|
Dünden Bugüne Çeçenistan’ın Durumu
Konuşmacı:
Medet ÜNLÜ
Dünyanın
Emperyalist egemen güçleri, aralarında anlaşarak
Çeçenistan’daki soykırımı dünya kamu oyundan gizlemeye
ve görmezlikten getirmeye çalışmaktadırlar.
Müslümanların katliama uğramasını gözlerden ırak
tutulmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Öyle
ki, çoluk- çocuk, kadın-erkek, yaşlı- genç ayırımı dahi
yapılmaksızın, Müslümanlar en acımasız şekilde katliama
uğruyor ve Müslüman kadınların ırzları kirletiliyor. Ve
işin korkunç tarafı da bütün bir dünya, bu olup
bitenlere seyirci kalıyor.
Öneminden
dolayı bu sezonun son lokal etkinliğini Çeçenistan
konusuna ayırdık. İstedik ki imkanlarımızın elverdiği
ölçüde Çeçenistan’da olup bitenlere dikkatlerinizi
çekelim. Bunu için de bu konuda Türkiye’de ki en yetkili
ve ilgili kişi olan Sayın Medet Ünlü’yü konuşmacı olarak
seçtik. Sayın Ünlü, konu ile ilgili olarak özetle
aşağıdaki konuşmayı yaptı.
Öncelikle
iktibas dergisine ve sayın yöneticilerine teşekkür
ediyorum. Allah razı olsun.
Uluslararası
gündemi belirleyen, uluslararası toplumun önüne
gündemimiz budur diye bir takım hadiseleri ortaya koyan
egemen güçler, maalesef dünyayı tek patronlu dünya
haline döndürülmüş ve o patron da Amerika’dır. Bu yeni
yapının içerisinde Müslümanların ve Müslümanları
ilgilendiren hiçbir konunun zerre kadar önemi yoktur.
Çeçenistan’ın bugünkü hali nedir? Geçmişinden bu yana
olan süreciyle, bu günde dizayn edilmek istenen dünyada
nasıl bir önemi vardır? gibi konuları işlemeye
çalışacağız.
Ben çeçenim.
Türkiyeli bir çeçenim. Çeçenistan’da bağımsızlık
ilanından önceki zamandan bu yana bizzat ve birebir
ilişkilerle o tarafa hem ilgim oldu, hem elhamdülillah
Allah’ın bize nasip ettiği kadarıyla çalışma fırsatım
oldu. Çeçenistan’da savaş -medyada her ne kadar yer
verilmiyorsa da; uluslar arası toplumun önüne bir gündem
maddesi olarak gelmiyorsa da -hızından hiçbir şey
kaybetmeden devam ediyor. Savaşın tarafları malum: Bir
tarafta toplam nüfusu 1 milyon bile olmayan Çeçenler,
karşılarında da yakın zamana kadar dünyanın süper gücü
olarak bilinen Rusya. Bugünkü ölçekleriyle 17 milyon km2
(21 adet Türkiye büyüklüğünde) bir coğrafya ve 180
milyon civarında bir nüfus. Ama hepsinden öte, yeryüzü
müstekbir güçleri adına herhalde en çok silah imal eden
ve silah pazarında iyi bir pay sahibi olan bir ülke.
"Çeçenistan’da 1. savaş diye ifade edilen 21 Aralık
94’te başlayan ve 6 Ağustos 96’da biten bir savaş
yaşanmış idi. 632 gün. O savaşta Allah merhamet etti.
Müslümanları galip kıldı. Ve Çeçenler yenilmez diye
efsaneleşmiş olan kızıl orduya askeri anlamda dehşet bir
zarara uğratıcı ve onları malul edici bir sonuçla
birinci savaşı bitirdiler. 1. savaş bittikten sonra 99
eylül ayına kadar geçen 3 yıl savaşsız bir dönem
yaşandı. Bu dönemde Çeçenistan, uluslar arası norm ve
ölçeklerde makul ve meşru sayılan bütün kriterleri de
dikkate alarak kendi yönetimini ve düzenlemesini yapmaya
çalıştı. Ne var ki o dönemde de Çeçenistan dünyadan
tecrit edilme politikasıyla karşı karşıya bırakıldı. Ve
tabi ki 632 gün süren o 1. savaşın tüm yıkımlarının bir
anda silinebilmesi ve toplumun rahata erdirilebilmesi
mümkün değildi. Çünkü şu günde yaşandığı gibi o savaşta
da Çeçenistan’ın bütün yer altı ve yerüstü
zenginliklerine el konuldu, tahrip edildi, ekolojik
dengeler bozuldu. İnsanların eğitimsiz bırakılması
sağlandı. İnsanların savaş psikozlarını yaşaması söz
konusu oldu. Sağlığını kaybetti. Herkesin, en azından
evsiz bırakıldığı bir savaştı.
