|
Mümtehine
İnanır / Nevşehir
Soru- 1: Sizin savunduğunuz görüşler fitneci insanlar
arasında dolaşmaktadır. Bundan rahatsız olmuyor musunuz?
Onlara cevap verme gereği duymuyor musunuz?
Cevap: Sayın
İnanır, sorularınızı motamot değil de birazcık ihtisar
ederek yazdık. Bizim savunduğumuz görüşler, bizim
doğrularımız, bizim inandığımız değerler ‘fitneci’
olarak adlandırdığınız kimseler (her kimse onlar?)
tarafından da şu veya bu şekilde sahiplenilmekte
olabilir. Bunun önüne hiç kimse geçemez. Bunlara siz
sahip olamazsınız deme hakkımız da yoktur zaten. Bize
düşen, kendi değerlerimizi, inanç ve fikirlerimizi kendi
şahsımızda en iyi şekilde temsil etmektir. Bir başka
anlatımla, söylem olarak var olan bu değerlerimize
fiiliyatta layık olabilmektir. Bunun ötesinde, inanç ve
fikirlerimizi kamuoyuna, bilgilenmemiş insanlara yanlış
aksettirenler varsa, hakkı batıl, batılı hak gösterenler
varsa onları tenkid etmeyi bir hak ve vazife biliriz.
Kamuoyuna açıklanan bir düşünceyi tenkid etmek
insani/medeni bir haktır. Biz de bunu yapmaya
çalışıyoruz.
İktibas’ın
savunduğu doğruların son yıllarda, pek çok grup ve kişi
tarafından sahiplenildiğini biz de biliyoruz. Elbette
bunlar bizi sadece sevindirir. Örneğin, daha düne kadar
‘Kur’an meali okumayı’ neredeyse dinden çıkmak gibi
algılayan birçok cemaat ve tarikatın yayın organlarında
Kur’an meali okumanın tavsiye edildiğini görmekteyiz.
Bunlar gerçekten bizi sevindirir. Umarız ve isteriz ki
kendilerini İslamla tanımlayan gruplar ve fertler
Kur’an’ı doğru biçimde anlamalarını engelleyen bütün
önyargılarını terk etsinler.
Yalnız
burada, çok önemsediğimiz şu hususa bilhassa dikkatinizi
çekmek isteriz. Görüntü bizi aldatmamalıdır. Çok zaman
birbirinin aynısı sandığımız şeylere birazcık dikkat
ettiğimizde aslında "var aslında birbirinden epeyce
farkı" olduğunu görürüz. Siz de sorunuzda ‘fitneci’lere
atıfta bulunuyorsunuz. Eğer bir adam gerçekten fitneci
ise, bizimle aynı doğruları savunması mümkün değildir.
Olsa olsa o kişi doğruları kendi fitnesi için bir
paravan olarak kullanmaktadır. Savunulan bir fikrin
nerede, ne amaçla kullanıldığına, öncesi ve sonrasına da
bakmak gerekir. Bir örnek vermek gerekirse, biz "dinde
zorlama yoktur" inancını taşıyoruz ve bunu bir fikir
halinde işliyoruz. Buraya bina ettiğimiz Kur’an merkezli
düşüncelerimiz vardır. Aynı şekilde sosyal demokrat
birisi de "dinde zorlama yoktur" düşüncesini taşıyor ve
hatta dinin en çok beğendiği tarafı da budur belki...
Şimdi bu iki kesimin aynı düşünceye sahip olduğunu iddia
edebilir misiniz? Sosyal demokratın temel hareket
noktası bellidir: Müslümanlar tarafından dini yaşantıya
zorlanacağına dair bir korkusu vardır. Ayrıca,
müslümanların tebliğ faaliyetlerini de bu söylemle
engellemek istemektedir. Müslümanınki ise tamamen Kur’an
merkezlidir ve tebliğde şiddete dayanmamayı
içermektedir.
Soru-2: Sizler meal okuyun fikrini Yaşar Nuri Öztürk’den
önce savunuyordunuz. Nedense bu dönemde meal okumak
onların gündemini oluşturuyor. Bu, dini bir istismar
mıdır?
Cevap: Evet
doğrudur, biz İktibas dergisi olarak 1981 yılından beri,
tam 22 yıldır Kur’an’ı okuyun diyoruz. Kur’an’ı okumak,
Kur’an’ın dilini (Arapça’yı) bilenler için Arapça,
bilmeyenler için de bildikleri dildeki çevirilerinden
okumak anlamına gelmektedir. Bahsettiğiniz kişi ve
başkaları da Kur’an meali okuyun dediler. Fakat bu
konuyu da öncelikle birinci sorunuza verdiğimiz cevap
bağlamında değerlendirmek gerekmektedir.
Biz Kur’an
okuyun dedik ve diyoruz. Okuyacağımız esas kaynak budur.
