|
Filistin Şiirleri Antolojisi
Cuma KELEBEK
"Şiir"
diyordu Şiirin Saati’nde, John Berger, "kanayan yaraya
seslenir." (Çev: Gönül Çapan, Adam Yay. İst. 1988, s.
65) Zulümlerin hüküm sürdüğü coğrafyalarda hangi
çağrışımları taşımaz ki şiir?.. Başta, önüne geçilmez
bir karşı koyma aracı... Ölümsüz bir diriliş cevheri...
Ayakta kalabilme hamlesinin tutanağı... Derin bir iç
sızısı... Durmaksızın süren kanama... O toprakların
şiirini, uygarlık numarasına yatan dünyanın aydınlarına,
medyasına, tarihçilerine, kıpırtısızca tanıklık
yapanlarına, kayıt tutucularına atılan bir şamar olarak
da okuyabilirsiniz.
Şiir, 21.
Yüzyıla talihsiz adımlarla girdi. Gerçi, önceki yüzyıla
veda edişi de pek şanslı sayılmazdı. Dünya denen
kütlenin değişik mekânlarında, nasıl da kötü bir kaderi
yaşıyordu şiir...
Ve şu sonuncu
çağın başlangıcı ne zilletler, ne felaketler, ne
yıkıntılardı öyle?.. Bunlar, yalnız televizyon
ekranlarındaki görüntüleriyle gözlerimize ve
kulaklarımıza zımbalanmakla kalmadı... Daha da ötede,
kalbimize, beynimize, tüm bedenimize kostüm olarak
giydirildi. İnsanlık, insanlık-dışı kılınmaya, silik ve
sinik bırakılmaya, son kertede "yok" edilme aşamasına
getirildi... Elbette, bu etkinliklerin uygulayıcısı
emperyalist saldırılar halinde gösterdi kendisini.
Öyledir,
kanla beslenen emperyalist sûret, yüzyılımızın şu ilk
yıllarında Şaron/İsrail adı/görüntüsü ile Cenin’de,
Celile’de, Ramallah’ta, nârin Kenan İli’nde kurşun, top,
tank ve toplama kamplarındaki işkencelerden oluşan bir
cehennem kurdu. Evleri yerle bir edilen, sokak ortasında
başına kurşun sıkılan, toplama kamplarında topluca
‘halledilen’ insanlar... Ve ötede, modern dünyada "yok"
edilme noktasına getirilen "tanık" = insanlık!..
İnsanlık
"yok" oldu, fakat yok olmayan bir şey hâlâ vardı:
Şiir... İşte, on yıllara, hatta yüzyıllara uzanan bir
geçmişi ve yaşanan zamanı kapsayan "Filistin yangını",
şair duyarlığını ve şiiri her daim yanında hissetti.
Diğer bir deyişle, yok olan her şeye, her şeylere
karşın, şair ve şiir, insanlığı ve Filistin’i bırakmadı.
Tersine, uzun zamanlı işgal günlerinde, çığlık
gecelerinde, kan göllerinde, tank paletlerinin altında,
namluların ucunda, talan ülkesinin tiz çığlığı, yanık
sesi, ürperen ruhu oldu...
Filistin
şiiri!.. Yukarıdan beri ele aldığımız şiir, başta
Filistin şiiridir kuşkusuz... Yani, Filistinli şairlerce
ıstırabın ortasından yazılan şiir... Filistinli
şairlerin yanısıra, Filistinli’nin yanında yer alarak
şiir yazan başka ulusların şairleri yok mu? Var elbet.
Bunların hepsini, başta Filistinli şairlerin ele avuca
sığmaz bir can bahşedici olarak tasarladıkları
dizelerini; bunların yanında Lübnanlı, Mısırlı,
Suriyeli, Faslı, Cezayirli, Japonyalı ve en çok da
Türkiyeli şairlerin Filistin aşkıyla atan yürek
sızılarını Nurettin Durman derlemiş, toparlamış bir
kitap halinde bizlere sunmuş: Filistin Şiirleri
Antolojisi (Anka Yay., İst., Ekim 2001, 256 s.)...