Rusya 1.
savaşta yenilerek çıktığı Çeçenistan’dan, savaşın sonucu
ve savaşın bilançosu gereği çok kayıpları olmuştu. Onu
telafi edebilmek adına hazırlanarak, tekrar girmenin
hesabıyla Çeçenistan'dan çekildiler. 1. Savaşta elde
ettikleri bütün tecrübe ve birikimleri dikkate alarak,
Çeçenistan’da Rus askerinin nasıl başarılı olacağının
hesabını da göz önünde tutarak özel yetiştirilmiş
askerler, özel teçhiz edilmiş birlikler ve özel
planları, özel stratejik yapılarla Çeçenistan’a tekrar
eylül 99 ‘da geldiler. Bu savaşın Ruslar tarafından
başlatılmasının dünya kamuoyuna yansıtılan birkaç
gerekçesi de oldu. Bunlardan birincisi Moskovada ve
diğer büyük Rus kentlerinde birkaç tane binanın havaya
uçurulması hadisesi olmuştur. Ve bunu da Çeçen
teröristler yaptılar gerekçesini Ruslar ortaya koydular
ve terörizme karşı mücadele etme meşruiyetine dayalı
olarak Çeçenistan’a girme planları yaptılar. İkinci
önemli hadise de Şamil Basayev ve Allah şehadetini
kabul ve makbul buyursun, Hattab’ın başkanlığında bir
Dağıstan operasyonu söz konusu olmuştu. Çeçenler ele
avuca sığmaz, çok da şımarmaya başladılar. Çeçenler bu
gidişle denetim dışı güç olabilirler. Bunların bir an
önce denetim altına alınması gerekiyor iddiasıyla da
Çeçenistan’a girme gereği duyduklarını dünyaya ilan
ettiler. Dolayısıyla gerekçe her ne olursa olsun, Ruslar
Çeçenistan’a geleceklerdi ve eylül 99’da Çeçenistan’a
geldiler. Fakat bu gelişlerinde Çeçenistan da birinci
savaşta yaşadıkları mağlubiyeti ve hüsranı yaşamamak
adına çok kesin, kararlı ve hazırlıklı geldiler. Ve iki
ayda bütün bir Çeçenistan’ı insanıyla, dağıyla,
taşıyla,binasıyla yerle bir etmek üzere geldiler ve
uluslar arası konjöktörün de onların yapıp ettiklerine
çok itiraz edebilecek halde olmadığını bilmenin
rahatlığıyla girdiler. Birinci savaşta zaten yetersiz
hale gelmiş olan Çeçenlerin bu ikinci savaşta tekrar
toparlanıp, Ruslara karşı direnme gücünü kendilerinde
bulabilmeleri için hem zamana ihtiyaç vardı, hem o geçen
zaman içerisinde ikinci bir saldırı olursa diye, onun
hazırlığını yapma imkanı maalesef Çeçenlerde yoktu.
Şimdi içerde savaş olabildiğine ve şiddetini asla
kaybetmeden devam ediyor. Öyle sanıldığı gibi çok fazla
mücahit yok maalesef. Çok iyi rakamlarla 5 bin ile 10
bin arasında mücahidin var olduğunu biliyorum. Buna
mukabil şu anda Çeçenistan’da bütün Çeçenlerin sayısı
350 bin veya 400 bin civarındadır. Geri kalan tüm
Çeçenler Gürcistan’da, Hinduşetya’da, Azerbaycan’da,
Türkiye’de çok zor şartlar altında yaşamaktadırlar.