Ama biz hiçbir zaman Protestanik bir tarz ve amaçla
Kur’an meali okuyun demedik. Bundan 22 sene önce ne
diyorduysak, şimdi de aynısını söylüyoruz. Ömrümüz
olduğu sürece 22 sene sonra da, daha sonrasında da
aynısını söyleyeceğiz. Biz hiçbir zaman konjonktürel
davranmadık ve konuşmadık. Sosyeteye ya da bazı güç
odaklarına kendimizi beğendirme gereği hiç duymadık.
Kur’an’daki başörtüsü gibi ayetleri zamanın şartlarına
göre yorumlamadık Siyasi mercilere din danışmanlığı
yapmadık. Laiklik, demokrasi gibi kavramları İslamî
kavramlarla bağdaştırma çabasına girmedik, girmeyeceğiz.
İşte bizim ‘Kur’an okumamız’ böyledir.
Örneklendirmeye çalıştığımız konularda tabi ki istismar,
hem de en vahim biçimiyle söz konusudur. Şüphesiz
herkes kendi hesabını Allah’a kendisi verecektir. Biz
ise belirttiğimiz gibi, kimseye sövmeden, Allah’ın
öğrettiği edep sınırları dışına çıkmaksızın tenkid
görevimizi yapmaya devam edeceğiz.
Soru- 3: Kendilerine ‘müslümanım’ diyenler tarafından da
kadınların aşağılanıp horlanmasını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Kadınların onuru nasıl
kurtarılabilir? Bu konuda uydurma hadislerin rolü var
mı?
Cevap:
Kadınların aşağılanıp horlanması elbette gayrı
ahlakidir, gayrı insanidir ve gayri İslamîdir. Hele de
bunu ‘müslümanım’ diyenler yapıyorsa bu daha da kötüdür.
Çünkü müslümanın günlük hayatı Allah’ı razı edecek
ölçülerde olmalıdır. Bununla beraber, genel ve soyut bir
konudan bahsediyorsunuz. Kadınların aşağılanması derken
mutlaka bildiğiniz, tanık olduğunuz olaylar vardır.
Onları biz bilmediğimiz için genel olarak söylüyoruz,
sizin bildiğiniz örneklerle bizim tahmin ettiklerimiz
örtüşüyor mu, bilemiyoruz. Ancak şu var ki,
aşağılandığını söyleyen kadınlar da zaman zaman
subjektif ve hissi davranmış olabilirler. Sloganik bir
şekilde ayağı yere basmayan yorumlarla ne erkekleri, ne
de kadınları baştan mahkum etmek istemeyiz. Unutmamak
gerekir ki, Peygamberin eşleri bile onu bunaltmışlar ve
Kur’an’ın 33/Ahzap, 28-29. ayetlerinin inmesine vesile
olmuşlardı. Pek çok ailede gerek eşler arasında, gerekse
ebeveynle çocuklar arasında geçimsizlikler yaşandığı
herkesin malumudur. Fakat suç her zaman tek taraflı
olmamaktadır. Önemli olan müslüman kadın ve erkeklerin
birbirlerini kardeş / veli bilmeleri ve birbirlerine
merhametle, saygıyla yaklaşmalarıdır.
İlk bakışta
erkeklere biraz daha fazla iş düşüyor gibiyse de, bu
konuda kadınların da atması gereken çok önemli adımlar
var. Bununla birlikte kadınları aşağılayıcı, şiddet
kullanıcı tavırları hiçbir şekilde onaylamıyor ve
müslüman erkeklere Allah’ın emaneti olan hanımları
konusunda ‘Allah’dan korkmalarını’ tavsiye ediyoruz
Kadınların
onuru bizce erkeklerin onuru ile birlikte
kurtarılabilir. Daha doğrusu onurlarını kurtaracak olan
kadın ve erkeğin kendisidir. Bu uğurda Allah’dan yardım
istemeyi asla unutmamalıyız...
Kadınların
aşağılanmasında elbette uydurma hadislerin rolü vardır.
İslami kültürde kadın etrafında hadis merkezli bir yığın
hurafenin örüldüğü bir gerçektir. Fakat aynı hadisleri,
eşlerini horlayıp aşağılamayan müslümanlar da
bilmektedirler. Yani sırf hadislerin varlığı kadının
horlanmasında başlıca amil değildir. Esas neden,
erkeklerdeki (ve tabi kadınlarda da) Kur’an bilgisinin
ve Kur’an eğitiminin olmayışıdır. Kötü ahlaklı kimseler
için uydurma hadisler belki sadece dayanaktırlar. Aynı
erkekler, bildikleri başka pek çok hadisle amel
etmemektedirler. Şu halde, hem erkeğin hem de kadının
ahlakını düzeltmek için İslamî irşad görevine hız vermek
durumundayız.
© 2002 İktibas |