İşte
Lübnan’dan Salim el-Zürkali: "Şiirin aşındırdığı vatan
hasreti o kadar ağır ki" diyor "Filistin" (s. 23) adlı
şiirinde: "volkan gibi püskürt öfkeni/ey Filistin
övünçlerimizin incisi" diye de ekliyor...
Filistinli
İbrahim Tukan, "Kılıç ve kalem/Simgemizdir bizim"
diyerek Filistin’in kaderini kısaca özetlerken, geleceğe
de muştular veriyor "Benim Ülkem" (s. 25) de: "Ölüm
şerbetini içeceğiz/Ama asla köle olmayacağız."
Bir başka
Filistinli, Abdülkerim el-Kermî, "Elbet Döneceğiz" (s.
37)de İbrahim Tukan’ın inançlarına ortak oluyor: "Ah
Filistin, nasıl uyurum/İşkence bağı gözlerimdeyken/
(...) Dostum soruyor bana: ‘Buluşacak mıyız
yine?’/’Geri dönecek miyiz?’/Evet! Döneceğiz ve serin
toprağı öpeceğiz/Dudaklarımızda o kızıl arzu ile/Yarın
döneceğiz"
Suriye’den
Nizar Kabbani, "Kudüs" (s. 47) başlıklı şiirinde "Kim
durdurur düşmanları/Sana karşı ey dinlerin
gerdanlığı/Kim siler kanları duvar taşlarından/İncil’i
kim kurtarır/Kur’an’ı kim kurtarır/Kim kurtarır İsa’yı
öldürenlerden/İnsanı kim kurtarır" diye sorar.
"Biz Burada
Kalacağız" (s. 55) başlıklı şiirinde Tevfik el-Zeyyat,
"Susarsak eğer/Taşları sıkacağız/Acıkırsak/Çamurla
doyacağız/Ama asla terk etmeyeceğiz/Kanımız masumdur/Ama
çekinmeyeceğiz dökmekten onu" diye seslenir.
Türkiye’den
Sezai Karakoç, "Alınyazısı Saati" (s. 63) şiirinde,
"Gülle kusuyor ana rahmi/Bomba parçalıyor beynini
bebeğin./ Tanklar saldırıyor evlere bir anda ev yok tank
var/Uçak var gök yok utanç var/Ve kime karşı bütün
bunlar/Masûm insanlara karşı" diyerek olan biteni
özetliyor...
Cahit
Zarifoğlu "Daralan Vakitler" (s. 87) şiirinde "Ey
filistin kar kar toprağını/yoğur gazabını yaradanın..."
dizeleriyle Filistinli’nin direnişine katılır...
Mahmud
Derviş, "Muhammed" (s. 98) başlıklı şiirinde daha yakın
zamanlarda babasının kucağında İsrail askerlerinin
kurşunlarıyla can veren Muhammed Rami’yi anlatır:
"Muhammed,/babasının kucağına sığınmış ürkek bir
kuş/korkuyor göğün cehenneminden:/koru beni babacığım,
yukarda uçuşanlardan/benim kanatlarım küçük, dayanmaz bu
rüzgâra/ve ışıklar kör"...
Refik Durbaş,
"Siyah Bir Acıda" (s. 115) şiiriyle duygularını
Filistin’e yönlendirir: "Adı silinse bile ölümün/ateşin
yüreğinden. Niye susmalı/yaşayacak bin bulut
uçurumunda/bir rüzgâr kıvılcımında her sabah/Şatilla’da
öldürülen çocukların/yüz bin umut çığlığı.
Metin Önal
Mengüşoğlu "Filistinli Çocuklar" (s. 135) şiirinde
"Küçük canlarınızı telef etse de/Düşman/Ve mahzun
bakışlarınız yere/Binlerce yıldız ekse de/Su yerine kan
aksa da/Çeşmelerinizden/Siz yine
benim/Kalbimde/Saklısınız/Çocuklar" der...
Japon şairi
Şuhatşi Takatu "Filistin Zeytini" (s. 141) başlığıyla
Türkçe’ye çevrilen şiiriyle katılır Filistinli’nin
özgürlük savaşımına...
Filistin
Şiirleri Antolojisi, Türkçe’de yayımlanan Filistin
konulu/kaynaklı ilk antoloji değil. 1974’de yayımlanan
ve A. Kadir, A. Timuçin ve Süleyman Şalom üçlüsü
tarafından hazırlanan Filistin Şiiri isimli kitap bu
alanda bir ilk. Fakat, iki antoloji arasında farklı
noktalar yok değil: Sözgelimi ilki, Filistin şiirini
değişik yönleriyle tanımamızı sağlayan, farklı temaları
işleyen bir antolojiydi. Buna karşılık Nurettin
Durman’ın Filistin Şiirleri Antolojisi’nin amacı
Filistin şiirini tanıtmanın ötesinde bir amaca
yöneliyor: Filistin’de "kanayan yaraya" dikkat çekmek.
Bunu yaparken de Filistinli şairlerle yetinmiyor.
Filistin’e gönül bağı olan başka toplumların şairlerine
uzanıyor. Durman, bu noktada, Filistin Şiiri’nde ve
hatta Nuri Pakdil’in hazırlamış olduğu Arap Şiiri
Antolojisi’nde yer alan "Kudüs ve Filistin temalı
şiirleri" de kitabına aldığını belirtmektedir.
Filistin
Şiirleri Antolojisi’nde dikkatimizi çeken diğer
hususları da belirtelim: Nurettin Durman, antolojinin
başına Nuri Pakdil’in "Kudüs’ü Düşünme Saati" başlıklı
küçük bir yazısını yerleştirmiş. Başka alıntılar da var:
"Kudüs", "Filistin" ve "Filistin Edebiyatı" başlığını
taşıyan üç ayrı yazı, Büyük Larousse’dan buraya
aktarılmış. Filistin Şiirleri Antolojisi’nin
kusurlarından birisini bizce bu aktarmalar oluşturuyor.
Oysa, bu bölümler yeni bir araştırma ile özgün metinler
haline getirilebilirdi. Ve başka eksiklikler: Antolojide
şiirlerine yer verilen şairlerin kısa biyografileri
sunulabilir, Filistin edebiyatı ile ilgili Türkçe
yazıların kaynakçası eklenebilirdi. Ve olumlu bir nokta:
Antolojinin görsel unsurlarla desteklenmesi, orijinal
ebatlarla basılması takdir edilmelidir.
Fakat kitabın
bütün bu dış özellikleri bir tarafta kalsın. Çünkü bu
kitabı, İsrail’in Filistin’i her şeyiyle talan ettiği
günlerde okudum ben. İşbu yazıyı yazdığım saatlerde, ABD
ile İsrail’in barış adı altında sürdürdükleri küstah el
sıkışmaları yayılıyordu ekranlardan boşluğa. Yeni
işgalleri plânlama görüşmeleri, ‘Filistin’de reform
yapmalıyız’ şeklindeki sözlerle bitiriliyordu, Beyaz
Saray’da...
Bir yazısında
Gülsüm Cengiz şunları dile getirmişti: "Türkiye de bu
‘barış’ planına destek veriyor. ABD’nin isteği
doğrultusunda ilişkiler kuruyor İsrail ile. Kendisi,
emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı vermiş bir
halkın evladı olarak; Türkiyeli bir aydın, bir şair
olarak bundan utanç duyuyorum." (Evrensel gazetesi, 24.
08. 2001) Filistin Şiirleri Antolojisi, bu utancı
paylaşanlar için küçük bir teselli olabilir.
© 2002 İktibas |