350-400 bin
toplam Çeçen nüfusunun var olduğu, Çeçenistan da şu
anda bulunan Rus asker sayısı 500 binin üzerindedir.
Şimdi bu tür hadiselerde böyle savaş ortamında, 500 bin
işgal gücünün bulunduğu askere karşı, sayıları binlerle
ifade edilecek mücahitler neler yapabilir kısmını onlar
gibi tahlil edebilme şansına sahip değilim ama bu
zorlukların hiçbir tarafını düşünmeden ve hafife
almadan onlara karşı direnme gereğine inanıyor olmaktan
dolayı o mücahitler şu anda ayaktalar.
Çeçenistan’da
bu olup biten savaş sadece Çeçen coğrafyasını mı
ilgilendiriyor. Sadece Çeçenistan lokalinde olan bir
mücadelemidir? Bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz.
Şu anda Çeçenistan’da devam eden savaş bence dünyada
egemen güç diye ifade edilebilecek yapıların kendi
aralarındaki mücadelenin bir versiyonudur, bir
parçasıdır. Ve o mücadelenin Çeçen coğrafyasındaki
yansımasıdır. Çünkü Çeçen coğrafyası dünyanın en
hareketli üç bölgesi (Ortadoğu,Balkanlar ve Kafkaslar)
diye ifade edilen bölgelerden bir tanesidir. Çeçenistan
da Kafkasya bölgesinin belkemiği sayılabilecek orta
noktasıdır. Stratejik olarak böyle bir önemi olmakla
beraber bir de uluslararası bütün büyük güçlerin
iştahını kabartan; özellikle, enerji ve petrol
hadisesinin çok ciddi anlamda havzası diye ifade edilen
Hazar ve Tengiz petrollerinin bulunduğu yola yakındır. O
rezervlerin dünya piyasalarına açılabilmesi adına geçiş
hakları üzerinde bulunur bir yerdedir.
Çeçenistan’da devam eden bu mücadelede Rus askerleriyle
Çeçen askerlerinin savaşı değil; Rus askerlerinin
yaptığı soykırım yaşanıyor. Ve bu zulmün en hafif kısmı
da erkek çocuklarına kısırlaştırıcı iğne yapmaları. Ve
10 ile 25 yaşındaki -silahsız bile olsa- bütün
erkekler potansiyel suçludur. Kamplara götürülen
Çeçenlerin parmakları kırılıyor, yürekleri sökülüyor,
her türlü zulmü sorgusuzca gerçekleştirebiliyorlar.
Hatta işkence altında ölmüşse, naaşlarını bir bedel
karşılığı sahiplerine satıyorlar. Yani bir nevi
fidyecilik yapıyorlar. Çeçenistan da sağlıklı bir yapı
oluşması adına şu anda sınırsız bir Rus zulmü yaşanıyor.
Bu zulmü kamuoyuna gösterecek güç ne yazık ki Çeçenlerde
yok. Ne bu zulmü dinleyen, ne dinlediğinde kabul eden
insan var. Ne de bunu uluslar arası platforma taşıyan
bir güç var. Çeçenler şu anda yapayalnız bırakıldılar ve
ümmetin yetimleridir.
Halbuki
Çeçenistan’da bu mücadeleyi biraz daha rahat
götürebilmenin adı da bellidir. Aslında çok büyük
miktarlarda değil, lojistik anlamda bir destek
sağlanabilirse, öyle çok büyük, abartılı olması da
gerekmez. Dünya ölçeklerine, uluslar arası ölçeklere
vurulduğu zaman çok az miktarlarda; sizi hayrete
düşürecek miktarlarda bir lojistik destekle Çeçenler
Ruslar karşısında çok kısa zamanda büyük zaferler
kazanıp, Rusları Çeçenistan’dan defetmeyi
sağlayabilirler. Ama o imkansızlıklar yaşadıkları diğer
zorlukların üzerine eklenince maalesef mücahitler şu
anda çok fazla “başarıdır” denilebilecek türden
hadiselere imza atamıyorlar. Ama bu atılmayacak, bundan
sonra da atılmayacak anlamına asla gelmemelidir. Çünkü
onlar imanlarıyla umutlarını, sabırlarıyla birlikte
harmanlayıp savaş uzasa bile dayanma güçlerini
kendilerine bulmak adına programlarını yapmışlar,
stratejilerini belirlemişler.
Şu anda
Çeçenistan’da devam eden savaş kimin lehine, kimin
aleyhinedir? Bir kere Çeçenlerin aleyhinedir.
Tartışmasız. Ben zannediyorum ki Rusların çok büyük
lehinedir. Çünkü bu savaş gerekçesiyle Ruslar
Çeçenistan’da 1. savaş sonrasında kaybettikleri itibarı
tekrar almak adına oraya gelmişlerdi. Süper devlet
kabulü vardı; 1. savaş sonrasında o gitti. Tekrar ihya
edelim düşüncesiyle oraya gelmişlerdi ve uluslar arası
diğer egemen güçlere, biz orayı nasıl yerle bir
ediyoruz size göstereceğiz. Güç ispatı yapmak adına
oraya gelmişlerdi. Fakat elhamdülillah mücahitler de çok
diri, dirayetli, koç gibi duruyorlar; onlar işlerini de
çok iyi biliyorlar. Ruslar, iki ayda hedefledikleri
sonuca eriştirmeleri bir kenara, şimdi 2 yıl 9 ayını
yaşadığımız bir savaşta, şu anda bile şurası Rusların
elindedir diyebilecekleri bir yer yok. Sadece var olan o
askeri güçleriyle şu anda nerede bulunuyorlarsa,
yalnızca bulundukları yer onlarındır. Ama orayı terk
ettiklerinde orası artık onların değildir gibi bir hal
yaşanıyor.
Ruslar hangi
gerekçeyle olursa olsun Çeçenistan’a girdiler ve bu
savaşı başlattılar. Devam eden bu savaşın iki
kaybeden tarafı var: Biri Çeçenler, diğeri de Ruslar
gibi geliyor bana. Ve Ruslar arzu ettikleri hedefe bu
gidişle ulaşamayacaklar. Çeçenistan’ı tekrar işgal
etmek adına, Rusya, kendi elinde, kendinin sayılan bütün
bir coğrafyayı kaybetti ve bitti. Orta Asya ellerinden
çıktı gitti.
Şu anda olup
bitenlere göre hareket ettiğimizde Çeçenler,
Çeçenistan’da bu mücadelelerinden asla vazgeçmeyecekler.
Vazgeçme şansları yok. Onu biraz duygusal boyutta şu
cümleyle takviye edeyim: yüzyıllardan beri cihat
geleneğinin sahibi olan insanlar, öteden beri gelen o
temiz, pak mirası gelecek nesillere taşıma sorumluluğu
adına bu davadan asla vazgeçemezler. Bütün bir toplumun
yok olması riski göz önünde olsa dahi. Ve Çeçenistan’da
Rus olduğu sürece kendilerine rahat olmayacağı düşüncesi
de ortaya çıkacaktır ki bu mücadeleyi yine ikinci bir
gerekçeyle de bırakamazlar. Üçüncüsü bu mücadelede
Allah muhafaza mağlubiyet olsa bile, Ruslar, biz
orayı ezdik, biz orda galip geldik deme rahatlığına erse
bile, asla rahat edemezler. Çünkü orada mücadele kin
tohumlarıyla birlikte Çeçen toplumunun, var olan ve
yetişecek insanlarının yüreklerine hançer gibi
saplanmıştır. Yetişen bütün çocuklar, ya annesinin
intikamını almak ya da babasının, akrabasının intikamını
almak için Ruslara kin duymanın dışında, onlara yakın
oldukları hiçbir şey yoktur. Kin duyan bir toplum öyle
çok kolay denetlenemez.
Savaşla bu
işin halledilmeyeceği kanaati hem Çeçenlerde hem
Ruslarda var. Her iki tarafta bu ortak görüşe sahipler.
Ama bu mücadeleyi de bir uçtan götürüyorlar. Savaşın
aslında bir an önce bitirilmesi ve bitmesini Çeçen
yetkililer de dile getiriyorlar. Ateşli silahlardan öte,
diplomasi ve politika da önemlidir. Onun da
farkındalar. Barışçı olan taraf biziz çağrısını her
fırsatta Çeçen yönetimi dünyaya duyurmaya çabalıyor. Ama
kudretimiz yok ki. İnsan sayımız ve asker gücümüz az.
