Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin

                                                                                       YIL 20. SAYI 283 Temmuz 2002

                                  

Anasayfa
Selam İle
Yorum
Kavram
Düşünce  
Çeviri
Lokal Etkinlik
Sanat Edebiyat
Mektup
Gündem
Ayın Başlıkları

 

 

Mümtehine İnanır / Nevşehir

Soru- 1: Sizin savunduğunuz görüşler fitneci insanlar arasında dolaşmaktadır. Bundan rahatsız olmuyor musunuz? Onlara cevap verme gereği duymuyor musunuz?

Cevap: Sayın İnanır, sorularınızı motamot değil de birazcık ihtisar ederek yazdık. Bizim savunduğumuz görüşler, bizim doğrularımız, bizim inandığımız değerler ‘fitneci’ olarak adlandırdığınız kimseler (her kimse onlar?) tarafından da şu veya bu şekilde sahiplenilmekte olabilir. Bunun önüne hiç kimse geçemez. Bunlara siz sahip olamazsınız deme hakkımız da yoktur zaten. Bize düşen, kendi değerlerimizi, inanç ve fikirlerimizi kendi şahsımızda en iyi şekilde temsil etmektir. Bir başka anlatımla, söylem olarak var olan bu değerlerimize fiiliyatta layık olabilmektir. Bunun ötesinde, inanç ve fikirlerimizi kamuoyuna, bilgilenmemiş insanlara yanlış aksettirenler varsa, hakkı batıl, batılı hak gösterenler varsa onları tenkid etmeyi bir hak ve vazife biliriz. Kamuoyuna açıklanan bir düşünceyi tenkid etmek insani/medeni bir haktır. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

İktibas’ın savunduğu doğruların son yıllarda, pek çok grup ve kişi tarafından sahiplenildiğini biz de biliyoruz. Elbette bunlar bizi sadece sevindirir. Örneğin, daha düne kadar ‘Kur’an meali okumayı’ neredeyse dinden çıkmak gibi algılayan birçok cemaat ve tarikatın yayın organlarında Kur’an meali okumanın tavsiye edildiğini görmekteyiz. Bunlar gerçekten bizi sevindirir. Umarız ve isteriz ki kendilerini İslamla tanımlayan gruplar ve fertler Kur’an’ı doğru biçimde anlamalarını engelleyen bütün önyargılarını terk etsinler.

Yalnız burada, çok önemsediğimiz şu hususa bilhassa dikkatinizi çekmek isteriz. Görüntü bizi aldatmamalıdır. Çok zaman birbirinin aynısı sandığımız şeylere birazcık dikkat ettiğimizde aslında "var aslında birbirinden epeyce farkı" olduğunu görürüz. Siz de sorunuzda ‘fitneci’lere atıfta bulunuyorsunuz. Eğer bir adam gerçekten fitneci ise, bizimle aynı doğruları savunması mümkün değildir. Olsa olsa o kişi doğruları kendi fitnesi için bir paravan olarak kullanmaktadır. Savunulan bir fikrin nerede, ne amaçla kullanıldığına, öncesi ve sonrasına da bakmak gerekir. Bir örnek vermek gerekirse, biz "dinde zorlama yoktur" inancını taşıyoruz ve bunu bir fikir halinde işliyoruz. Buraya bina ettiğimiz Kur’an merkezli düşüncelerimiz vardır. Aynı şekilde sosyal demokrat birisi de "dinde zorlama yoktur" düşüncesini taşıyor ve hatta dinin en çok beğendiği tarafı da budur belki... Şimdi bu iki kesimin aynı düşünceye sahip olduğunu iddia edebilir misiniz? Sosyal demokratın temel hareket noktası bellidir: Müslümanlar tarafından dini yaşantıya zorlanacağına dair bir korkusu vardır. Ayrıca, müslümanların tebliğ faaliyetlerini de bu söylemle engellemek istemektedir. Müslümanınki ise tamamen Kur’an merkezlidir ve tebliğde şiddete dayanmamayı içermektedir.

Soru-2: Sizler meal okuyun fikrini Yaşar Nuri Öztürk’den önce savunuyordunuz. Nedense  bu dönemde meal okumak onların gündemini oluşturuyor. Bu, dini bir istismar mıdır?

Cevap: Evet doğrudur, biz İktibas dergisi olarak 1981 yılından beri, tam 22 yıldır Kur’an’ı okuyun diyoruz. Kur’an’ı okumak, Kur’an’ın dilini (Arapça’yı) bilenler için Arapça, bilmeyenler için de bildikleri dildeki çevirilerinden okumak anlamına gelmektedir. Bahsettiğiniz kişi ve başkaları da Kur’an meali okuyun dediler. Fakat bu konuyu da öncelikle birinci sorunuza verdiğimiz cevap bağlamında değerlendirmek gerekmektedir.

Biz Kur’an okuyun dedik ve diyoruz. Okuyacağımız esas kaynak budur. Ama biz hiçbir zaman Protestanik bir tarz ve amaçla Kur’an meali okuyun demedik. Bundan 22 sene önce ne diyorduysak, şimdi de aynısını söylüyoruz. Ömrümüz olduğu sürece 22 sene sonra da, daha sonrasında da aynısını söyleyeceğiz. Biz hiçbir zaman konjonktürel davranmadık ve konuşmadık. Sosyeteye ya da bazı güç odaklarına kendimizi beğendirme gereği hiç duymadık. Kur’an’daki başörtüsü gibi ayetleri zamanın şartlarına göre yorumlamadık Siyasi mercilere din danışmanlığı yapmadık. Laiklik, demokrasi gibi kavramları İslamî kavramlarla bağdaştırma çabasına girmedik, girmeyeceğiz. İşte bizim ‘Kur’an okumamız’ böyledir.

Örneklendirmeye çalıştığımız konularda tabi ki istismar, hem de en vahim biçimiyle  söz konusudur. Şüphesiz herkes kendi hesabını Allah’a kendisi verecektir. Biz ise belirttiğimiz gibi, kimseye sövmeden, Allah’ın öğrettiği edep sınırları dışına çıkmaksızın tenkid görevimizi yapmaya devam edeceğiz.

Soru- 3: Kendilerine ‘müslümanım’ diyenler tarafından da kadınların aşağılanıp horlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadınların onuru nasıl kurtarılabilir? Bu konuda uydurma hadislerin rolü var mı?

Cevap: Kadınların aşağılanıp horlanması elbette gayrı ahlakidir, gayrı insanidir ve gayri İslamîdir. Hele de bunu ‘müslümanım’ diyenler yapıyorsa bu daha da kötüdür. Çünkü müslümanın günlük hayatı Allah’ı razı edecek ölçülerde olmalıdır. Bununla beraber, genel ve soyut bir konudan bahsediyorsunuz. Kadınların aşağılanması derken mutlaka bildiğiniz, tanık olduğunuz olaylar vardır. Onları biz bilmediğimiz için genel olarak söylüyoruz, sizin bildiğiniz örneklerle bizim tahmin ettiklerimiz örtüşüyor mu, bilemiyoruz. Ancak şu var ki, aşağılandığını söyleyen kadınlar da zaman zaman subjektif ve hissi davranmış olabilirler. Sloganik bir şekilde ayağı yere basmayan yorumlarla ne erkekleri, ne de kadınları baştan mahkum etmek istemeyiz. Unutmamak gerekir ki, Peygamberin eşleri bile onu bunaltmışlar ve Kur’an’ın 33/Ahzap, 28-29. ayetlerinin inmesine vesile olmuşlardı. Pek çok ailede gerek eşler arasında, gerekse ebeveynle çocuklar arasında geçimsizlikler yaşandığı herkesin malumudur. Fakat suç her zaman tek taraflı olmamaktadır. Önemli olan müslüman kadın ve erkeklerin birbirlerini kardeş / veli bilmeleri ve birbirlerine merhametle, saygıyla yaklaşmalarıdır.

İlk bakışta erkeklere biraz daha fazla iş düşüyor gibiyse de, bu konuda kadınların da atması gereken çok önemli adımlar var. Bununla birlikte kadınları aşağılayıcı, şiddet kullanıcı tavırları hiçbir şekilde onaylamıyor ve müslüman erkeklere Allah’ın emaneti olan hanımları konusunda ‘Allah’dan korkmalarını’ tavsiye ediyoruz

Kadınların onuru bizce erkeklerin onuru ile birlikte kurtarılabilir. Daha doğrusu onurlarını kurtaracak olan kadın ve erkeğin kendisidir. Bu uğurda Allah’dan yardım istemeyi asla unutmamalıyız...

Kadınların aşağılanmasında elbette uydurma hadislerin rolü vardır. İslami kültürde kadın etrafında hadis merkezli bir yığın hurafenin örüldüğü bir gerçektir. Fakat aynı hadisleri, eşlerini horlayıp aşağılamayan müslümanlar da bilmektedirler. Yani sırf hadislerin varlığı kadının horlanmasında başlıca amil değildir. Esas neden, erkeklerdeki (ve tabi kadınlarda da) Kur’an bilgisinin ve Kur’an eğitiminin olmayışıdır. Kötü ahlaklı kimseler için uydurma hadisler belki sadece dayanaktırlar. Aynı erkekler, bildikleri başka pek çok hadisle amel etmemektedirler. Şu halde, hem erkeğin hem de kadının ahlakını düzeltmek için İslamî irşad görevine hız vermek durumundayız.

 

© 2002 İktibas  

Designed by medem        Anlam BASIN YAYIN Arsiv Abone olmak icin