Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 283 Temmuz 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  
Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem

Şaron, Miloseviç mi?

George Harikalar Diyarında!

Bizim Adımıza Yapmayın

İntifada’ya Karşı Hayali Devlet

Arap Liderler İhaneti Hak Ediyor

 ‘İslamcı Terör’ Palavrası ve Asya’nın Enerji Kaynakları

Yeni Afgan Hükümeti

G-8 Zirvesinde Ortadoğu Konuşuldu

Kırmızı Telefon

İran’a Çarşafla, Oğlunun Çorabıyla Gitti Utandı

Ankara-Şam Hattı Düzeliyor

Değişmeyen Ülkenin Cazibesi

Amerika AB’ye Girmemizi İstiyor mu?

AB Düşmanı Susurluk Koalisyonu

Genel Kurmay’dan Yanıt Var

İdamı mı Tartışıyoruz, Yoksa?...

Ben Demokrat Değilim!

IMF Türkiye’yi Buduyor

İSO da Ankara’ya Baş Kaldırıyor

Batan Geminin Malları Bunlar

Pamukbank Olayı, Ekonomi ve Siyaset Değişirken

Maşallah

Ecevit’siz de Olur

Başörtü İçin Yargı Kararı var da, Apo’nun İdamı İçin Yok mu?

Medine Bircan’ın Başörtüsü

Hicret’in Yönü Batı mı?

Bizi Nasıl Ehlileştirdiler Ama!

71 Yaşındaki Hastaya ‘Başını Aç’ İşkencesi

Türbanı Çıkaran Sınıfını Geçecek

Türkiye’nin Zencileri Ankara’da

Keşmir Halkının Yaşadığı Acı

İran’ı Deprem Vurdu: En Az 500 Ölü

Asgari Ücretli Simit Parasına Çalışıyor

Tazminat Keyfi

İşsiz Baba Çocuklarını Evlatlık Vermek İstiyor

Artık Barlar 24 Saat Açık

İğneden İpliğe Milli Maç Zammı

 

Ayın Başlıkları

 

 

 

 

Şaron, Miloseviç mi?

 

Ahmet İNSEL / 26.6.2002 / GAZETEM NET

 

Şaron, Yaser Arafat’ın evini ikinci kez ablukaya alırken, bu "elin" Arafat’ın siyasi hayatının son bulmasıyla biteceğini kestiriyordu. Ablukanın hemen ertesinden gelen Bush’un demeci, bu elin ABD onayıyla oynandığını teyit etti. Bush hem yan yana yaşayan iki devlet fikrini güçlü biçimde ifade ederken, diğer yandan da bunun olmazsa olmaz koşulunun Filistin yönetiminin değişmesi olduğunu ilan etti. Bush, "Filistin halkına, terörizme bulaşmamış yeni yöneticiler seçmesi için çağrıda bulunuyorum" derken, eskinin timsali olarak Arafat ve çevresini işaret ediyordu. Böylece ilk defa ABD, Arafat’ın Filistin yönetiminin başından ayrılmasını, "güvenlik ve barış içinde yan yana yaşayan iki ayrı devletin" kurulması için ön koşul olarak sundu. Bush’un demeci Arafat’ın siyasi ölümünün belki de vurucu darbesiydi. Üstelik önerdiği plân Şaron plânının neredeyse kopyasıydı.

Buna karşılık Arafat’ın durumu böyle algılamadığı, daha doğrusu hala açık bir kapı bırakmak umudu içinde davrandığı görüldü. Yakın zamana kadar Amerikan girişiminden umutlu olan Arafat, geçtiğimiz günlerde Haaretz gazetesine çok yumuşak ifadeler içeren bir demeç verdikten sonra, Hamas’ın lideri Şeyh Yasin’i Gazze şeridindeki evinde "zorunlu ikamete" mecbur etmişti. Böylece liderlerinin evini koruyan Hamas militanlarıyla evi ablukaya alan Arafat’ın elit timleri arasında her an patlamaya hazır gergin bir bekleyiş başlamıştı. Bu durum bile, İsrail’in stratejisinin kısa vâdede başarılı olduğunu gösteriyordu.

Evi bir kez daha ve çok daha radikal biçimde abluka altına alınan Arafat, zor durumda olduğunda her kez yaptığı gibi, bu kez de durumu iyimser biçimde yorumlamayı tercih etti. Filistin haber ajansı Wafa, Amerikan başkanının demecinin ardından yayımladığı resmi demeçte, Bush’un yöneticilerin yenilenmesi talebinden hiç bahsetmeyip, "Başkan Arafat ve Filistin yönetiminin başkan Bush’un fikirlerini olumlu bulduklarını, bunların barış sürecini ilerletecek önemli katkılar olarak değerlendirdiklerini" bildirdi. Arafat, Bush’un demecinin yarısını duymuş gibi yapmayı tercih etmişti. Ama o yarısında bile, Bush’un çok detaylı biçimde tanımladığı "olması gereken" yeni Filistin yönetiminin Arafat’ın geleneksel yönetim pratiğiyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktu. Arafat, Bush’un önerilerini alkışlarken, ister istemez şaron plânını kabul etmiş oluyordu. Diğer Filistin yöneticileri ise, Bush’un önerilerinin bütünüyle kabul edilmez olduklarını demek zorundaydılar. Aksi takdirde, Arafat’ın yerine göz koymuş kişiler olarak ortaya çıkacaklardı. Arafat, bundan birkaç hafta önce, 2003 başında başkanlık seçimi için çağrı yapmıştı zaten.

Şaron’un önce Batı Şeria’yı yeniden işgal ederek başlattığı "apartheid" politikası, şimdi İsrail’le işgal edilmiş topraklar arasında bir duvar örülüp, bunun da önüne geniş bir yasak bölge şeridi oluşturulmasıyla kararlı bir ileri adım daha atıyordu. Şaron, Arafat’ı Filistin topraklarını terk etmeye zorlayarak, bunun üçüncü ve son elini oynamaya başladı.

Bu üçüncü elin, aynı zamanda birinci İntifada’da olduğu gibi, yeni Filistin liderlerini öne çıkaracağını ve büyük ihtimalle Hamas’ın işgal edilmiş topraklar içinde en önemli güç olacağını da kestiriyor İsrail yönetimi. İşte burada, ABD’nin terörle mücadele politikasının koruyucu şemsiyesi altına sığınarak yürütülmesi planlanan İsrail şahinleri startejisinin en kanlı ve en vahim aşaması karşımıza çıkıyor. Karşısındaki güce şiddet eylemleri dışında başka bir yol bırakmayarak, onu gayrı meşru ve kendi şiddet eylemlerini meşru kılma stratejisi bu. Gelecek döneme daha büyük bir şiddet kısır döngüsü bırakıp, sonuçta herkesi kendi kanlı girdabı içine çekecek olan büyük kavganın altyapısını hazırlayan, gaddar bir "ya hep ya hiç" stratejisi.

ABD’nin artık bütünüyle Şaron’un yanında yer aldığı, Avrupa’nın siyasal olarak devredışı kaldığı veya gözlerini kapamayı tercih ettiği bu gaddar oyuna bir son vermek için Birleşmiş Milletlerin, Kosova’da olduğu gibi, Batı Şeria ve Gazze şeridini doğrudan yönetimi altına alması önerisi resmi çevrelerde telaffuz bile edilmiyor. Şaron çok benzese de belki tam anlamıyla Miloseviç değil, ama İsrail politikası Büyük Sırbistan politikasına giderek daha fazla benzemiyor mu?

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin