Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 283 Temmuz 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  
Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Dünden Bugüne Çeçenistan’ın Durumu

 

Konuşmacı: Medet ÜNLÜ

 

 

Dünyanın  Emperyalist egemen güçleri, aralarında anlaşarak  Çeçenistan’daki soykırımı dünya kamu oyundan gizlemeye ve görmezlikten getirmeye çalışmaktadırlar.  Müslümanların katliama uğramasını gözlerden ırak tutulmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Öyle ki, çoluk- çocuk, kadın-erkek, yaşlı- genç ayırımı dahi yapılmaksızın, Müslümanlar en acımasız şekilde katliama uğruyor ve Müslüman kadınların ırzları kirletiliyor. Ve işin korkunç tarafı da bütün bir dünya,  bu olup bitenlere seyirci kalıyor.

 Öneminden dolayı bu sezonun son lokal etkinliğini    Çeçenistan konusuna ayırdık. İstedik ki imkanlarımızın elverdiği ölçüde Çeçenistan’da olup bitenlere dikkatlerinizi çekelim. Bunu için de bu konuda Türkiye’de ki en yetkili ve ilgili kişi olan Sayın Medet Ünlü’yü konuşmacı olarak seçtik. Sayın Ünlü, konu ile ilgili olarak özetle aşağıdaki konuşmayı yaptı.

Öncelikle iktibas dergisine ve sayın yöneticilerine teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.  

Uluslararası gündemi belirleyen, uluslararası toplumun önüne gündemimiz budur diye  bir takım hadiseleri ortaya koyan egemen güçler, maalesef dünyayı tek patronlu dünya haline döndürülmüş ve o patron da Amerika’dır.   Bu yeni yapının içerisinde Müslümanların ve Müslümanları ilgilendiren hiçbir konunun zerre kadar önemi yoktur.

            Çeçenistan’ın bugünkü hali nedir? Geçmişinden bu yana olan süreciyle, bu günde dizayn edilmek istenen dünyada nasıl bir önemi vardır? gibi konuları işlemeye çalışacağız. 

Ben çeçenim. Türkiyeli bir çeçenim.   Çeçenistan’da bağımsızlık ilanından önceki zamandan bu yana bizzat ve   birebir ilişkilerle o tarafa hem ilgim oldu, hem elhamdülillah Allah’ın bize nasip ettiği kadarıyla çalışma fırsatım oldu.   Çeçenistan’da  savaş -medyada   her ne kadar yer verilmiyorsa da; uluslar arası toplumun önüne bir gündem maddesi olarak  gelmiyorsa da -hızından hiçbir şey kaybetmeden devam ediyor. Savaşın tarafları malum: Bir tarafta toplam nüfusu 1 milyon bile olmayan Çeçenler, karşılarında da yakın zamana kadar dünyanın süper gücü olarak bilinen Rusya. Bugünkü ölçekleriyle 17 milyon km2 (21 adet Türkiye büyüklüğünde)   bir coğrafya ve 180 milyon civarında bir nüfus. Ama hepsinden öte, yeryüzü müstekbir güçleri adına herhalde en çok silah imal eden ve silah pazarında iyi bir pay sahibi olan bir ülke.

"Çeçenistan’da 1. savaş diye   ifade edilen  21 Aralık 94’te başlayan ve 6 Ağustos 96’da biten bir savaş yaşanmış idi. 632 gün. O savaşta Allah merhamet etti.  Müslümanları galip kıldı. Ve Çeçenler yenilmez diye efsaneleşmiş olan kızıl orduya askeri anlamda dehşet bir zarara uğratıcı ve onları malul edici bir sonuçla birinci savaşı bitirdiler. 1. savaş bittikten sonra 99 eylül ayına kadar geçen 3 yıl savaşsız bir dönem yaşandı.  Bu dönemde Çeçenistan,  uluslar arası norm ve ölçeklerde makul ve meşru sayılan bütün kriterleri de dikkate alarak kendi yönetimini ve düzenlemesini yapmaya çalıştı. Ne var ki o dönemde de Çeçenistan dünyadan tecrit edilme politikasıyla karşı karşıya bırakıldı. Ve tabi ki 632 gün süren o 1. savaşın tüm yıkımlarının bir anda silinebilmesi ve toplumun rahata erdirilebilmesi mümkün değildi. Çünkü şu günde yaşandığı gibi o savaşta da Çeçenistan’ın bütün yer altı ve yerüstü zenginliklerine el konuldu, tahrip edildi, ekolojik dengeler bozuldu. İnsanların eğitimsiz bırakılması sağlandı. İnsanların savaş psikozlarını yaşaması söz konusu oldu. Sağlığını kaybetti. Herkesin, en azından evsiz bırakıldığı bir savaştı.   

Rusya 1. savaşta yenilerek çıktığı Çeçenistan’dan, savaşın sonucu ve savaşın bilançosu gereği  çok kayıpları olmuştu. Onu  telafi edebilmek adına hazırlanarak, tekrar girmenin hesabıyla Çeçenistan'dan çekildiler. 1. Savaşta elde ettikleri bütün tecrübe ve birikimleri dikkate alarak, Çeçenistan’da Rus askerinin nasıl başarılı olacağının hesabını da göz önünde tutarak özel yetiştirilmiş askerler, özel teçhiz  edilmiş birlikler ve özel planları, özel stratejik yapılarla Çeçenistan’a tekrar eylül 99 ‘da geldiler. Bu savaşın Ruslar tarafından başlatılmasının dünya kamuoyuna yansıtılan birkaç gerekçesi de oldu. Bunlardan birincisi Moskovada ve diğer büyük Rus kentlerinde birkaç tane binanın havaya uçurulması hadisesi olmuştur. Ve bunu da Çeçen teröristler yaptılar gerekçesini Ruslar ortaya koydular ve terörizme karşı mücadele etme meşruiyetine dayalı olarak Çeçenistan’a girme planları yaptılar. İkinci  önemli  hadise de Şamil Basayev ve Allah şehadetini kabul ve makbul buyursun, Hattab’ın başkanlığında bir Dağıstan  operasyonu söz konusu olmuştu. Çeçenler ele avuca sığmaz, çok da şımarmaya başladılar. Çeçenler bu gidişle denetim dışı güç olabilirler. Bunların bir an önce denetim altına alınması gerekiyor iddiasıyla da Çeçenistan’a girme gereği duyduklarını dünyaya  ilan ettiler. Dolayısıyla gerekçe her ne olursa olsun, Ruslar Çeçenistan’a geleceklerdi ve eylül 99’da Çeçenistan’a geldiler. Fakat bu gelişlerinde Çeçenistan da birinci savaşta yaşadıkları mağlubiyeti ve hüsranı yaşamamak adına çok kesin, kararlı ve hazırlıklı geldiler. Ve iki ayda bütün bir Çeçenistan’ı insanıyla, dağıyla, taşıyla,binasıyla yerle bir etmek üzere geldiler ve uluslar arası konjöktörün de onların yapıp ettiklerine çok itiraz edebilecek halde olmadığını bilmenin rahatlığıyla girdiler. Birinci savaşta zaten yetersiz hale gelmiş olan Çeçenlerin bu ikinci savaşta tekrar toparlanıp, Ruslara karşı direnme gücünü kendilerinde bulabilmeleri için hem zamana ihtiyaç vardı, hem o geçen zaman içerisinde ikinci bir saldırı olursa diye, onun hazırlığını yapma imkanı maalesef Çeçenlerde yoktu. Şimdi içerde savaş olabildiğine ve şiddetini asla kaybetmeden devam ediyor. Öyle sanıldığı gibi çok  fazla mücahit yok maalesef.  Çok iyi rakamlarla 5 bin ile 10 bin arasında mücahidin var olduğunu biliyorum. Buna mukabil şu anda Çeçenistan’da bütün Çeçenlerin sayısı 350 bin veya 400 bin civarındadır. Geri kalan tüm Çeçenler Gürcistan’da, Hinduşetya’da, Azerbaycan’da, Türkiye’de çok zor şartlar altında yaşamaktadırlar.

350-400 bin  toplam Çeçen nüfusunun var olduğu,  Çeçenistan da şu anda bulunan Rus asker sayısı 500 binin üzerindedir. Şimdi bu tür hadiselerde böyle savaş ortamında, 500 bin işgal gücünün bulunduğu askere karşı, sayıları binlerle ifade edilecek mücahitler neler yapabilir kısmını onlar gibi tahlil edebilme şansına sahip değilim ama bu zorlukların hiçbir tarafını  düşünmeden ve hafife almadan onlara karşı direnme gereğine inanıyor olmaktan dolayı o mücahitler şu anda ayaktalar.

Çeçenistan’da bu olup biten savaş sadece Çeçen coğrafyasını mı ilgilendiriyor. Sadece Çeçenistan lokalinde olan bir mücadelemidir? Bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Şu anda Çeçenistan’da devam eden savaş bence dünyada egemen güç diye ifade edilebilecek  yapıların kendi aralarındaki mücadelenin bir versiyonudur, bir parçasıdır. Ve o mücadelenin Çeçen coğrafyasındaki yansımasıdır. Çünkü Çeçen coğrafyası dünyanın en hareketli üç bölgesi (Ortadoğu,Balkanlar ve Kafkaslar) diye ifade edilen bölgelerden bir tanesidir. Çeçenistan da Kafkasya bölgesinin belkemiği sayılabilecek orta noktasıdır. Stratejik olarak böyle bir önemi olmakla beraber bir de uluslararası bütün büyük güçlerin iştahını kabartan; özellikle, enerji ve petrol hadisesinin  çok ciddi anlamda havzası diye ifade edilen Hazar ve Tengiz petrollerinin bulunduğu yola yakındır. O rezervlerin dünya piyasalarına  açılabilmesi adına geçiş hakları üzerinde bulunur bir yerdedir.  

 Çeçenistan’da devam eden bu mücadelede Rus askerleriyle Çeçen askerlerinin savaşı  değil; Rus askerlerinin yaptığı soykırım yaşanıyor. Ve bu zulmün en hafif kısmı da erkek çocuklarına kısırlaştırıcı iğne yapmaları. Ve  10 ile 25 yaşındaki -silahsız bile olsa-  bütün erkekler potansiyel suçludur. Kamplara götürülen Çeçenlerin parmakları kırılıyor, yürekleri sökülüyor, her türlü zulmü sorgusuzca gerçekleştirebiliyorlar. Hatta işkence altında ölmüşse, naaşlarını bir bedel karşılığı sahiplerine satıyorlar. Yani bir nevi fidyecilik yapıyorlar. Çeçenistan da sağlıklı bir yapı oluşması adına şu anda sınırsız bir Rus zulmü yaşanıyor. Bu zulmü kamuoyuna gösterecek güç ne yazık ki Çeçenlerde yok. Ne bu zulmü dinleyen, ne dinlediğinde kabul eden insan var. Ne de bunu uluslar arası platforma taşıyan bir güç var. Çeçenler şu anda yapayalnız bırakıldılar ve ümmetin yetimleridir.

Halbuki Çeçenistan’da bu mücadeleyi biraz daha rahat götürebilmenin adı da bellidir. Aslında çok büyük miktarlarda değil, lojistik anlamda bir destek sağlanabilirse, öyle çok büyük, abartılı  olması da gerekmez. Dünya ölçeklerine, uluslar arası ölçeklere vurulduğu zaman çok az miktarlarda; sizi hayrete düşürecek miktarlarda bir lojistik destekle Çeçenler Ruslar karşısında çok kısa zamanda büyük zaferler kazanıp, Rusları Çeçenistan’dan defetmeyi sağlayabilirler. Ama o imkansızlıklar yaşadıkları diğer zorlukların üzerine eklenince maalesef mücahitler şu anda çok fazla “başarıdır” denilebilecek türden hadiselere imza atamıyorlar. Ama bu atılmayacak, bundan sonra da atılmayacak anlamına asla gelmemelidir. Çünkü onlar imanlarıyla umutlarını, sabırlarıyla birlikte harmanlayıp savaş uzasa bile dayanma güçlerini kendilerine bulmak adına programlarını yapmışlar, stratejilerini belirlemişler.

Şu anda Çeçenistan’da devam eden savaş kimin lehine, kimin aleyhinedir? Bir kere Çeçenlerin aleyhinedir. Tartışmasız. Ben zannediyorum ki Rusların çok büyük lehinedir. Çünkü bu savaş gerekçesiyle Ruslar Çeçenistan’da 1. savaş sonrasında  kaybettikleri itibarı tekrar almak adına oraya gelmişlerdi. Süper devlet  kabulü vardı;  1. savaş sonrasında  o gitti. Tekrar ihya edelim düşüncesiyle oraya gelmişlerdi ve uluslar arası diğer egemen güçlere,  biz orayı nasıl yerle bir ediyoruz size göstereceğiz. Güç ispatı yapmak adına  oraya gelmişlerdi. Fakat elhamdülillah mücahitler de çok diri,  dirayetli, koç gibi duruyorlar; onlar işlerini de çok iyi biliyorlar. Ruslar,  iki ayda hedefledikleri sonuca eriştirmeleri bir kenara, şimdi 2 yıl 9 ayını yaşadığımız bir savaşta, şu anda bile şurası Rusların elindedir diyebilecekleri bir yer yok. Sadece var olan o askeri güçleriyle şu anda nerede bulunuyorlarsa, yalnızca bulundukları yer onlarındır. Ama orayı terk ettiklerinde orası artık onların değildir gibi bir hal yaşanıyor. 

Ruslar hangi gerekçeyle olursa olsun  Çeçenistan’a girdiler ve bu savaşı başlattılar.   Devam eden bu savaşın iki  kaybeden tarafı var: Biri Çeçenler, diğeri de Ruslar gibi geliyor bana. Ve Ruslar  arzu ettikleri hedefe  bu gidişle ulaşamayacaklar.  Çeçenistan’ı tekrar işgal etmek adına, Rusya, kendi elinde, kendinin sayılan bütün bir coğrafyayı kaybetti ve bitti. Orta Asya ellerinden çıktı gitti.

Şu anda olup bitenlere göre hareket ettiğimizde Çeçenler, Çeçenistan’da bu mücadelelerinden asla vazgeçmeyecekler. Vazgeçme şansları yok. Onu biraz duygusal boyutta şu cümleyle takviye edeyim: yüzyıllardan beri cihat geleneğinin sahibi olan insanlar, öteden beri gelen o temiz, pak mirası gelecek nesillere taşıma sorumluluğu adına bu davadan asla vazgeçemezler. Bütün bir toplumun yok olması riski göz önünde olsa dahi. Ve Çeçenistan’da Rus olduğu sürece kendilerine rahat olmayacağı düşüncesi de ortaya çıkacaktır ki bu mücadeleyi yine ikinci bir gerekçeyle de bırakamazlar. Üçüncüsü  bu  mücadelede Allah muhafaza mağlubiyet  olsa bile, Ruslar,  biz  orayı ezdik, biz orda galip geldik deme rahatlığına erse bile, asla rahat edemezler.  Çünkü orada mücadele kin tohumlarıyla birlikte Çeçen toplumunun, var olan ve yetişecek insanlarının yüreklerine hançer gibi saplanmıştır. Yetişen bütün çocuklar, ya annesinin intikamını almak ya da babasının, akrabasının intikamını almak için  Ruslara kin duymanın dışında, onlara yakın oldukları hiçbir şey yoktur. Kin duyan bir toplum öyle çok kolay denetlenemez.

Savaşla bu işin halledilmeyeceği kanaati hem Çeçenlerde hem Ruslarda var. Her iki tarafta bu ortak görüşe sahipler. Ama bu mücadeleyi de bir uçtan götürüyorlar. Savaşın aslında bir an önce bitirilmesi ve bitmesini Çeçen yetkililer de dile getiriyorlar. Ateşli silahlardan öte, diplomasi ve politika da önemlidir.  Onun da farkındalar.  Barışçı olan taraf biziz çağrısını her fırsatta Çeçen yönetimi dünyaya duyurmaya çabalıyor. Ama kudretimiz yok ki. İnsan sayımız  ve asker gücümüz az. Ve uluslar arası platformda da devlet olarak görünmediğimiz için dokunulmazlığımız yok. Ama Ruslarda hepsi var. Rusya büyük devlet. Asker ve silah sınırı yok. Ankara’da büyük elçiliği ve dokunulmazlığı var. Rusya ne duyurmak isterse herkes onu dikkate alıyor; Çeçenler avazı çıktığı kadar bağırsa gene kimse duymuyor.

   Herkesin  bir teröristi var:  İsrail’in ki Filistinliler. Hinduların Keşmir, Rusların da Çeçenler gibi...   Herkes kendi payına düşen kısmıyla iş bölümü de yapmışlar. Kimse kimsenin kuyruğuna basmıyor. Bu terörist diye tanımlananların hepsi Müslüman ve nüfus azlığı ile mazlum bırakılmış insanlar. Ve terörizme karşı savaş verenleri de saymaya gerek yok; dünyanın en güçlü ülkeleri. Mazlum olan, bizden diye tanımlanması gereken  Müslümanlara sahip çıkması gereken ümmet nerede? Gene, o ümmet kim diye soru mu sormamız gerekiyor? Yani bu ilgisizliği , vurdumduymazlığı insanların ağıtıyla değil, Allah’ın senin üzerine indirdiği ilahi emrin gereği ve mesuliyet duygusuyla bir şeyler yapabilmek durumunda olmak zorunda değil miyiz?

Geçenlerde bir bakanımız geldi buraya ve Türkiye’deki durumu biliyor. Ve burada olmaktan dolayı memnun edici bir hal olmadığını dile getirdikten sonra  dünyanın başka coğrafyalarından lojistik destek anlamında bir şeyler oluyor mu diye sordum. Körfez ülkelerinden bir tanesini anlattı. Durumu şöyle izah etti: Şu anda el-kaide korkusundan dolayı hiçbir   insan, bir tek gram yardım etmeye dönük adım atmıyor. Hatta geçmiş dönemde yardım etmişliği olan da  deşifre edilirim korkusuyla bulunduğu coğrafyayı terk ediyor.

Şu anda fiilen ve fiziken devam eden bir mücadele var Çeçenistan’da ve o mücadeleyi ümmet adına, Müslümanlar adına, Allah adına Çeçen toplumu adına sürükleyen o insanların, çok ciddi anlamda yardıma ihtiyaçları var. Yardıma ihtiyaçları var cümlesini de sadaka  dilenmek anlamında asla demiyorum. Onların lojistik desteğe ihtiyaçları var. Bu desteği de nasıl tanımlarsanız tanımlayın önemli değildir. Eğer o insanlara Müslüman olma mükellefiyetliği gereği gücümüzün yettiğini biz yapmaz isek; şahıslardan, gruplardan, cemaatlerden felan,  3-5  kuruşla felan asla değil. Onun ötesinde çok daha farklı şeyler yaparak, onları güçlü kılmanın nasıl olacaksa bir formüle edilmesi ihtiyacı var. Bu anlamda yeteneği , uzmanlığı ve gücü olan insanların yardım çağrıları biraz bu yönleri de dikkate alarak ortaya koyma ihtiyacı var.

Hadiseleri belirleyen gerçekten güçtür. Mücahit Çeçen cephesi de güçlü olmazsa hiç kimse onları dikkate almaz, hesaba dahil etmezler. Ve kafirlerden asla himmet olmayacağını hepimiz biliyoruz. Onlar, imkan buldukları anda   Çeçen toplumunu yaşlı, kadın, çocuk ayırt etmeksizin her tarafı silip süpürürler. Buna fırsat vermemek adına, verdikleri mücadelede  Allah onları başarılı kılar inşallah. Allah bizi de misyon sahibi kullarından eylesin diye dua etme ihtiyacımız var.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin