahtasına çevirdi, şahlar, matlar,
vezirler hep onda, oyunu yalnız oynuyor. Kimseye savunma
hakkı tanımıyor. Filistin'de hala kan gövdeyi
götrürürken oralara nasıl sahip olacağının hesaplarını
yapıyor. Hangi veziri, hangi şahı nereye koyacağını
kararlaştırmakla meşgul. Ama bütün kalbimle inanıyorum
ki, o oyunları bozacak olan bu Kainatın sahibi Allah,
Bush'un iddia ettiği gibi kendilerinin yanında değil,
mazlumların yanında olacaktır. Ondan umut kesmek bize
yakışmaz.
Bana
diyorsunuz ki, orada yaşasaydınız, intihar eylemlerine
katılır mıydınız? Bu eylemcilere terörist diyebilir
miyiz?
Ben de size
diyorum ki, evladını kaybetmeyen evlat acısını tarif
edemez, anasını, babasını, eşini, kardeşini
kaybetmeyenler, bu acıların farklı farklı olduklarını
bile bilemezler.
Yurtları,
evleri, barkları, evlatları, yakınları, ekmekleri,
suları ellerinden alınan insanların geriye neleri kalır,
en değerli, en gözden çıkarılamayacak olan inançları ve
onurları.
İnsanlar
Müslüman iseler onurlarını inançlarının gerektirdiği
gibi korumak zorundadırlar. Filistin halkı burada bir
çıkmaza girdi. Dini ona intiharı yasaklıyor, ama
gerektiğinde de savaşmasını emrediyor. "Size
saldıranlara karşı, Allah yolunda siz de savaşınız."
(Bakara 190).
Bu insanlar
taşlarla saldırılara karşı koymaya çabaladılar, her taşa
karşılık kurşunlar, bombalar yediler. Bu şahid olduğumuz
görüntüler sizce savaş mı? Bütün bu olanlara savaş
değil, katliam, soykırım demenin neresi yanlış.
İşgalcinin her türlü imkanı, düzenli ordusu, topu
tüfeği, en gelişmiş silahları, en önemlisi de Amerika
gibi bir destekçisi var. Elinden varı yoğu alınmış
Filistin halkının ise, elinde sadece canı var. O canda
her dakika her saniye bir katliam hedefi. Böyle çaresiz
kalmış insanların aklı mantığı ne der acaba, bir insanın
kendi canını silah olarak kullanmasının mantığını biz
karşıdan değerlendiremeyiz. Onların şartlarını
yaşamadıkça yorum yapmak, ahkam kesmek kolay.
İntihar
normal şartlarda ruhsal bunalımla ifade edilen bir
olaydır. Bu tür olaylar intihar eden kişinin yaşadığı
çevredeki insan sayısına göre orantılandığında çok cüzi
bir rakam çıkar ortaya. Bunlar dünyaya küsmüş, hiçbir
amaçları kalmamış insanlardır.
İstişhadi
eylem sahiplerinin ise tam tersi, amaçları var, düşmana
karşı koymak, İslam alemine de birşeyler anlatmak, siz
yoksanız biz varız, en değerli şeyimizle, canımızla
varız. İnancımız ve onurumuz yoksa canımız neye yarar
inancıyla şehadet umarak bu mücadeleye damgalarını
vuruyorlar.
Bu olayları
eleştirenler bile içten içe insanlık adına gurur
duymadıklarını söyeleyemezler.
İsrail
üzerlerine geldikçe, hoşgeldin ne arzu edersin,
kardeşlerimi mi, çocuklarımı mı demeliydi Filistin
halkı. Hani hıristiyanların asla uygulamadıkları ama
tavsiyeden de geri durmadıkları bir öğütleri vardır ya,
"bir yanağına tokat yersen öbür yanağını çevir." diye.
Böyle mi demeliydiler.
Şayet savaş
varsa, ölüm de vardır. Ölümlerin en güzeli ise Allah
yolunda ölmektir. O topraklarda kıyasıya ölüm kalım
mücadelesi veriliyor. İsrail'e gelip yerleşenler
savaşmak üzere geldiler. Başkalarının vatanına gelip
işgal edenler işgalcilerdir. Onlara sivil, masum gözüyle
bakamayız. Onlar kendi ifadeleri ile, karakola atanan
jandarmalardır. Tabii ki durup duruken kimsenin zulme
maruz kalmasını hiçbir müslüman tasvip etmez.
Müslümanlar Yahudilere her zaman iyi davrandılar. Başka
milletler asıp kesip ateşte yakarken onlar, Osmanlı'ya
sığındı ve kendilerine huzurlu bir hayat kurdular. Daha
eskilere gidersek, Kudüs'ü Haçlılardan kurtaran
Selahaddin Eyyubi, orada bulunan Yahudilere Müslüman
halktan farklı davranmamıştı.
Burada bir
gerçek var, bugün bu coğrafyada yaşananlar, bazılarının
dediği gibi vatansız masum insanların, kendilerine yurt
aramaları gayreti değildir. Bu kamuflajın altında,
Müslümanlar açısından korkunç projeler yatmaktadır.
Buradaki savaş, gözünü kan bürümüş Hristiyan aleminin
İslam Dünyasını yavaş yavaş yutmaya, İslam'ı yeryüzünden
silmeye olan inancının savaşıdır. Bu savaş siyonizmin
dışındaki yahudileri de savaşa sürükleyecektir.
Yeryüzüne dağılmış yahudiler, antisemitizm adı verilen
yahudi düşmanlığının varlığına inandırılarak senaryolar
düzmek için kullanıyorlar, bu korkuyla beyni yıkanan bu
insanlar İsrail'e toplanıyor, böylece kendinden
olmayanlara da düşman oluyorlar. Yahudi olmayan dünyayı
karşılarına alıyorlar.
© 2002 İktibas |