Ve uluslar arası platformda da devlet olarak
görünmediğimiz için dokunulmazlığımız yok. Ama Ruslarda
hepsi var. Rusya büyük devlet. Asker ve silah sınırı
yok. Ankara’da büyük elçiliği ve dokunulmazlığı var.
Rusya ne duyurmak isterse herkes onu dikkate alıyor;
Çeçenler avazı çıktığı kadar bağırsa gene kimse
duymuyor.
Herkesin
bir teröristi var: İsrail’in ki Filistinliler.
Hinduların Keşmir, Rusların da Çeçenler gibi... Herkes
kendi payına düşen kısmıyla iş bölümü de yapmışlar.
Kimse kimsenin kuyruğuna basmıyor. Bu terörist diye
tanımlananların hepsi Müslüman ve nüfus azlığı ile
mazlum bırakılmış insanlar. Ve terörizme karşı savaş
verenleri de saymaya gerek yok; dünyanın en güçlü
ülkeleri. Mazlum olan, bizden diye tanımlanması gereken
Müslümanlara sahip çıkması gereken ümmet nerede? Gene, o
ümmet kim diye soru mu sormamız gerekiyor? Yani bu
ilgisizliği , vurdumduymazlığı insanların ağıtıyla
değil, Allah’ın senin üzerine indirdiği ilahi emrin
gereği ve mesuliyet duygusuyla bir şeyler yapabilmek
durumunda olmak zorunda değil miyiz?
Geçenlerde
bir bakanımız geldi buraya ve Türkiye’deki durumu
biliyor. Ve burada olmaktan dolayı memnun edici bir hal
olmadığını dile getirdikten sonra dünyanın başka
coğrafyalarından lojistik destek anlamında bir şeyler
oluyor mu diye sordum. Körfez ülkelerinden bir tanesini
anlattı. Durumu şöyle izah etti: Şu anda el-kaide
korkusundan dolayı hiçbir insan, bir tek gram yardım
etmeye dönük adım atmıyor. Hatta geçmiş dönemde yardım
etmişliği olan da deşifre edilirim korkusuyla bulunduğu
coğrafyayı terk ediyor.
Şu anda
fiilen ve fiziken devam eden bir mücadele var
Çeçenistan’da ve o mücadeleyi ümmet adına, Müslümanlar
adına, Allah adına Çeçen toplumu adına sürükleyen o
insanların, çok ciddi anlamda yardıma ihtiyaçları var.
Yardıma ihtiyaçları var cümlesini de sadaka dilenmek
anlamında asla demiyorum. Onların lojistik desteğe
ihtiyaçları var. Bu desteği de nasıl tanımlarsanız
tanımlayın önemli değildir. Eğer o insanlara Müslüman
olma mükellefiyetliği gereği gücümüzün yettiğini biz
yapmaz isek; şahıslardan, gruplardan, cemaatlerden
felan, 3-5 kuruşla felan asla değil. Onun ötesinde çok
daha farklı şeyler yaparak, onları güçlü kılmanın nasıl
olacaksa bir formüle edilmesi ihtiyacı var. Bu anlamda
yeteneği , uzmanlığı ve gücü olan insanların yardım
çağrıları biraz bu yönleri de dikkate alarak ortaya
koyma ihtiyacı var.
Hadiseleri
belirleyen gerçekten güçtür. Mücahit Çeçen cephesi de
güçlü olmazsa hiç kimse onları dikkate almaz, hesaba
dahil etmezler. Ve kafirlerden asla himmet olmayacağını
hepimiz biliyoruz. Onlar, imkan buldukları anda Çeçen
toplumunu yaşlı, kadın, çocuk ayırt etmeksizin her
tarafı silip süpürürler. Buna fırsat vermemek adına,
verdikleri mücadelede Allah onları başarılı kılar
inşallah. Allah bizi de misyon sahibi kullarından
eylesin diye dua etme ihtiyacımız var.
© 2002 İktibas |